Aynı gece, iki Almanya: Berlin’de Die Linke, Mecklenburg-Vorpommern’de AfD birinci

20 Eylül 2026 seçimleri Almanya’nın siyasi haritasında birbirinden tamamen farklı iki tablo ortaya çıkardı. Berlin’de Die Linke yüzde 25,7 ile birinci olurken Mecklenburg-Vorpommern’de AfD yüzde 38,2’ye ulaştı. CDU, Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde 5 barajının altında kalarak Federal Almanya tarihinde ilk kez bir eyalet parlamentosuna giremedi. Berlin’de ise seçimin ardından koalisyon, konutların toplumsallaştırılması, federal hükümetin buna karşı hazırladığı düzenleme, antisemitizm ve güvenlik tartışmaları siyasetin merkezine yerleşti.

Aynı gece, iki Almanya: Berlin’de Die Linke, Mecklenburg-Vorpommern’de AfD birinci
20 Eylül 2026 seçimleri, Almanya’da aynı gecede iki farklı siyasi tabloyu ortaya çıkardı: Berlin’de Die Linke, Mecklenburg-Vorpommern’de AfD sandıktan birinci çıktı.

20 Eylül gecesi sandıklar kapandığında Almanya’da tek bir siyasi eğilimden söz etmek mümkün değildi. Başkent Berlin’de seçmenin tercihi Die Linke yönünde belirgin biçimde değişirken, yaklaşık 200 kilometre kuzeydeki Mecklenburg-Vorpommern’de AfD sandıktan birinci çıktı. İki hafta önce Sachsen-Anhalt’ta yapılan seçim de tabloya eklendiğinde, Eylül 2026 sonuçları Almanya’da geleneksel büyük partilerin önemli kayıplar yaşadığı, fakat bu kayıplardan yararlanan partilerin eyaletten eyalete değiştiği bir siyasi görünüm ortaya koyuyor. Dosyanın ana tezi de bu karşıtlık üzerine kuruluyor: aynı dönemde sandığa giden seçmenler, Berlin’de Die Linke’yi, iki doğu eyaletinde ise AfD’yi güçlü biçimde öne çıkardı. 

Berlin’de seçim dengeleri altüst oldu

Berlin Eyalet Seçim Kurulu’nun 21 Eylül tarihli geçici sonucuna göre Die Linke ikinci oylarda yüzde 25,7 ile birinci parti oldu. CDU yüzde 18,8, AfD yüzde 16,3, Yeşiller yüzde 14,3, SPD yüzde 12,1, BSW yüzde 4,7, FDP ise yüzde 2,5 aldı. Katılım yüzde 74,2 olarak gerçekleşti. Die Linke 468 bin 60 ikinci oy alırken 2023’e kıyasla 13,4 puanlık artış kaydetti. CDU 9,5, SPD 6,3 ve Yeşiller 4,1 puan geriledi. 

Sonucun tarihsel boyutu 1990’a kadar uzanan Berlin seçim serisinde daha belirgin görülüyor. 1990’da CDU yüzde 40,4, SPD yüzde 30,4 oy alırken, o dönem PDS adıyla yarışan bugünkü Die Linke’nin siyasi öncülü yüzde 9,2’deydi. 2026’da CDU yüzde 18,8’e, SPD yüzde 12,1’e gerilerken Die Linke yüzde 25,7’ye yükseldi. SPD ve CDU’nun toplam oyu 2001’de yüzde 53,5 iken 2026’da yüzde 30,9’a indi. Dosyada bu değişim, Berlin siyasetinde tek bir seçim gecesine değil, uzun yıllara yayılan seçmen hareketliliğine işaret eden bir gelişme olarak değerlendiriliyor. 

Geçici sandalye hesabında yeni Abgeordnetenhaus’un 158 üyeden oluşması ve hükümet çoğunluğu için 80 sandalye gerekmesi bekleniyor. Dosyada kullanılan dağılıma göre Die Linke 47, CDU 34, AfD 29, Yeşiller 26, SPD ise 22 sandalyeye sahip oluyor. BSW ve FDP yüzde 5 barajını aşamadıkları için bu hesaplamada parlamentoya giremiyor. Bu sayılar kesin resmî sonucun ilanına kadar geçici nitelikte. 

İlk kez 16 ve 17 yaşındakiler de oy kullandı

2026 seçiminin Berlin açısından bir başka özelliği, 16 ve 17 yaşındaki gençlerin ilk kez Abgeordnetenhaus seçiminde oy kullanabilmesiydi. Berlin’de eyalet seçimleri için seçme yaşı 16’ya indirilmişti. 

Seçim sonrası araştırmalarda genç seçmenin davranışı dikkat çekti. 16-24 yaş grubunda Die Linke’nin oranı yüzde 46 olarak ölçüldü. Farklı seçim araştırmalarında kullanılan yaş grupları değişse de gençlerde partinin genel Berlin sonucunun belirgin biçimde üzerinde destek aldığı görülüyor. 

Dosyada aynı zamanda Berlin’de yaşayan fakat Alman vatandaşı olmadığı için Abgeordnetenhaus seçiminde oy kullanamayan geniş nüfusa dikkat çekiliyor. Bu kesim de kira, ulaşım, okul, sağlık sistemi ve kamu idaresi gibi eyalet politikalarından doğrudan etkileniyor. Berlin mevzuatına göre Abgeordnetenhaus seçiminde Alman vatandaşlığı şartı bulunurken, AB vatandaşları ilçe meclisi seçimlerinde oy kullanabiliyor. 

Mecklenburg-Vorpommern’de AfD yüzde 38,2

Berlin ile aynı gün sandığa giden Mecklenburg-Vorpommern’de siyasi tablo ters yönde gelişti. AfD yüzde 38,2 ile birinci parti oldu. SPD yüzde 35,5, Die Linke yüzde 6,5, Yeşiller yüzde 5,7 aldı. CDU yüzde 4,9, BSW yüzde 4,8, FDP ise yüzde 1 ile barajın altında kaldı.

AfD’nin 2021’deki yüzde 16,7’lik oyunu yüzde 38,2’ye çıkarması seçimdeki en büyük değişimlerden biri oldu. SPD yüzde 39,6’dan yüzde 35,5’e geriledi. Katılım ise yüzde 70,8’den yüzde 78,1’e yükseldi. 

CDU açısından sonuç tarihî nitelik taşıyor. Parti yüzde 4,9 ile Federal Almanya Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir eyalet parlamentosuna giremedi. Geçici sandalye dağılımında AfD 32, SPD 29, Die Linke ve Yeşiller beşer milletvekili çıkarıyor. SPD, Die Linke ve Yeşiller birlikte parlamento çoğunluğuna sahip olabiliyor. AfD birinci parti olmasına rağmen diğer partiler AfD ile koalisyon kurmayacaklarını açıkladı. 

Bu durum Alman parlamenter sisteminin temel kuralını bir kez daha görünür hale getirdi: hükümeti otomatik olarak en çok oy alan parti değil, parlamentoda çoğunluğu oluşturabilen siyasi güçler kuruyor.

Sachsen-Anhalt sonucu tabloyu daha da belirginleştirdi

20 Eylül’den iki hafta önce, 6 Eylül’de Sachsen-Anhalt’ta yapılan seçimde AfD yüzde 43,8 ile birinci olmuştu. CDU yüzde 17,2, SPD yüzde 9,3, Yeşiller yüzde 8,9, Die Linke yüzde 8,6, BSW ise yüzde 5,3 aldı. 22 Eylül’de ilan edilen kesin sonuçta sandalye dağılımının değişmediği açıklandı. 

Bu üç seçim birlikte değerlendirildiğinde ortak nokta, CDU ve SPD gibi uzun yıllardır federal ve eyalet düzeylerinde belirleyici olan partilerin ciddi kayıplar yaşaması. Ancak seçmen hareketinin yönü aynı değil. Berlin’de Die Linke güçlenirken Mecklenburg-Vorpommern ve Sachsen-Anhalt’ta AfD öne çıktı.

Dosyada bu sonuç, seçmenin ülke çapında tek biçimli biçimde sağa veya sola kaymasından ziyade, farklı bölgelerde farklı siyasi alternatiflere yönelmesi şeklinde yorumlanıyor. Bu bir analiz çerçevesi; seçmenlerin bireysel motivasyonlarını tek nedenle açıklamak mümkün değil. 

Berlin’de iki temel üçlü koalisyon hesabı

Berlin’de hükümetin nasıl kurulacağı şimdi seçim sonucunun önündeki en önemli soru.

Dosyada yer alan geçici sandalye hesabıyla Die Linke, Yeşiller ve SPD’nin toplamı 95 sandalye ediyor. CDU, Yeşiller ve SPD ise 82 sandalyeye ulaşıyor. Her iki kombinasyon da 80 sandalyelik çoğunluk eşiğini geçiyor. 

Partilerin ikinci oy oranları toplandığında Die Linke-Yeşiller-SPD seçeneği yüzde 52,1, CDU-Yeşiller-SPD seçeneği yüzde 45,2 ediyor. Bununla birlikte parlamenter sistemde hükümetin hukuki meşruiyeti partilerin toplam oylarının yüzde 50’yi aşmasına değil, mecliste gerekli çoğunluğu sağlamalarına bağlı. Seçmenler oy pusulasında bir koalisyona değil, partilere oy verdiği için iki farklı ölçünün birbirinden ayrılması gerekiyor. 

Dolayısıyla sandıkta birinci çıkmak hükümet kurma hakkını tek başına garanti etmiyor; aynı şekilde birinci partinin hükümet dışında kalması da tek başına demokratik kurallara aykırılık anlamına gelmiyor. Belirleyici süreç, partiler arasındaki görüşmeler ve Abgeordnetenhaus’ta kurulabilecek çoğunluk olacak.

24 Eylül itibarıyla ilk temaslar başladı

Seçimden sonraki günlerde Die Linke, Yeşiller ve SPD ile görüşme arayışına girdi. 23 Eylül’de Die Linke ile Yeşiller arasında ilk resmî ön görüşme yapıldı. Taraflar, olası sondaj görüşmelerinden önce güvenlik, Yahudi ve queer yaşamının korunması, antisemitizm ve ırkçılıkla mücadele ile toplumsal birlik konularının ele alınmasını kararlaştırdı.

23 Eylül itibarıyla SPD ile aynı nitelikte bir görüşme henüz yapılmamıştı. Die Linke’nin cuma günü parti kongresinde resmî sondaj görüşmelerine başlanıp başlanmamasını karara bağlaması bekleniyor. 

Bu nedenle şu aşamada Berlin’de kurulacak hükümet konusunda kesinleşmiş bir koalisyon bulunmuyor.

Seçimin merkezindeki konu: Berlin’de konut krizi

Die Linke’nin seçim kampanyasında en görünür başlık konut ve kiralar oldu. Tartışmanın merkezinde ise 2021 tarihli “Deutsche Wohnen & Co enteignen” halk oylaması bulunuyor.

26 Eylül 2021’de yapılan oylamada 1 milyon 35 bin 950 kişi öneriye “evet” dedi. Resmî seçim sunumunda bu rakam tüm katılımcılar üzerinden yüzde 57,6 olarak gösteriliyor. Yalnızca geçerli “evet” ve “hayır” oyları karşılaştırıldığında oran yaklaşık yüzde 59,1’e ulaşıyor; dosyada kullanılan yüzde 59,14 rakamı bu hesaplama yöntemine dayanıyor. 

Referandum, belirli büyüklüğün üzerindeki özel konut şirketlerinin konut stoklarının tazminat karşılığında kamuya veya başka bir kamusal mülkiyet biçimine geçirilmesi için yasal hazırlık yapılmasını talep ediyordu.

Berlin Senatosu bunun ardından 13 üyeli bir uzman komisyonu oluşturdu. Komisyon 28 Haziran 2023’te raporunu sundu ve olası bir Vergesellschaftung düzenlemesinin anayasal çerçevesini değerlendirdi. Komisyonun çalışması, özellikle Grundgesetz’in 15. maddesinin uygulanabilirliği, tazminat ve finansman gibi konuları ele aldı. 

Die Linke’nin baş adayı Elif Eralp seçimden sonra da 2021 halk oylamasının uygulanmasını olası koalisyon görüşmelerinde temel meselelerden biri olarak gördüğünü açıkladı. 

SPD ve CDU ağır kayıp yaşadı

SPD Berlin’de yüzde 18,4’ten yüzde 12,1’e düştü. Parti 2001’den itibaren uzun yıllar kesintisiz biçimde Berlin hükümetlerinde yer aldı; 2023’ten sonra ise CDU ile koalisyona devam etti.

Dosyada aktarılan seçim sonrası açıklamalarda SPD’nin baş adayı Steffen Krach sonucu ağır bir yenilgi olarak değerlendirirken, parti içinde kampanya, iletişim ve federal politikanın etkisi üzerine farklı değerlendirmeler yapıldığı belirtiliyor. 

CDU ise 2023’te aldığı yüzde 28,2’den yüzde 18,8’e geriledi. Böylece parti üç yılda yaklaşık 9,5 puan kaybetti. Aynı gece Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde 4,9 ile parlamento dışında kalması, CDU açısından seçim gecesinin federal boyutunu da büyüttü.

Başbakan ve CDU Genel Başkanı Friedrich Merz seçimden sonraki gün Mecklenburg-Vorpommern sonucunu partisinin tarihindeki en ağır günlerden biri olarak nitelendirirken liderlik tartışmasını reddetti ve federal hükümetin reform çizgisini sürdüreceğini açıkladı. 

Yeşiller, FDP ve BSW’nin tablosu

Yeşiller Berlin’de yüzde 18,4’ten yüzde 14,3’e geriledi. Parti 2016-2023 arasında Berlin hükümetlerinin parçasıydı ve özellikle ulaşım, bisiklet yolları, otomobil trafiği ve iklim politikalarıyla öne çıktı. Dosyada bu dönemin bazı uygulamalarına ilişkin etki analizi tartışmalarına dikkat çekiliyor; bunlar seçim sonucunun tek nedeni olarak gösterilmiyor, partinin önündeki politika değerlendirmelerinden biri olarak ele alınıyor. 

20 Eylul 2026 Secim Analizi Berlin ve MV -1.pdf

FDP yüzde 2,5 ile ikinci kez arka arkaya yüzde 5 barajını aşamadı. BSW ise Berlin’de ilk kez katıldığı seçimde yüzde 4,7 ile parlamento dışında kaldı. Parti Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde 4,8 ile baraja takılırken Sachsen-Anhalt’ta yüzde 5,3 ile eyalet meclisine girdi. 

AfD Berlin’de yükseldi, ancak üçüncü sırada kaldı

AfD Berlin’de yüzde 9,1’den yüzde 16,3’e yükselerek kentteki en yüksek eyalet seçim sonucuna ulaştı ve üçüncü parti oldu. Buna karşılık mevcut koalisyon hesaplarının hiçbirinde yer almıyor.

Partinin Berlin baş adayı Kristin Brinker seçim sonrası AfD’nin güçlü bir muhalefet grubu olacağını ifade ederken federal eş başkan Alice Weidel partinin Almanya siyasetindeki konumuna ilişkin daha geniş iddialar dile getirdi. Berlin sonucu açısından AfD, CDU’nun 2,5 puan gerisinde kaldı; Mecklenburg-Vorpommern’de ise AfD’nin yüzde 38,2’ye çıkması ve CDU’nun parlamento dışında kalması bölgesel farklılığı gösteriyor. 

Sandıktan bir gün sonra Merz’den federal yasa çıkışı

Berlin seçiminden sonraki en büyük siyasi tartışmalardan biri 21 Eylül’de başladı. Başbakan Friedrich Merz, özel konut şirketlerinin eyalet yasalarıyla toplumsallaştırılmasını engellemeyi amaçlayan federal bir düzenlemenin hızla ilerletileceğini açıkladı.

Merz, bunun yalnızca Berlin’e yönelik olmadığını, uluslararası yatırımcılara Almanya’daki özel mülkiyet düzeni konusunda güvence vermeyi amaçladığını söyledi. Union ve SPD’nin federal koalisyon yönetiminin böyle bir düzenleme konusunda temmuz ayında zaten anlaşmış olması önemli bir ayrıntı: plan 20 Eylül seçiminden sonra ortaya çıkmadı. Seçimden sonra Merz tarafından yeniden gündeme getirilerek hızlandırılacağının açıklanması tartışmanın siyasi etkisini artırdı. 

Dosyada da bu kronoloji özellikle vurgulanıyor: seçim sonucu yasanın kaynağı değil, ancak daha önce alınmış federal kararın yeniden görünür hale geldiği an oldu. 

24 Eylül itibarıyla kamuoyuna sunulmuş tamamlanmış bir yasa metni bulunmuyor. ARD’nin haberine göre ilk taslaklar Adalet ve İçişleri bakanlıkları arasında görüşülüyor. 

Hukuki tartışmanın merkezinde üç anayasa maddesi var

Konutların toplumsallaştırılması tartışması siyasi olduğu kadar anayasa hukuku açısından da önemli.

Grundgesetz’in 15. maddesi, toprak, doğal kaynaklar ve üretim araçlarının bir yasa ve tazminat düzenlemesi çerçevesinde toplumsallaştırılabilmesine imkân tanıyor. Bu madde Federal Almanya tarihinde şimdiye kadar uygulanmadı.

  1. madde ise mülkiyet hakkını koruyor ve kamulaştırma için kamu yararı, yasal dayanak ve tazminat şartları getiriyor. Bu nedenle tartışma yalnızca “kamulaştırma yapılabilir mi?” sorusundan ibaret değil; kapsamın, tazminatın ve mülkiyet hakkıyla dengenin nasıl kurulacağı da belirleyici.
  2. maddenin 1. fıkrasının 15. bendi ise toplumsallaştırmayı federasyon ile eyaletler arasındaki “rekabet eden yasama” alanlarından biri olarak düzenliyor. Federal hükümetin planında tartışılan yetki zemini de bu alan. 

Federal Adalet Bakanı Stefanie Hubig de temmuz ayında doğrudan ve genel bir yasağın anayasal açıdan kolay olmayacağını belirterek “pauschales Verbot” konusunda kuşkularını dile getirdi. 

Mietendeckel kararı yeni tartışmanın da referanslarından biri

Federal Anayasa Mahkemesi 2021’de Berlin’in kira tavanı yasasını geçersiz kılmıştı. Mahkeme, serbest piyasadaki konutların kira tutarına ilişkin alanın federal medeni hukuk kapsamında olduğunu ve federasyonun bu alanı kapsamlı biçimde düzenlediği için Berlin’in aynı konuda ayrı düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığını belirledi. 

Bu karar toplumsallaştırma konusunda doğrudan bir hüküm vermiyor. Ancak federal ve eyalet yasama yetkilerinin sınırları üzerine kurduğu çerçeve nedeniyle bugünkü tartışmada hukukçular tarafından referans gösteriliyor.

Yeni federal düzenleme kabul edilirse bunun Anayasa Mahkemesi önüne taşınması ihtimali hukuk çevrelerinde tartışılıyor; ancak henüz ortada kabul edilmiş bir yasa ve açılmış bir anayasa davası olmadığı için sonucun ne olacağı konusunda kesin hüküm vermek mümkün değil. ZDF’nin hukuk analizinde de federal yetkinin ve olası yasak modelinin anayasal sınırlarının tartışmalı olduğu vurgulanıyor. 

Seçmen iradesi ile federal yetki arasındaki gerilim

Tartışmanın siyasi boyutunda iki ayrı demokratik ilke karşı karşıya geliyor.

Bir tarafta 2021’de konutların toplumsallaştırılması yönünde sonuçlanan halk oylaması ve 2026’da bu konuyu kampanyasının önemli başlıklarından biri yapan Die Linke’nin birinci parti çıkması bulunuyor.

Diğer tarafta Almanya’nın federal yapısı, mülkiyet hakkının anayasal koruması ve federal parlamentonun kendi yetki alanında yasa çıkarabilmesi var.

Dosya bu gerilimi, “çoğunluğun iradesi” ile “anayasal ve federal kurallar” arasında bir çatışma olarak ele alıyor ve iki boyuttan herhangi birini tek başına yeterli açıklama saymıyor. 

Bu nedenle önümüzdeki dönemde tartışmanın yalnızca Berlin Senatosunun ne yapacağına değil, Bundestag’da hazırlanacak metnin içeriğine, olası tazminat modeline ve federal-eyalet yetki paylaşımının nasıl yorumlanacağına bağlı olması bekleniyor.

Federal hükümet açısından farklı politika seçenekleri

Dosyanın sonraki bölümünde federal hükümetin önündeki seçenekler, konut piyasasına yalnızca yasaklama perspektifinden değil, arz ve düzenleme araçları üzerinden de inceleniyor.

İmar süreçlerinin hızlandırılması, inşaat maliyetlerinin azaltılması, sosyal konut stokunun artırılması, kira hukukunun güçlendirilmesi ve Berlin yönetimiyle siyasi müzakere gibi alternatiflerin federal konut politikasının parçaları olabileceği belirtiliyor. Bu seçeneklerin her biri farklı hukuki, mali ve siyasi sonuçlar doğuruyor. 

Bu bölümdeki değerlendirmeler raporun analizidir; federal hükümetin resmî kararları değildir.

Seçim sonrası antisemitizm tartışması büyüdü

Berlin’de seçim sonrası koalisyon tartışmasının en hassas başlıklarından biri de antisemitizm oldu.

RIAS Berlin’in 2025 raporunda Berlin’de 2 bin 197 antisemitik olay belgelendi. Bu yaklaşık günde altı vakaya karşılık geliyor. RIAS ayrıca bir “aşırı şiddet” vakası, 39 fiziksel saldırı ve antisemitik olayların görüldüğü 239 toplantı kaydetti. RIAS rakamlarının polis suç istatistiği olmadığı; kuruluşun kendi bildirim ve izleme metodolojisine dayandığı özellikle belirtiliyor. 

2025’te Holocaust Anıtı’ndaki bıçaklı saldırı raporun en ağır vakası olarak kayda geçti. Bunun yanında Yahudilerin günlük hayatta tehdit, hakaret ve fiziksel saldırılarla karşılaştıklarına ilişkin vakalar raporda yer aldı. 

Seçimden sonra İsrail’in Almanya Büyükelçisi Ron Prosor, Die Linke’nin bazı kesimlerindeki antisemitizm iddialarını gerekçe göstererek Yahudi toplumu açısından son derece ağır bir tehdit değerlendirmesinde bulundu. Bunlar Prosor’un siyasi değerlendirmeleri; bağımsız bir hukuki tespit niteliği taşımıyor. 

Almanya Yahudileri Merkez Konseyi Başkanı Josef Schuster ve Uluslararası Auschwitz Komitesi Başkanı Eva Umlauf da Die Linke’den antisemitik söylemlere karşı açık ve somut mesafe koymasını talep eden açıklamalar yaptı. 

Deutsch-Israelische Gesellschaft Berlin-Brandenburg Başkanı Cerstin Richter-Kotowski da SPD ve Yeşillere Die Linke ile koalisyon kurulmaması çağrısında bulundu. Richter-Kotowski aynı zamanda CDU üyesi ve Berlin’de kültür müsteşarı. Bu nedenle açıklaması bir sivil toplum kuruluşunun yöneticisinin yanı sıra aktif bir siyasi aktörün pozisyonu olarak da değerlendirilmek durumunda. 

Müslüman karşıtı olaylarda da yüksek rakamlar

Dosya güvenlik tartışmasını yalnızca Yahudi toplumu üzerinden ele almıyor. CLAIM’in 2025 verilerine göre Berlin’de 975 Müslüman karşıtı olay belgelendi; 2024’te bu sayı 644’tü. Kuruluş, 2025’te Berlin’de ortalama günde yaklaşık üç olay kaydetti. 

Almanya genelinde ise CLAIM 2025 yılı için 4 bin 96 vaka belgeledi. Bunların içinde ayrımcılık, hakaret, tehdit, maddi zarar ve fiziksel saldırılar yer alıyor. CLAIM de bu rakamların yalnızca kendisine veya bağlı bildirim noktalarına ulaşan vakaları yansıttığını ve yüksek bir kayıt dışı alan bulunduğunu belirtiyor. 

Dolayısıyla RIAS ve CLAIM rakamları birbirleriyle “hangi topluluk daha fazla tehdit altında?” şeklinde karşılaştırılabilecek istatistikler değil. İki kuruluşun metodolojileri de farklı ve her biri kendi izleme sistemine dayanıyor. Ortak nokta, Berlin’de farklı toplulukların ciddi güvenlik ve ayrımcılık kaygıları bildirmesi.

Güvenlik politikası koalisyon görüşmelerinin önemli başlıklarından biri

Die Linke’nin seçim başarısının ardından polis sendikalarından da eleştiriler geldi. Deutsche Polizeigewerkschaft Berlin Başkanı Frank Teichert, partinin bazı güvenlik politikası vaatlerinin polis bütçesi, yetkiler, silah yasak bölgeleri ve kriminaliteyle mücadele açısından risk yaratabileceğini savundu. Bunlar polis sendikasının siyasi değerlendirmeleri; seçim sonucu veya gelecekte kurulacak hükümetin uygulamalarına ilişkin gerçekleşmiş sonuçlar değil. 

Brandenburg İçişleri Bakanı Jan Redmann da seçim sonrası bazı organize suç çevreleri ve tartışmalı kişilerin Die Linke’nin başarısına verdiği tepkiler üzerinden güvenlik kaygılarını gündeme getirdi. 

Die Linke ise seçim sonucunun ardından Yahudi yaşamının korunması, antisemitizm ve ırkçılıkla mücadele konularının koalisyon öncesi görüşmelerde ele alınmasına açık olduğunu belirtti. Yeşillerle yapılan ilk ön görüşmenin ana başlıklarından birinin bu olması da tartışmanın hükümet kurma sürecindeki ağırlığını gösteriyor. 

Yeni hükümetin önündeki dosyalar seçimden daha büyük

Berlin’de koalisyon tartışmasının ötesinde yeni parlamentoyu bekleyen günlük yaşam sorunları bulunuyor.

Konut bunların başında geliyor. Büyük konut şirketlerinin toplumsallaştırılması mevcut konutların mülkiyet yapısını değiştirebilir; ancak kendi başına yeni konut üretmiyor. Dolayısıyla hangi koalisyon kurulursa kurulsun inşaat, imar izinleri, sosyal konut, boş konutların kullanımı ve kira politikaları ayrıca ele alınmak zorunda. 

Eğitimde öğretmen açığı, okul binalarındaki bakım ihtiyacı, Quereinsteiger sisteminin niteliği ve kreş kapasitesi yeni yönetimin önündeki başlıklardan. Dosya, bu alanlarda hükümete talip olan partilerin tamamının geçmiş dönemlerde farklı koalisyonlarda sorumluluk taşıdığına dikkat çekiyor. 

Ulaşımda ise otomobil, bisiklet, toplu taşıma, ana arterler ve mahalle yolları arasındaki denge yeni dönemin tartışma konuları arasında olacak. Dosyada özellikle trafik düzenlemelerinin kazalar, acil yardım süreleri, gürültü ve emisyon açısından ölçülebilir verilerle değerlendirilmesi gerektiği üzerinde duruluyor. 

Sağlık ve bakım sektöründe personel açığı, yaşlanan nüfus ve uzman hekim randevularındaki bekleme süreleri; Bürgeramt ve göç idaresinde ise randevu ve işlem kapasitesi öne çıkan başlıklar arasında gösteriliyor. 

Sosyal yardımlar, evsizlik ve enerji-kira maliyetleri de eyalet hükümetinin federal mevzuatın izin verdiği alanlarda politika geliştirmesi gereken dosyalar arasında bulunuyor. 

Sandık kapandı ama siyasi katılım bitmedi

Almanya’da gösteri ve barışçıl toplanma hakkı yalnızca seçmenlere veya Alman vatandaşlarına ait değil. Grundgesetz’in 17. maddesindeki dilekçe hakkından da herkes yararlanabiliyor. Berlin’de Volksinitiative, Volksbegehren ve Volksentscheid gibi doğrudan demokrasi araçları bulunuyor. 2021’deki konut referandumu da bu sistem üzerinden gerçekleştirildi.

AB vatandaşları Berlin’in Bezirksverordnetenversammlung seçimlerine katılabiliyor. İlçe meclisleri okul, yeşil alan, yerel trafik ve mahalle yaşamını doğrudan etkileyen birçok konuda yetkiye sahip. 

Bu araçların herhangi bir partiye destek anlamına gelmesi gerekmiyor; seçimler arasındaki dönemde kamu politikalarının izlenmesi ve demokratik katılımın sürdürülmesine hizmet ediyor.

Berlin seçiminin cevabı henüz verilmemiş soruları

20 Eylül seçiminden dört gün sonra kesinleşen şey, Berlin’in siyasi dengelerinin büyük ölçüde değiştiği. Kesinleşmeyen ise bu değişimin nasıl bir hükümete ve hangi politikalara dönüşeceği.

2021’deki konut referandumunun uygulanması, federal hükümetin hazırladığı olası toplumsallaştırma düzenlemesinin hukuki kapsamı, Die Linke’nin SPD ve Yeşillerle bir koalisyon kurup kuramayacağı, antisemitizm ve güvenlik konularında tarafların hangi ortak çizgide buluşacağı henüz açık değil.

Aynı zamanda üç eyalette ortaya çıkan tablo CDU ve SPD açısından daha geniş bir siyasi tartışmayı beraberinde getiriyor. Berlin’de Die Linke, Mecklenburg-Vorpommern ve Sachsen-Anhalt’ta AfD önemli ölçüde güçlendi. Üç seçimde de seçime katılımın yüksek olması, sonuçların yalnızca seçmen ilgisizliğiyle açıklanmasını zorlaştırıyor. Berlin’de katılım yüzde 74,2, Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde 78,1, Sachsen-Anhalt’ta yüzde 77,8 düzeyindeydi. 

Dosyanın sonuç bölümünde dile getirilen temel gözlem de bu noktaya dayanıyor: seçmen sandıktan uzaklaşmış görünmüyor; ancak önemli bir kesim geleneksel siyasi merkezden farklı adreslere yönelmiş durumda. Bunun kalıcı bir yeniden yapılanma mı yoksa belirli seçim dönemine özgü tepki mi olduğu ise sonraki seçimler ve kurulacak hükümetlerin performansıyla daha sağlıklı değerlendirilebilecek. 

Files