Prof. Dr. Dilek Takımcı: “Yapay zekâ, nitelikli bilgi üretilmezse krize girebilir”
Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Dilek Takımcı, Uğur Mumcu’nun belgeye dayalı araştırmacı gazetecilik anlayışının dijital çağda daha da önem kazandığını söyledi. Yapay zekânın mevcut bilgi birikimiyle beslendiğine dikkat çeken Takımcı, özgün ve güvenilir içerik üretiminin zayıflamasının gelecekte ciddi bir “bilgi krizine” yol açabileceğini belirtti.
Dijitalleşmenin gazetecilik ve iletişim eğitiminde meydana getirdiği dönüşümü değerlendiren Prof. Dr. Dilek Takımcı, araştırmacı gazeteciliğin temelinde belgeye ulaşma, ilişkileri ortaya çıkarma ve görünen olayın arkasındaki gerçeği araştırma sorumluluğunun bulunduğunu vurguladı.
Ege Üniversitesi kayıtlarında Radyo, Televizyon ve Sinema alanında öğretim üyesi olarak yer alan Takımcı; sinema, anlatı ve medya çalışmaları alanında dersler veriyor. Ege Üniversitesi akademik kaydı
“Uğur Mumcu’yu farklılaştıran, gerçeğin arkasındaki gerçeği bulmasıydı”
Uğur Mumcu’nun hukuk eğitiminin gazetecilik anlayışı üzerindeki etkisine dikkat çeken Takımcı, Mumcu’nun haberlerini yalnızca açıklamalara veya iddialara dayandırmadığını ifade etti.
Takımcı, araştırmacı gazeteciliğin önemini şu sözlerle anlattı:
“Uğur Mumcu’yu Uğur Mumcu yapan, sıradan bir gazetecilik anlayışı değildi. Onun temel özelliği, görünen gerçeğin arkasındaki asıl gerçeği keşfedebilmesiydi. Bir olaydan kimlerin çıkar sağladığını ve hangi ilişki ağlarının bulunduğunu araştırır, bunu da sözlerle değil belgelerle ortaya koyardı.”
Mumcu’nun yıllar önce araştırdığı bazı bağlantıların Türkiye’de daha sonra yaşanan gelişmelerle birlikte yeniden gündeme geldiğini belirten Takımcı, gerçek aydınlara ve araştırmacı gazetecilere verilen değerin sorgulanması gerektiğini söyledi.
Araştırmacı gazetecilik dersi müfredata alındı
Takımcı, bu gazetecilik anlayışını öğrencilere aktarabilmek amacıyla üniversitede “Araştırmacı Gazetecilik” dersi açtıklarını belirtti.
Gazetecilik eğitiminin haberin doğruluğunu araştırmayı, belgeye ulaşmayı ve temel gazetecilik sorularını eksiksiz biçimde yöneltmeyi kapsadığını kaydeden Takımcı, akademide aktarılan mesleki ilkelerin medya sektöründe her zaman karşılık bulamadığına da işaret etti.
Takımcı, “Biz bu ilkeleri akademide öğretiyoruz. Ancak öğrenciler sektöre girdiklerinde, eğitim sırasında aktarılan bilgilerin ve gazetecilikte olması gereken standartların her zaman uygulanmadığını görebiliyorlar” dedi.
Dijital çağda doğru bilgi sorunu
Yanlış ve yanıltıcı içeriklerin dijital platformlarda hızla yayılmasının gazeteciliğin sorumluluğunu artırdığını vurgulayan Takımcı, kullanıcıların internette karşılaştıkları her içeriği gerçek kabul etme eğiliminin önemli bir risk oluşturduğunu söyledi.
Bu şartlar altında Uğur Mumcu’nun belgeye, araştırmaya ve doğrulamaya dayanan gazetecilik anlayışının daha da güncel hâle geldiğini ifade eden Takımcı, güvenilir habere ulaşmanın dijital çağın temel sorunlarından biri olduğunu kaydetti.
“Yapay zekânın sunduğu bilgi ne kadar güvenilir?”
Konuşmasında yapay zekâ tartışmalarına da değinen Takımcı, teknolojinin olduğundan daha güçlü ve her şeyi kendi başına üretebilen bir yapı gibi algılanmaması gerektiğini belirtti.
Yapay zekâ sistemlerinin büyük ölçüde mevcut insan üretimi içeriklerden beslendiğine işaret eden Takımcı, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Yapay zekânın ürettiği bilgilerin ne kadar sağlıklı olduğunu sorgulamamız gerekiyor. Bilgiyi nereden aldığı, mevcut bir içeriği mi kullandığı ve sunduğu verilerin doğrulanıp doğrulanmadığı büyük önem taşıyor.”
Takımcı’ya göre yapay zekâ çıktıları, kaynağı bilinmeden ve bağımsız biçimde doğrulanmadan güvenilir bilgi veya gazetecilik ürünü olarak kabul edilmemeli.
“Nitelikli içerik üretimi azalırsa sistem kendi çıktılarıyla beslenecek”
Yapay zekânın önümüzdeki yıllarda karşılaşabileceği en önemli sorunlardan birinin nitelikli veri eksikliği olabileceğini savunan Takımcı, özgün düşünce ve güvenilir içerik üretiminin azalmasının teknolojik sistemleri de etkileyeceğini dile getirdi.
Takımcı, “Şimdiye kadar üretilen nitelikli bilgiler yapay zekâ sistemlerinin eğitiminde kullanıldı. Ancak özgün ve kaliteli bilgi üretimi azalırsa, gelecekte yapay zekâyı besleyecek güvenilir içerik bulmak zorlaşabilir. Bu durum 2030’lu yıllarda bir bilgi krizine dönüşebilir” dedi.
Bu öngörü, konuşmacının değerlendirmesidir; kesinleşmiş bir tarih veya bilimsel mutabakat olarak görülmemelidir.
Senaryo eğitiminde yeni yöntem arayışı
Senaryo yazarlığı dersleri de veren Takımcı, dijital ortamda yetişen öğrencilerin öğrenme ve içerik tüketme alışkanlıklarının değiştiğini anlattı. Öğrencilerin uzun metinlere ve uzun metrajlı filmlere ilgisinin azaldığını, bazı filmlerin hızlandırılarak izlendiğini belirten Takımcı, klasik öğretim yöntemlerinin tek başına yeterli olmadığını söyledi.
Bu nedenle yapay zekâyı öğrencilerin yerine senaryo yazan bir araç olarak değil, yaratıcı düşünceyi ve görsel anlatımı geliştirebilecek bir uygulama alanı olarak değerlendirdiğini kaydetti.
Umberto Eco’nun “açık yapıt” yaklaşımı
Takımcı, geliştirdiği eğitim modelinde İtalyan yazar ve düşünür Umberto Eco’nun “açık yapıt” yaklaşımından yararlandığını belirtti. Bu yaklaşıma göre sanat eseri farklı yorumlara açık olsa da söz konusu özgürlük sınırsız ve kuralsız bir anlam üretimi anlamına gelmiyor.
Müzikte aynı bestenin farklı sanatçılar tarafından farklı biçimlerde yorumlanmasını örnek gösteren Takımcı, benzer bir yöntemin senaryo eğitiminde de uygulanabileceğini ifade etti. Öğrencilerden önce bir sayfayı geçmeyen kısa film özetleri hazırlamalarını istediğini, ardından karakter, olay örgüsü ve görsel anlatım bileşenlerini yapay zekâ yardımıyla geliştirmeye başladıklarını anlattı.
Yapay zekâ amaç değil, yaratıcı bir araç
Takımcı’nın yaklaşımına göre yapay zekâ, insan yaratıcılığının yerini alan bağımsız bir “yazar” olarak değil, öğrencinin düşüncesini geliştiren ve farklı anlatım olasılıklarını görmesini sağlayan yardımcı bir araç olarak kullanılmalı.
Bu yöntemde özgün fikrin, etik sorumluluğun ve son kararın insanda kalması gerektiğini vurgulayan Takımcı, dijital teknolojilerin eğitimde verimli kullanılabilmesi için öğrencilere eleştirel düşünme, kaynak sorgulama ve doğrulama becerilerinin kazandırılmasının önemine dikkat çekti.