Mümtaz Ergün: “Türk toplumu Almanya’nın geleceğini şekillendiren kalıcı bir parça haline geldi”

Almanya’ya 1972 yılında öğrenci olarak gelen, yarım asrı aşkın süredir göç, entegrasyon ve sivil toplum alanında çalışan Mümtaz Ergün, Medya.Berlin’e verdiği kapsamlı röportajda Ankara Anlaşması’nın 65 yıllık mirasını değerlendirdi. Türk toplumunun misafir işçilikten siyasete, ekonomiden sanata ve spora uzanan dönüşümünü anlatan Ergün, Almanya’nın göç ülkesi olduğunu çok geç kabul ettiğini söylerken, yerel Türkçe medyanın yaşatılması için iş dünyasına da kurumsal destek çağrısında bulundu.

Mümtaz Ergün: “Türk toplumu Almanya’nın geleceğini şekillendiren kalıcı bir parça haline geldi”
Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Ekşi’nin The Altenbraker Presse Room’da gerçekleştirdiği söyleşide Mümtaz Ergün, Ankara Anlaşması’nın 65 yıllık mirasını, Türk toplumunun Almanya’daki dönüşümünü ve yerel medyanın geleceğini değerlendirdi.
Mümtaz Ergün: “Türk toplumu Almanya’nın geleceğini şekillendiren kalıcı bir parça haline geldi”
Mümtaz Ergün: “Türk toplumu Almanya’nın geleceğini şekillendiren kalıcı bir parça haline geldi”
Mümtaz Ergün: “Türk toplumu Almanya’nın geleceğini şekillendiren kalıcı bir parça haline geldi”
Mümtaz Ergün: “Türk toplumu Almanya’nın geleceğini şekillendiren kalıcı bir parça haline geldi”
Mümtaz Ergün: “Türk toplumu Almanya’nın geleceğini şekillendiren kalıcı bir parça haline geldi”

Almanya’ya 1972 yılında öğrenci olarak gelen, yarım asrı aşkın süredir göç, entegrasyon ve sivil toplum alanlarında çalışmalar yürüten Mümtaz Ergün, Medya.Berlin’e verdiği kapsamlı röportajda Türk toplumunun Almanya’daki 65 yıllık dönüşümünü değerlendirdi. Ergün, Almanya’nın göç ülkesi olduğunu çok geç kabul ettiğini belirtirken, yerel Türkçe medyanın sürdürülebilirliği için iş dünyasına kurumsal ve şeffaf bir destek modeli oluşturma çağrısında bulundu.

Almanya’daki Türk toplumunun göç tarihine yakından tanıklık eden Mümtaz Ergün, The Altenbraker Presse Room’da Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Ekşi’nin sorularını yanıtladı.

Röportajda iş gücü göçünün başlangıcından aile birleşimine, kuşaklar arası dönüşümden siyasi ve ekonomik temsile, ayrımcılıktan Türkçe yerel medyanın geleceğine kadar birçok başlık ele alındı.

“Kimse Türklerin kalıcı olacağını öngörmedi”

Türkiye’den Almanya’ya yönelik iş gücü göçünün ilk yıllarında sürecin geçici olarak planlandığını anlatan Mümtaz Ergün, Alman makamlarının işçilerin belirli bir süre çalıştıktan sonra ülkelerine dönmesini öngören bir rotasyon modeli üzerinde durduğunu söyledi.

“İki yıl çalışacaklar, sonra geri dönecekler, ihtiyaç olursa yeni işçiler getirilecek diye düşünülüyordu. Ancak bu sistem işlemedi. İnsanlar kaldı, ailelerini getirdi, ev tuttu ve burada yeni bir hayat kurmaya başladı.” diyen Ergün, aile birleşimlerinin başlamasıyla göçün kalıcı bir toplumsal yapıya dönüştüğünü ifade etti.

Ergün’e göre bu süreçte yapılan en büyük hata, göçün yalnızca ekonomik boyutuyla değerlendirilmesiydi.

“İşçi getirildi ama onun bir insan olduğu, ailesinin, çocuklarının ve sosyal ihtiyaçlarının bulunduğu yeterince düşünülmedi.” dedi.

“Almanya göç ülkesi olduğunu çok geç kabul etti”

Mümtaz Ergün, Almanya’nın uzun yıllar boyunca kendisini bir göç ülkesi olarak görmek istemediğini belirtti.

İlk kuşak işçilerin sosyal hayatına, çocuklarının eğitimine ve toplumsal katılımına ilişkin politikaların zamanında geliştirilmediğini söyleyen Ergün, bu gecikmenin sonuçlarının bugün de hissedildiğini vurguladı.

“Almanya bu konuda çok geç kaldı. İlk kuşak işçilere ve onların çocuklarına eğitim, sosyal yaşam ve toplumsal katılım alanlarında zamanında sahip çıkılsaydı, bugün yaşanan birçok sancı ortaya çıkmayabilirdi.” ifadelerini kullandı.

Almanya’nın artık siyasi düzeyde bir göç ülkesi olduğunu kabul ettiğini kaydeden Ergün, buna rağmen ayrımcılık ve ırkçılığın sona ermediğine dikkat çekti.

“Günlük hayatta yabancı olduğunuzu hâlâ hissediyorsunuz. Irkçılık devam ediyor, hatta bazı dönemlerde artıyor. Bu nedenle süreç henüz tamamlanmış değil.” dedi.

“Türkler göçmen hakları mücadelesinde öncü oldu”

Ergün, Almanya’daki Türk toplumunun yalnızca kendi hakları için değil, diğer göçmen topluluklarının kazanımları açısından da önemli bir mücadele verdiğini söyledi.

İtalya, Yunanistan, Fas ve farklı ülkelerden gelen göçmenlerin de benzer süreçlerden geçtiğini hatırlatan Ergün, Türk toplumunun sayısal büyüklüğü, örgütlü yapısı ve mücadeleci tavrıyla birçok alanda öncü rol üstlendiğini ifade etti.

“Misafir işçilikten kalıcı oturuma, vatandaşlıktan siyasi temsile kadar birçok hakkın önünü açan mücadelede Türkler belirleyici oldu. Bu mücadele diğer göçmen topluluklarına da örnek teşkil etti.” diye konuştu.

Türklerin uzun yıllar Alman siyaseti açısından bir “sorun” olarak görüldüğünü savunan Ergün, yaşanan saldırılara ve ayrımcılığa rağmen toplumun hak aramaktan vazgeçmediğini söyledi.

Yerleşim ve çalışma kısıtlamaları gettolaşmayı artırdı

Ergün, Türk işçilerin ilk dönemlerde yalnızca çalışma hayatında değil, ikamet ve serbest meslek alanlarında da çeşitli sınırlamalarla karşılaştığını anlattı.

Bir dönem göçmenlerin istedikleri ilçeye taşınamadığını ve bağımsız iş kurmalarının kolay olmadığını belirten Ergün, bu uygulamaların göçmenleri belirli bölgelerde yoğunlaştırdığını söyledi.

“Türklerin dağılmasını engellemek amacıyla getirilen bazı sınırlamalar tam tersine gettolaşmayı artırdı. Kreuzberg uzun yıllar Türklerle anıldı. Bugün ise Türkler Berlin’in farklı semtlerinde ve ekonomik açıdan daha güçlü bölgelerinde de yaşıyor.” dedi.

1990’lı yılların başından itibaren yerleşim ve serbest meslek olanaklarının genişlemesinin Türk toplumunun ekonomik gelişimine katkı sunduğunu belirten Ergün, Türk girişimcilerin artık yalnızca küçük işletmelerle sınırlı olmadığını vurguladı.

Göçün 60. yılı kitap-katalogla belgelendi

Göçün 60. yılı dolayısıyla hazırlanan Almanca kitap-katalog hakkında da bilgi veren Mümtaz Ergün, çalışmanın göç sürecini bizzat yaşamış, önemli görevlerde bulunmuş, bu süreci şekillendirmiş ve etkilemiş ileri gelen kişilerin, politikacıların ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin makaleleri ve söyleşileri aracılığıyla Türk toplumunun Almanya’daki gelişimini ortaya koyduğunu söyledi.

Yaklaşık 1.200 adet basılan çalışmanın kütüphanelere, sivil toplum kuruluşlarına, üyelere ve ilgili kurumlara gönderildiğini belirten Ergün, kitap-katalogda siyaset, eğitim, ekonomi, kültür, medya, spor ve sanat alanlarından çok sayıda ismin değerlendirmelerine yer verildiğini anlattı.

Yayının farklı bölümlerden oluştuğunu ifade eden Ergün, çalışmada dışarıdan alınan makalelerin, TDU’nun kurumsal tanıtımının ve iş insanlarıyla yapılan söyleşilerin yer aldığını kaydetti.

“1960’lı yıllardan bugüne Türk toplumunun sanatta, kültürde, ekonomide, siyasette ve medyada nasıl bir gelişme gösterdiğini Alman kamuoyuna anlatmak istedik. Türk toplumunun adeta bir röntgenini çekmeye çalıştık.” dedi.

Göçün 65. yılı için benzer kapsamda yeni bir çalışma hazırlanmadığını belirten Ergün, 60. yıl dolayısıyla yayımlanan kitap-kataloğun bu alandaki son kapsamlı çalışmalardan biri olduğunu söyledi.

Türk toplumunun kültür, sanat ve spordaki gelişimi

Kitap-katalogda yalnızca göç tarihi değil, Türk toplumunun Almanya’daki kültürel, sanatsal ve sportif gelişimi de ele alındı.

Duygu Çakır, göç geçmişinin yalnızca bir etiket değil, Berlin için önemli bir zenginlik olduğunu vurgularken, Türk kökenlilerin uzun yıllar kendilerini ispatlamak zorunda kaldıklarına dikkat çekti.

Berlin Türk Müziği Konservatuvarı’ndan Halime Karademirli ise Almanya’da yetişen gençlere Türk müziğini tanıtmayı, Türk ve Avrupa müziğini ortak bir kültürel zeminde buluşturmayı amaçladıklarını ifade etti.

Sanat alanındaki örneklerden biri de Yekta Arman’ın çalışmaları oldu. Arman, yaklaşık 40 yıllık sanat hayatında 150 tiyatro oyunu sahnelediklerini, 700 konuk sanatçıyı ağırladıklarını ve yaklaşık 12 bin gence tiyatro eğitimi verdiklerini aktardı.

Berlin Futbol Federasyonu Başkan Yardımcısı Mehmet Matur ise sporun toplumsal uyumdaki rolüne dikkat çekti. Matur, yaklaşık 640 üyenin yarısını kız çocukları ve kadınların oluşturduğunu belirterek, futbolun farklı kültürlerden insanları bir araya getiren güçlü bir araç olduğunu vurguladı.

Ergün’e göre bu örnekler, Türk toplumunun Almanya’daki hikâyesinin yalnızca iş gücü göçünden ibaret olmadığını; kültür, sanat, spor, ekonomi ve siyasette kalıcı bir dönüşümün yaşandığını gösteriyor.

“Göçün profili artık değişti”

Mümtaz Ergün, Almanya’ya gelen Türklerin sosyoekonomik profilinin zaman içinde önemli ölçüde değiştiğini söyledi.

İlk dönemde ağırlıklı olarak sanayi ve üretim sektörlerinde çalışmak üzere işçilerin geldiğini, bugün ise mühendislerin, akademisyenlerin, doktorların, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin Almanya’ya yerleştiğini ifade etti.

“Eskiden misafir işçi geliyordu. Bugün eğitimli, uzman ve kalifiye insanlar geliyor. Göç artık yalnızca mavi yakalı iş gücü göçü değil.” dedi.

Bu değişimin Türk toplumunun Almanya’daki mesleki ve sosyal görünürlüğünü artırdığını belirten Ergün, doktorlardan mühendislere, hâkimlerden iş insanlarına kadar hayatın her alanında Türk kökenlilerin yer aldığını söyledi.

“Üçüncü kuşak için Almanya yaşamın merkezi”

Röportajda kuşaklar arasındaki aidiyet ve kimlik değişimi de ele alındı.

Babası Malatyalı, annesi Erzurumlu olan Ergün, kendisine “Memleket neresi?” diye sorulduğunda Malatya cevabını verdiğini, ancak Almanya’da doğan genç kuşakların bu soruya farklı yanıtlar verebildiğini belirtti.

İlk ve ikinci kuşağın uzun yıllar Türkiye’ye dönme düşüncesini koruduğunu anlatan Ergün, üçüncü ve dördüncü kuşak için Almanya’nın artık yaşamın merkezi olduğunu söyledi.

“Biz dönüş planları yapan bir nesildik. Ancak burada doğup büyüyen çocuklar için Türkiye daha çok tatil, düğün veya akraba ziyareti anlamına geliyor. Cenazelerin bile giderek daha fazla Almanya’da defnedilmesi kalıcılığın açık göstergelerinden biridir.” ifadelerini kullandı.

Almanya’ya 1972 yılında öğrenci olarak geldi

Mümtaz Ergün, Almanya’ya 1972 yılında öğrenci statüsüyle geldiğini ve ülkede 50 yılı aşkın süredir yaşadığını anlattı.

Almanya’ya gelişinden dolayı pişmanlık duymadığını ifade eden Ergün, Türkiye ve Almanya’nın o dönemki koşullarıyla bugünkü şartlar arasında büyük farklılıklar bulunduğunu söyledi.

“Türkiye’deki koşullarım çok iyi değildi. Almanya’ya gelince kendimi geliştirme ve yeni imkânlara ulaşma fırsatı buldum. Avrupa’ya gelmenin insana kattığı farklı bir bakış açısı da var.” dedi.

Ergün, babasının 1903 doğumlu bir İstiklal Savaşı gazisi olduğunu, Fransız birliklerine karşı savaştığını ve daha sonra sağlık memuru olarak Doğu Anadolu’nun farklı bölgelerinde görev yaptığını anlattı.

Babasının difteri, dizanteri, verem ve benzeri hastalıklarla mücadele etmek üzere at sırtında köy köy dolaştığını belirten Ergün, görevleri nedeniyle geç yaşta evlendiğini ve kendisinin ailenin tek çocuğu olduğunu söyledi.

“Kreuzbergliyiz Hepimiz” kitabında gençleri anlattı

Mümtaz Ergün, göç tarihi üzerine yaptığı çalışmaların yanı sıra 1980’li yıllarda suça sürüklenen gençlerle yaşadığı deneyimleri de kitaplaştırdığını anlattı.

Mahkeme süreçleri devam eden ve hüküm verilinceye kadar gençlik koruma kurumlarında kalan 14-15 yaşlarındaki gençlerle ilgilendiğini belirten Ergün, bu dönemde yaşadığı olayları “Kreuzbergliyiz Hepimiz” adlı kitabında topladığını söyledi.

Kitapta gerçek kişilerin kimliklerini korumak amacıyla farklı isimler kullandığını kaydeden Ergün, bugün 58-60 yaşlarında olması gereken bu kişileri yeniden bulmak istediğini ifade etti.

“Belki çocukları, hatta torunları var. Hayatlarının nasıl şekillendiğini öğrenmek istiyorum. Bu çalışma yeni bir kitaba dönüşebilir.” dedi.

Türkçe basın dijital platformlara taşındı

Mümtaz Ergün, Almanya’daki Türkçe basının tarihsel olarak Türk toplumunun haber alma ve toplumsal örgütlenme sürecinde önemli bir rol oynadığını söyledi.

1960’lı yılların sonlarından itibaren Hürriyet ve Akşam gibi gazetelerin Almanya’da basılmaya başladığını hatırlatan Ergün, daha önce gazetelerin Türkiye’den getirilerek satıldığını belirtti.

1990’lı yılların sonunda bazı Türkçe gazetelerin Almanya baskılarının 100 binin üzerinde satış rakamlarına ulaştığını ifade eden Ergün, dijitalleşmenin ardından bu tirajların büyük ölçüde gerilediğini söyledi.

“Bir dönem Almanya baskıları 100 binin üzerinde satan gazeteler vardı. Bugün basılı gazetelerin önemli bir bölümü kapandı veya çok düşük tirajlarla yayın yapıyor. Okur dijital ortama geçti.” dedi.

“Bugün asıl önemli olan yerel medyadır”

Yerel medyanın Berlin’de yaşayan Türk toplumunun günlük sorunlarını, siyasi gelişmelerini, kurumlarını ve sivil toplum faaliyetlerini doğrudan takip ettiğini belirten Ergün, kendisinin de yerel yayınları okuduğunu söyledi.

“Bugün bence en önemli medya yerel medyadır. İnsanlar yaşadıkları şehirde ne olduğunu, kendi çevrelerindeki siyasi ve toplumsal gelişmeleri yerel medya üzerinden öğreniyor.” dedi.

Medya.Berlin’i de takip ettiğini belirten Ergün, yerel Türkçe medyanın Alman kurumları ile Türk toplumu arasında önemli bir iletişim köprüsü oluşturduğunu ifade etti.

“İş dünyasının yerel medyaya desteği yetersiz”

Ergün, Türk iş insanlarının ve işveren kuruluşlarının yerel medyaya verdiği desteğin yeterli olmadığını söyledi.

İşverenlerin hangi medya kuruluşuna destek verecekleri konusunda tereddüt yaşayabildiğini belirten Ergün, çözümün bireysel ve düzensiz yardımlar yerine kurumsal bir sistem kurulması olduğunu ifade etti.

“Destek var ama yeterli değil. İş insanları ‘Hangisine destek olacağız?’ diye soruyor. Bu nedenle gazetecilerin tek tek kapı dolaşması yerine ortak, kurumsal ve şeffaf bir destek modeli oluşturulmalıdır.” dedi.

Almanya’daki Türk girişimcilerin artık yalnızca küçük işletmelerden oluşmadığını, güçlü şirketlerin ve farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük işverenlerin bulunduğunu kaydeden Ergün, TDU, TD-IHK ve MÜSİAD gibi kuruluşlara çağrıda bulundu.

“İşveren kuruluşları medya temsilcileriyle bir araya gelmeli ve yerel Türkçe medyanın nasıl destekleneceğine ilişkin ortak bir program hazırlamalıdır. Bunun için düzenli bir fon oluşturulabilir.” ifadelerini kullandı.

“Ekonomik gücü olmayan medya verimli çalışamaz”

Yerel medya kuruluşlarının yeterli ekonomik kaynağa sahip olmaması halinde gazetecilerin bütün zamanlarını mesleklerine ayıramadığını belirten Ergün, birçok gazetecinin geçimini sağlayabilmek için başka işlerde çalışmak zorunda kaldığını söyledi.

“Parasız bir medya verimli çalışamaz. Gazeteci başka işlerde çalışmak zorunda kaldığında bütün vaktini haber üretmeye ayıramıyor. Medyanın ayakta kalması için kurumsal bir finansman yapısına ihtiyaç var.” dedi.

Ergün, oluşturulacak destek modelinin gazetecilik faaliyetlerine müdahale anlamına gelmemesi gerektiğini de vurguladı. Medyanın bağımsızlığının, çoğulculuğunun ve şeffaflığının korunması gerektiğini ifade etti.

Türk toplumuna katılım çağrısı

Röportajın sonunda Almanya’daki Türk toplumuna seslenen Mümtaz Ergün, toplum hayatına aktif katılımın önemine dikkat çekti.

İnsanların çalışma hayatında, üretimde, sivil toplumda ve sosyal yaşamda sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Ergün, toplumun bir parçası olmanın yalnızca bir ülkede yaşamaktan ibaret olmadığını söyledi.

“Toplum hayatına katılmak çok önemli. İnsanların çalışması, üretmesi ve toplumun bir yerinden tutması gerekiyor. Katılım ancak sorumluluk alarak gerçekleşir.” dedi.

“Irkçılığa karşı mücadele uzun solukludur”

Ergün, ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadelenin bir günlük veya geçici bir süreç olmadığını söyledi.

Bu mücadelenin yalnızca siyasetçilere, aydınlara veya medya mensuplarına bırakılamayacağını belirten Ergün, toplumun tüm kesimlerinin daha aktif olması gerektiğini vurguladı.

“Irkçılığa ve ayrımcılığa karşı mücadele yıllarca sürebilir. Toplum kendisini değiştirene kadar devam eder. Bu mücadele bugün daha çok entelektüel çevrelerde ve belirli medya kuruluşlarında kalıyor. Daha geniş kesimlere yayılması gerekiyor.” dedi.

“Toplumlar durağan değildir”

Mümtaz Ergün, röportajın sonunda Almanya’daki toplumsal değişimin farklı kökenlerden insanların bir araya gelmesiyle şekillendiğini belirtti.

“Bugün doktorlarımız, mühendislerimiz, akademisyenlerimiz, iş insanlarımız ve hâkimlerimiz var. Türk toplumu hayatın her alanında yer alıyor. Ben bunu yalnızca Türk-Alman ayrımı olarak görmüyorum. İnsanlar birbiriyle kaynaştıkça yeni toplumlar, yeni kimlikler ve yeni bir ortak yaşam kültürü oluşuyor. Toplumlar durağan değildir.” ifadelerini kullandı.

Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Ekşi’nin The Altenbraker Presse Room’da gerçekleştirdiği röportaj, Ergün’ün toplumsal katılım, medya dayanışması ve ayrımcılıkla mücadele çağrısıyla sona erdi.