Ersan Şen’den kritik kanun teklifi değerlendirmesi: “Siyasetin önü infaz tamamlanmadan açılıyor”

Prof. Dr. Ersan Şen, TBMM’ye sunulan 12 maddelik “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin, PKK/KCK mensuplarına ilişkin infaz ve hak yoksunluğu hükümlerini değerlendirdi. Şen, mahkûmiyetin infazı tamamlanmadan siyasi hakların geri verilmesinin Anayasa’nın 76. maddesi bakımından ciddi tartışmalara yol açacağını savundu.

Ersan Şen’den kritik kanun teklifi değerlendirmesi: “Siyasetin önü infaz tamamlanmadan açılıyor”
Prof. Dr. Ersan Şen, TBMM gündemindeki toplumsal bütünleşme teklifinin siyasi haklara ilişkin hükümleri ile dolandırıcılık suçlarında hesap ve kart kullandıranlara getirilen ceza indirimini değerlendirdi. Arşiv foto:medya.berlin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 5 Ağustos 2026 tarihinde sunulan 12 maddelik “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, ceza infaz sistemi ve siyasi haklar bakımından yeni bir tartışma başlattı.

Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Ersan Şen, teklifin Türk milleti tarafından nasıl karşılanacağı, toplumda kabul görüp görmeyeceği ve yalnızca belirli bir terör örgütüne yönelik hükümler içermesinin eşitlik ve adalet ilkeleri bakımından doğurabileceği tartışmaları saklı tutarak, düzenlemenin infaz hukukuna ilişkin sonuçlarını değerlendirdi.

Şen, teklifin yalnızca soruşturma, kovuşturma ve mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesini düzenlemediğini; mahkûmiyetten doğan hak yoksunluklarının kaldırılması yoluyla siyasi haklar ve milletvekili seçilme yeterliliği üzerinde de önemli sonuçlar doğurabileceğini belirtti.

Hangi suçları kapsıyor?

Teklif; PKK/KCK terör örgütünü ve bu örgütle bağlantılı oluşumları esas alan özel hükümler içeriyor.

Düzenlemenin kapsamına şu suçların girmesi öngörülüyor:

  • Terör örgütü kurma veya yönetme,
  • Terör örgütüne üye olma,
  • Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme,
  • Terör örgütünün propagandasını yapma,
  • Örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar,
  • Örgüt lehine işlenen ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’da düzenlenen suçlar.

Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar, teklifin 3. ve 6. maddelerindeki erteleme hükümlerinin dışında tutuluyor.

Soruşturma, kovuşturma ve infazlar ertelenecek

Teklifin 3. maddesi, kapsama giren suçlardan yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların belirli sürelerle ertelenmesini düzenliyor.

Dördüncü maddede, koruma tedbirlerinin kaldırılması ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar bakımından bozma kararı verilmesine ilişkin hükümler yer alıyor.

Teklifin 6. maddesinde ise kapsama giren suçlar nedeniyle verilen kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi öngörülüyor.

Düzenleme ayrıca belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde soruşturma, kovuşturma ve mahkûmiyet nedeniyle ortaya çıkan hak yoksunluklarının bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına imkân tanıyor.

Teklifin gerekçesinde ise düzenlemenin mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldırmadığı, suçların hukuki niteliğini değiştirmediği ve ceza sorumluluğunu sona erdirmediği savunuluyor.

Birinci madde ile erteleme hükümleri arasındaki fark

Şen, teklifin kendi hükümleri arasında ortaya çıkabilecek bir kapsam sorununa da dikkat çekti.

Teklifin 1. maddesinin ikinci fıkrasında, kanunun hangi suçları kapsayacağı genel olarak belirleniyor. Buna karşılık 3. ve 6. maddelerde soruşturma, kovuşturma ve cezaların infazının ertelenmesi bakımından yeni sınırlamalar ve istisnalar getiriliyor.

Şen’e göre kanunun kapsamına alınan bazı suçların erteleme hükümlerinden yararlandırılmaması, teklifin amacı ve sistematiği bakımından açıklığa kavuşturulmalı. Genel kapsam hükmüyle erteleme maddeleri arasındaki bu farklılığın Anayasa’nın eşitlik ilkesi yönünden de değerlendirilmesi gerekiyor.

Suç tarihine göre ayrım “Rahşan Affı” ölçütlerine uygun mu?

Teklifte, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları kapsam dışında bırakılıyor. Ayrıca 1 Haziran 2005’ten önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar da soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesi hükümlerinden yararlandırılmıyor.

Şen, kasten öldürme suçlarının istisna tutulmasını anlaşılır bulurken, 1 Haziran 2005 tarihine göre oluşturulan ayrımın hukuki gerekçesinin ayrıca incelenmesi gerektiğini belirtti.

Bu kapsamda, kamuoyunda “Rahşan Affı” olarak bilinen 4616 sayılı Kanun hakkında Anayasa Mahkemesinin yaptığı hukukilik denetimini hatırlattı.

Anayasa Mahkemesi, suçun türüne veya işlendiği tarihe göre yapılan her ayrımı kendiliğinden eşitlik ilkesine aykırı kabul etmiyor. Ancak farklı muamelenin nesnel, makul ve kamu yararına dayanan bir gerekçesinin bulunması gerekiyor.

Şen’e göre 1 Haziran 2005 öncesinde işlenen müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet cezasını gerektiren suçlar bakımından getirilen istisnanın, Anayasa Mahkemesinin 4616 sayılı Kanun incelemesinde benimsediği ölçütlerle uyumlu olup olmadığı ayrıntılı biçimde tartışılmalı.

En kritik düzenleme 7. maddede

Şen’e göre teklifin en dikkat çekici bölümlerinden biri, 7. maddenin dördüncü fıkrası.

Bu hüküm uyarınca teklif kapsamında oluşturulacak Kurulun dönemsel değerlendirmesinin ardından soruşturma, kovuşturma veya mahkûmiyet nedeniyle ortaya çıkan hak yoksunluklarının kaldırılması talep edilebilecek.

Soruşturma ve kovuşturmalardan doğan hak yoksunlukları için sulh ceza hâkimliğine veya davaya bakan mahkemeye; kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinden kaynaklanan hak yoksunlukları için ise infaz hâkimliğine başvurulabilecek.

İlgili yargı merciinin kabul kararı vermesi durumunda söz konusu hak yoksunlukları bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilecek.

Mevcut infaz sisteminden önemli ölçüde ayrılıyor

Prof. Dr. Ersan Şen, bu düzenlemenin yürürlükteki infaz ve milletvekili seçilme yeterliliği sisteminden önemli ölçüde ayrıldığı görüşünde.

Mevcut sistemde mahkûiyet nedeniyle milletvekili seçilme yeterliliğini kaybeden kişinin bu hakkı yeniden kazanabilmesi için kural olarak öncelikle cezasının tamamen infaz edilmesi gerekiyor.

İnfazın tamamlanmasından sonra 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 13/A maddesinde öngörülen üç yıllık sürenin geçmesi ve mahkeme tarafından yasaklanmış hakların geri verilmesine karar verilmesi şartı aranıyor.

Teklif ise erteleme süresi sona ermeden, cezanın infazı hukuken tamamlanmış sayılmadan ve olağan sistemdeki şartlar yerine getirilmeden mahkûmiyetten doğan hak yoksunluklarının kaldırılmasına imkân tanıyor.

Şen, düzenlemenin doğuracağı sonucu şu sözlerle özetledi:

Bir başka ifadeyle teklif, siyasetin önünü infaz süreci tamamlanmadan açmaktadır.”

İki veya üç yıl sonra seçilme imkânı tartışması

Şen’in değerlendirmesine göre teklif kapsamındaki bir hükümlüye, cezasının infazı tamamlanmadığı ve infaz süresi hukuken sona ermediği hâlde, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren ceza miktarına göre iki veya üç yıl geçtikten sonra hak yoksunluklarının kaldırılmasını talep etme imkânı tanınabilecek.

İlgili yargı merciinin hak yoksunluklarını kaldırması hâlinde, kişinin milletvekili seçilme yeterliliğini yeniden kazanıp kazanamayacağı gündeme gelecek.

Şen’e göre bu sistem, teklif kapsamında bulunan hükümlüler ile teklif dışında kalan hükümlüler arasında önemli bir farklılık oluşturuyor.

Örneğin adi bir suçtan çok daha kısa süreli hapis cezasına mahkûm edilen veya işlediği suçun toplum açısından tehlikeliliği terör suçlarına kıyasla daha düşük olan bir hükümlünün, cezasının bihakkın infaz tarihini beklemesi gerekiyor. Bu kişinin yasaklanmış haklarını geri alabilmesi için infazın tamamlanmasından sonra ayrıca üç yıl daha beklemesi ve mahkemeye başvurması gerekiyor.

Buna karşılık teklif kapsamındaki bir hükümlünün, cezası tamamen infaz edilmeden ve olağan üç yıllık bekleme şartını yerine getirmeden siyasi haklarına kavuşabilmesi ihtimali eşitlik ve adalet ilkeleri bakımından tartışma yaratıyor.

Milletvekili seçilmenin önü açılabilir mi?

Teklifin yasalaşması hâlinde kapsama giren bir suçtan mahkûm olduğu için milletvekili seçilme yeterliliğini kaybeden kişinin, siyasi haklarını cezasının infazı tamamlanmadan yeniden kazanıp kazanamayacağı tartışması gündeme gelecek.

Şen’e göre Kurulun değerlendirmesi ve ilgili yargı merciinin kararıyla mahkûmiyetten doğan hak yoksunluklarının kaldırılması, kapsamdaki kişilerin siyasi faaliyette bulunması ve milletvekili adayı olması bakımından yeni bir hukuki zemin oluşturabilir.

Bununla birlikte Şen, kanunla getirilecek bu imkânın Anayasa’da düzenlenen milletvekili seçilme engellerini ortadan kaldırmaya yeterli olmayabileceğini vurguladı.

Anayasa’nın 76. maddesi tartışması

Anayasa’nın 76. maddesinin ikinci fıkrasında milletvekili seçilme yeterliliği ve belirli mahkûmiyetlerin doğurduğu seçilme engelleri düzenleniyor.

Şen, seçilme yasağının yalnızca 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 11. maddesinden değil, doğrudan Anayasa’nın 76. maddesinden kaynaklandığına dikkat çekti.

Bu nedenle Anayasa’da öngörülen bir seçilme engelinin olağan bir kanun hükmüyle veya yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin mahkeme kararıyla ortadan kaldırılıp kaldırılamayacağının tartışmalı olduğunu ifade etti.

YSK’nin lehe kararları bulunuyor

Yüksek Seçim Kurulunun geçmişte yasaklanmış hakların geri verilmesi kararına dayanarak milletvekili seçilmesinin önünü açan lehe kararları bulunuyor.

Şen, bu kararlara rağmen söz konusu yaklaşımın yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Çünkü seçilme yasağı yalnızca Milletvekili Seçimi Kanunu’ndan değil, doğrudan Anayasa’nın 76. maddesinden kaynaklanıyor.

Şen’e göre yürürlükteki sistemde dahi yasaklanmış hakların geri verilmesinin Anayasa’daki seçilme engellerini kaldırmaya yeterli olup olmadığı tartışmalıyken teklif, infaz tamamlanmadan hak yoksunluklarının kaldırılmasını öngörerek sorunu daha ileri bir noktaya taşıyor.

Anayasal sınırlamalar kanunla bertaraf edilemez”

Ersan Şen, teklifin mahkûmiyetten doğan hak yoksunluklarını kaldırmayı amaçladığını ancak Anayasa’da düzenlenen milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin sınırlamaların kanunla bertaraf edilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

Şen’in değerlendirmesine göre teklif yasalaşsa bile milletvekili seçilme yeterliliği bakımından Anayasa’nın 76. maddesinin ayrıca uygulanması gerekecek.

Bu nedenle düzenlemenin kabul edilmesi hâlinde ilgili hükümlerin Anayasa Mahkemesinin önüne taşınması ve somut adaylık süreçlerinde Yüksek Seçim Kurulu kararlarına konu olması gündeme gelebilecek.

Kendine özgü erteleme mi, af mı?”

Şen’in gündeme getirdiği temel tartışmalardan biri de teklifin hukuki niteliği oldu.

Teklifteki düzenlemeler, soruşturma ve kovuşturmalar ile mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi olarak tanımlanıyor. Anayasa Mahkemesinin emsal kararlarında bu tür ertelemelerin af olmadığı, kanun koyucunun takdirine bağlı “nev’i şahsına münhasır”, başka bir ifadeyle kendine özgü bir hukuk kurumu olduğu yönünde değerlendirmeler bulunuyor.

Şen ise düzenlemenin yalnızca adına değil; esasına, uygulama biçimine ve doğuracağı sonuçlara bakılması gerektiği görüşünde.

Soruşturma ve kovuşturmaların belirli şartlarla sona ermesi, mahkûmiyet hükümlerinin infaz edilmemesi ve bu mahkûmiyetlerden doğan hak yoksunluklarının ortadan kaldırılabilmesi nedeniyle teklifin klasik bir ertelemenin sınırlarını aşıp aşmadığının incelenmesini istedi.

Şen’e göre teklifin öngördüğü sistemin sonuçları itibarıyla af niteliği taşıdığı kabul edilirse düzenlemenin Anayasa’nın 87. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve TBMM’de buna ilişkin nitelikli karar çoğunluğunun aranması gerekecek.

PKK/KCK ile sınırlandırılması eşitlik tartışması yaratabilir

Anayasa Mahkemesi, suçun türüne ve işlendiği tarihe göre yapılan her ayrımı kendiliğinden eşitlik ilkesine aykırı kabul etmiyor. Mahkeme, nesnel ve makul bir gerekçeye dayanması koşuluyla bu konuda kanun koyucuya belirli bir takdir alanı tanıyor.

Bununla birlikte Şen, düzenlemenin yalnızca PKK/KCK ve bu örgütle bağlantılı oluşumlarla sınırlı tutulmasının, diğer terör örgütleri ve hükümlüler bakımından eşitlik tartışmasına yol açabileceğini belirtti.

Benzer suçları işleyen ancak farklı bir örgütle bağlantılı olan kişilerin kapsam dışında bırakılması ile daha hafif adi suçlardan mahkûm edilen kişilerin haklarını geri alabilmek için daha ağır şartlara tabi tutulmasının hukuki gerekçesinin açıklanması gerektiğini kaydetti.

Suç tipleri, hükümlülerin toplum açısından taşıdığı tehlikelilik durumu ve düzenlemeden yararlanma koşulları arasındaki farklılıkların nesnel, makul ve anayasal bakımdan kabul edilebilir bir gerekçeye dayandırılması gerektiğine dikkat çekti.

Mağdur hakları ve kamu vicdanı da gündemde

Teklifin yalnızca PKK/KCK ile bağlantılı belirli suçlar bakımından özel soruşturma, kovuşturma ve infaz hükümleri getirmesi, hukuki tartışmaların yanında toplumsal ve siyasi sonuçları da gündeme taşıyor.

Düzenlemenin kapsamının hangi hukuki ve toplumsal gerekçelere dayandırılacağı, terör mağdurlarının haklarının nasıl korunacağı, diğer örgütler ve hükümlüler bakımından oluşabilecek farklılığın nasıl açıklanacağı ve teklifin kamu vicdanında nasıl karşılanacağı Meclis görüşmelerinin temel başlıkları arasında yer alacak.

Prof. Dr. Ersan Şen’in değerlendirmesi, teklifin yalnızca teknik bir infaz düzenlemesi olarak ele alınamayacağını; af yetkisi, siyasi haklar, milletvekili seçilme yeterliliği, anayasal üstünlük, eşitlik ve adalet ilkeleri bakımından geniş sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyuyor.

Şen, söz konusu tartışmaların kanun teklifinin Meclis görüşmeleri sırasında ayrıntılı biçimde ele alınması ve düzenlemenin Anayasa’ya uygunluğunun bütün yönleriyle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

İlgili Arşiv Haber
Bahçeli’den “çerçeve yasa”ya ilk imza: Teklifin kapsamı ve kritik ayrıntıları