Alternatif: Ama Kimin İçin?
AfD’nin 2013’ten Bugüne Yükselişi, Çelişkileri ve Berlin Programının Anatomisi
Abgeordnetenhauswahl, 20 Eylül 2026
AfD (Alternative für Deutschland), 2013’te Bernd Lucke liderliğinde avro karşıtı, ekonomi liberal bir parti olarak kuruldu. 13 yılda Almanya’nın ikinci büyük partisine dönüştü. Bu dönüşüm siyaset bilimi açısından benzersiz: bir parti, kuruluş kimliğini tamamen değiştirerek — avro eleştirisinden göç karşıtlığına — büyüdü.
Bu makale, AfD’nin kuruluşundan bugüne yaşadığı evrimi, Berlin programını, barış ve savaş konusundaki pozisyonlarını ve toplulukları kapsama sorununu bir dış gözlemcinin perspektifinden, hiçbir topluluğu dışlamadan incelemektedir. Buradaki tespitler kamuya açık veriler, parti programı, Verfassungsschutz raporları ve günlük gözlemler üzerinden yapılmıştır. Amaç bir partiyi yargılamak değil, söylem ile gerçeklik arasındaki mesafeyi ölçmektir.
Bir not: AfD, 2021’den bu yana federal düzeyde “rechtsextremistischer Verdachtsfall” olarak Verfassungsschutz tarafından izlenmektedir. Bu statünün hukuka uygunluğu 2022’de Köln İdare Mahkemesi, 2024’te ise OVG Nordrhein-Westfalen tarafından onaylandı. Mayıs 2025’te BfV, partinin tamamını “gesichert rechtsextremistische Bestrebung” olarak değerlendirdi; ancak AfD’nin başvurusu üzerine Köln İdare Mahkemesi 26 Şubat 2026’da bu sınıflandırmanın ana dava sonuçlanana kadar kullanılmasını ve kamuya açıklanmasını geçici olarak yasakladı.
Thüringen, Sachsen-Anhalt, Sachsen ve Brandenburg eyalet Verfassungsschutz’ları ise kendi eyalet teşkilatlarını “erwiesene/gesichert rechtsextremistische Bestrebung” olarak sınıflandırıyor. Dolayısıyla 2026 itibarıyla hukuki durum kesinleşmiş bir mahkeme tespiti değil, devam eden bir yargı sürecidir. Bu makale bu sınıflandırmayı bir yargı olarak değil, bir olgu olarak kayda alır.
AfD’nin Oy Gelişimi
Federal düzeyde AfD’nin yükselişi rakamlara açık biçimde yansıyor. Parti 2013’te yüzde 4,7 ile barajın altında kaldı ve avro karşıtı parti kimliğiyle öne çıktı. 2017’de yüzde 12,6 ile ilk kez Bundestag’a girdi. 2021’de yüzde 10,3 alan AfD, 2025’te yüzde 20,8’e yükselerek ikinci büyük parti oldu ve oy oranını yaklaşık iki katına çıkardı.
Yüzde 4,7’den yüzde 20,8’e: 12 yılda protesto hareketinden Almanya’nın ikinci partisine dönüşüm.
AfD’nin eyalet düzeyindeki yükselişi federal rakamlardan bile çarpıcı. Thüringen 2024: yüzde 32,8 ve birinci parti. Sachsen 2024: yüzde 30,6 ve ikinci parti. Brandenburg 2024: yüzde 29,2 ve ikinci parti.
Ve en güncel sonuç: Sachsen-Anhalt, 6 Eylül 2026: yüzde 43,8, yani neredeyse her iki seçmenden biri AfD’ye oy verdi. 83 sandalyeden 39’unu aldı, mutlak çoğunluğu kıl payı kaçırdı. CDU yüzde 17,2 ile tarihi dip noktasına düştü. Katılım yüzde 77,8 ile birleşmeden bu yana en yüksek seviyede.
Bu tablo, AfD’nin artık bir protesto partisi olmaktan çıkıp doğu eyaletlerinde birinci parti konumuna geçtiğini gösteriyor. Sachsen-Anhalt’ta BSW “projektbezogene Zusammenarbeit” — proje bazlı işbirliği — sinyali verdi, bu Brandmauer politikasının ilk çatlağı olabilir.
Berlin’de AfD
Berlin eyalet düzeyindeki gelişim ise farklı bir seyir izledi. AfD 2016’da yüzde 14,2 ile ilk kez Abgeordnetenhaus’a girdi ve 25 koltuk kazandı. 2021’de yüzde 8,0 ile oyları neredeyse yarıya düştü ve 13 koltuk aldı. 2023’te ise yüzde 9,1 ile 17 koltuğa yükseldi.
Son anketler, Eylül 2026 itibarıyla Forschungsgruppe Wahlen’de yüzde 17, Infratest dimap’ta yüzde 18, INSA’da yüzde 18, Forsa’da yüzde 18 gösteriyor. Temmuz ayında INSA yüzde 19 ölçmüştü.
Yani AfD Berlin’de yüzde 17-19 bandında, CDU ile arasında sadece 2-3 puan fark bulunuyor. Die Linke ile neredeyse aynı seviyede. SPD’yi geçmiş durumda. AfD Berlin’de artık ikinci veya üçüncü parti konumunda.
2025 Bundestagswahl’da Berlin’deki seçim bölgeleri arasında en yüksek ikinci oy oranını Marzahn-Hellersdorf’ta yüzde 31,2, en düşük oranını ise Friedrichshain-Kreuzberg-Prenzlauer Berg Ost’ta yüzde 7,2 aldı.
Bu coğrafi dağılım, AfD’nin Berlin’de özellikle eski Doğu Berlin’in bazı ilçelerinde güçlü olduğunu, buna karşılık sol-liberal ve kozmopolit seçmen yapısının baskın olduğu bölgelerde çok daha zayıf kaldığını gösteriyor. Ama AfD’nin Berlin’deki oyları artık sadece klasik Doğu-Batı meselesiyle açıklanamaz: yüzde 17-19 bandı ciddi ve şehir geneline yayılan bir güç.
Kırılma Noktaları
Lucke Dönemi: Avro Eleştirisi
AfD, avro krizine karşı bir ekonomi profesörlerinin hareketi olarak kuruldu. National-liberal, AB eleştirel ama demokratik çerçevede. Lucke’nin 2015’te ayrılması, partinin ekonomi-merkezli ve euro-eleştirel kuruluş çizgisinden daha belirgin milliyetçi, göç karşıtı ve kültürel çatışma merkezli bir hatta kaymasında önemli bir dönüm noktası oldu.
Mülteci Krizi ve Bundestag’a Giriş
2015 mülteci krizinde Merkel’in “Wir schaffen das” açıklaması AfD’ye tarihsel bir fırsat sundu. Parti göç karşıtlığını merkeze aldı ve 2017’de yüzde 12,6 ile Bundestag’a girdi.
Alexander Gauland’ın 2018’de Nazi dönemini Almanya’nın bin yıllık tarihindeki yalnızca “kuş pisliği” olarak nitelemesi — “Vogelschiss” — partinin tarihsel hafıza konusundaki tartışmalı çizgisinin sembollerinden biri haline geldi.
Verfassungsschutz ve Büyüme Paradoksu
2021’de “Verdachtsfall”, 2025’te “gesichert rechtsextremistisch” değerlendirmesi. Buna rağmen parti büyümeye devam etti: 2025 federal yüzde 20,8, Sachsen-Anhalt yüzde 43,8.
Değerlendirme seçmeni caydırmadı, tam tersine “yerleşik düzene karşı” algısını güçlendirdi. Bu paradoks, diğer partilerin AfD ile başa çıkma stratejisinin — Brandmauer — sorgulanmasını gerektiriyor.
Berlin’de İzolasyon ve Brandmauer Sorgulaması
Berlin’deki yerleşik partiler AfD ile koalisyon veya resmi hükümet ortaklığını reddeden bir Brandmauer çizgisi sürdürüyor.
Ama bu strateji işe yarıyor mu?
AfD 2023’te yüzde 9,1’den 2026 anketlerinde yüzde 17-19’a çıktı: Brandmauer AfD’yi küçültmedi, büyüttü. Sachsen-Anhalt’ta yüzde 43,8 alan bir partiyi dışlayarak yok etme stratejisi sonuç vermiyor.
Bu, Brandmauer politikasının kendisini sorgulatıyor: izolasyon mu çözüm, yoksa seçmenin sorunlarını ciddiye almak mı?
Bu tespit AfD’yi haklı çıkarmak için değil, diğer partilerin stratejisini sorgulamak için yapılıyor. Seçmen AfD’ye oy veriyorsa bunun bir nedeni var: o nedenlerle yüzleşmek yerine duvar örmek, nedenleri ortadan kaldırmıyor.
Barış ve Savaş: Strateji mi, Çelişki mi?
AfD’nin barış/savaş pozisyonu diğer partilerden farklı ve kendi içinde sorular taşıyor.
Bir yandan AfD Ukrayna’ya silah teslimatlarını reddediyor, diplomatik çözüm çağrısı yapıyor, Şubat 2023’te Bundestag’da Ukrayna-Rusya savaşı için bir “Friedensinitiative” önerisi sundu. Rusya ile ilişkilerin normalleştirilmesini, yaptırımların kaldırılmasını, pipeline gaz ticaretinin yeniden başlamasını istiyor. 2025’te Ukrayna’ya mali ve askeri desteğin azaltılması yönünde yeni teklifler sundu.
Öte yandan AfD Wehrpflicht’in — zorunlu askerlik — geri getirilmesini savunuyor, kapsamlı biçimde güçlendirilmiş bir Bundeswehr istiyor, Avrupa ordusunu reddediyor.
Bu iki pozisyon bir arada olunca şu soru ortaya çıkıyor: AfD’nin barış anlayışı pasifizme mi dayanıyor, yoksa Almanya’nın çatışmanın dışında tutulmasına dayanan bir güvenlik doktrinine mi? Bu soru, makalenin en temel sorularından biri.
Parti içindeki Rusya yakınlığı da bu soruyu derinleştiriyor. CORRECTIV araştırmalarına göre AfD içinde bazı aktörlerin Rusya’ya yakın ilişkileri ve pozisyonları belgelendi: parti içi dış politika çalışma grubunun pozisyon kağıtları, milletvekili ziyaretleri.
Bu, AfD’nin bütün üyelerinin veya bütün programının “Rusya yanlısı” olduğu sonucunu tek başına doğurmaz. Ancak AfD’nin Ukrayna politikasının yalnızca savaş karşıtlığıyla açıklanıp açıklanamayacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Die Linke ve BSW de silah teslimatına karşı ama motivasyonları farklı: onlar pasifist gelenekten geliyor, AfD ulusal çıkar ekseninde. Ortadoğu, Sudan, Suriye gibi bölgelere referans yok. Kudüs, Şam, Beyrut ile Städtepartnerschaft önerisi yok.
AfD’nin Berlin 2026 Programı
Güvenlik
Programın en ağırlıklı bölümü güvenlik. Daha fazla polis, Bezirkspolizei kurulması, daha sert cezalar, “verdachtsunabhängige Kontrollen” — şüpheden bağımsız kontroller —, “Ausgangssperren” — sokağa çıkma kısıtlamaları —, video gözetleme sistemlerinin genişletilmesi ve Regierender Bürgermeister’in doğrudan seçilmesi savunuluyor.
Sokağa çıkma kısıtlamaları kapsamı ve süresi bakımından hareket özgürlüğü ve ölçülülük ilkesi açısından ciddi anayasal sorular doğurur. Regierender Bürgermeister’in doğrudan seçilmesi ise bir seçim yasası değişikliği değil, anayasal ve kurumsal bir değişiklik gerektirir.
Güvenlik yaklaşımı ağırlıklı olarak polisiye tedbirlere odaklı: aydınlatma, sosyal altyapı, istihdam, eğitim gibi güvenliğin diğer boyutları programda yer almıyor.
Göç ve “Einheimische” Kavramı
“Ungesteuerte Migration” kesin biçimde reddediliyor. Daha kapsamlı sınır dışı etmeler ve göçmenlere sosyal yardımların kısıtlanması savunuluyor.
En tartışmalı nokta: konut piyasasında “Einheimische” — yerliler, yerleşik halk — lehine öncelik talebi.
AfD bu kavramı programda kullanıyor ama açıkça tanımlamıyor: Alman vatandaşlığı mı, doğum yeri mi, ikamet süresi mi kriter, belirsiz.
Üçüncü kuşak göçmen kökenli bir Berlinli, burada doğmuş, Almanca konuşan, vergi ödeyen biri “Einheimische” kapsamına giriyor mu? Programda bu sorunun cevabı yok.
Hukuki açıdan da soru var: konut tahsisinde vatandaşlık, köken veya Berlin’de bulunma süresine dayalı farklılaştırma Anayasa’nın eşitlik ilkesi açısından nasıl uygulanabilir? Tanımlanmamış bir kriter üzerinden konut dağıtımında ayrım yapmak uygulamada keyfi kararlara kapı açar.
Konut
Daha az devlet düzenlemesi, özel yatırımların kolaylaştırılması ve daha fazla inşaat. Mietendeckel ve kamulaştırmaya karşı, piyasa odaklı çözüm.
56.000 konut açığı ve 15,3 avro kira ortalaması gerçek sorunlar ama “Einheimische” önceliği çözümü topluluklar arasında ayırıcı kılıyor.
Eğitim
Performans ve disiplin odaklı. Almanca’nın okul dili olarak vurgulanması, kademeli okul sistemi — “differenziertes Schulsystem” — korunması ve zorunlu lise tavsiyesi — “verbindliche Gymnasialempfehlung”.
Ama öğretmen açığı, okul binaları bakım borcu, kreş kapasitesi, Quereinsteiger eğitimi, Brennpunktschulen desteği ve Willkommensklassen konularında somut hedefler eksik.
Trafik
AfD bireysel araç trafiğini — Individualverkehr — açıkça savunuyor, diğer partilerden farklı. Bisiklet altyapısının genişletilmesine, özellikle otomobil kapasitesini azaltan veya şeritleri dönüştüren uygulamalara mesafeli. A100 uzatmasını destekliyor.
Şerit daraltmanın yarattığı sorunlar — tali yolların kapatılmasıyla yol uzaması, emisyon artışı, ana cadde sakinlerine gürültü/stres, ambulans/itfaiye için kaçış şeridi sorunu — meşru eleştiriler.
Ama çözüm olarak sadece bireysel araç trafiğini savunmak dengeli mi acaba: yayalar, bisikletliler, toplu taşıma kullanıcıları ve engelli vatandaşlar için ne öneriliyor sorusu ortada. Folgenabschätzung — etki analizi — konusunda diğer partiler gibi AfD de sessiz.
Sağlık ve Pflege
Doktor termin bekleme süreleri haftalar, psikoterapist 3-6 ay. Rettungsstelle yığılması ciddi. Çok dilli sağlık hizmeti — Türkçe, Arapça, Farsça terapist — kapasitesi yok.
Programda bu konularda somut hedefler eksik.
700.000’den fazla 65 yaş üstü Berlinli var, bakım personeli krizi derin, evde bakım yapan aile fertlerinin görünmeyen emeği: Pflege yeterli derinlikte ele alınmıyor.
Bürgeramt ve Üniversiteler
Bürgeramt: randevular 4-8 hafta, Präsenztermin yetersiz, Ausländerbehörde aylarca bekletiyor, dil engeli. Dijitalleşme vurgusu var ama somut kapasite hedefi yok.
Üniversiteler: bütçe daraltmasının geri alınması, öğrenci yurdu kapasitesi konularında somut taahhüt yok.
Aile, Demografi ve Emeklilik
AfD geleneksel aile modelini açıkça savunuyor, bu diğer partilerden belirgin fark. Ama söylem düzeyinde kalıyor, somut ekonomik teşvikler — konut yardımı, vergi avantajı, çok çocuklu ailelere destek — yeterli değil.
2025 verilerine göre Berlin’de doğum oranı kadın başına 1,18 çocuk, ölüm fazlası 4.345 kişi. Almanya genelinde 2045’te 100 emekliye yaklaşık 174 prim ödeyici düşmesi bekleniyor; 1957’de 373 idi.
Demografik kriz ile aile politikası ve emeklilik sürdürülebilirliği arasındaki bağ programda kurulmuyor.
Toplulukların Kapsanması
AfD’nin kapsayıcılık sorunu diğer partilerden yapısal olarak farklı. Diğer partilerde bazı toplulukların sorunları “görünmezleştiriliyor” — genel başlıklar altında eriyor. AfD’de ise belirli topluluklar doğrudan hedef olarak çerçeveleniyor.
“Einheimische” kavramı tanımsız biçimde konut dağıtımında kullanılıyor. Göç “tehdit” olarak çerçeveleniyor.
Berlin yaklaşık 190 farklı vatandaşlıktan insanın yaşadığı bir şehir. Yüz binlerce göçmen kökenli insan burada doğmuş, büyümüş, vergi ödüyor. Bu insanları “yabancı” olarak çerçeveleyen, konut piyasasında dezavantajlı konuma iten bir program, Berlin’in demografik gerçeğiyle çelişiyor.
Programda İslamcı aşırılıkla mücadele var. Ama burada kritik soru şu: program Islamismus ile Müslüman topluluk arasındaki ayrımı yeterince açık kuruyor mu?
Islamismus, Islam ve Müslümanlar aynı şey değil. Bu ayrım programda net biçimde yapılmadığında, güvenlik söylemi bir dinin tamamını hedef alıyor gibi algılanıyor.
Müslüman topluluğun spesifik sorunları — camilere saldırılar, İslamofobik şiddet, isim ayrımcılığı — programda ele alınmıyor.
Roman toplulukları, mültecilerin barınma koşulları, evsizlerin sağlık erişimi ve diğerlerinin hakları programda ya yok ya olumsuz çerçevede.
Grundsicherung Alanlar
Tek yetişkin için temel geçim standardı olan aylık 563 avroluk Regelbedarf ile yaşayan insanların ruhsal, fiziksel sağlık desteği, Ortsabwesenheit hakkı — yılda sadece 21 gün Jobcenter onaylı, tatil parası yok —, sosyal katılım imkanı: AfD dahil hiçbir partinin Berlin programında bu kesimin somut sorunları ayrıca ele alınmıyor.
Bu insanlar da insan ama sistemde görünmez.
Öz Eleştiri Var mı?
Programda ne Verfassungsschutz sürecine, ne Gauland’ın “Vogelschiss” ifadesine, ne Höcke’nin aşırı sağ söylemlerine, ne de partinin iç usulsüzlüklerine dair tek bir öz eleştiri cümlesi yok.
Verfassungsschutz süreci henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararı değil — VG Köln geçici olarak uygulanmasını durdurdu — ama resmi bir tespit ve Berlin’deki tüm toplulukların güvenini kazanmak için cevap verilmesi gereken bir soru.
Yapısal Sorun: Protesto Çıkmazından İktidar Yoluna mı?
FDP için “çeviri boşluğu”, SPD için “uygulama boşluğu”, CDU için “sahiplenme boşluğu”, Yeşiller için “tutarlılık boşluğu”, Die Linke için “iktidar paradoksu”, BSW için “kişi bağımlılığı riski” tespiti yaptık.
AfD için uygun kavram uzun süre “protesto çıkmazı”ydı: parti protesto oyuyla büyüyor ama tüm partilerin Brandmauer çizgisi nedeniyle bu oyu iktidara dönüştüremiyordu.
Ama bu tablo değişiyor.
Sachsen-Anhalt’ta yüzde 43,8 ile 83 sandalyeden 39’unu aldı, mutlak çoğunluğu kıl payı kaçırdı. Thüringen’de birinci parti. Brandenburg’da yüzde 29,2 ile ikinci parti. BSW Sachsen-Anhalt’ta proje bazlı işbirliği sinyali veriyor.
Doğu eyaletlerinde protesto çıkmazı çatırdıyor, hatta kırılma noktasına geldi. Brandmauer politikasının ilk çatlakları görünüyor.
Berlin’de durum henüz farklı: yüzde 17-19 bandında, koalisyon ortağı yok. Ama doğu eyaletlerindeki tablo Berlin’i de etkileyecek. Diğer partiler bu gelişmeyi sadece Brandmauer ile karşılamaya devam ederse, sorunları çözmek yerine dışlama stratejisine devam ederse, AfD’nin Berlin’de de yüzde 20’nin üzerine çıkması an meselesi olabilir.
AfD oyunun önemli bir bölümünün protesto ve sistem eleştirisi işlevi gördüğü ileri sürülebilir; ancak bunu AfD seçmeninin tamamına atfetmek mümkün değildir. Bazı seçmenler güvenlik, göç kontrolü, bürokrasi, konut, enerji fiyatları gibi konularda gerçekten AfD programını destekliyor olabilir.
AfD’nin tek başına veya mevcut Brandmauer koşullarında hükümet ortağı olarak programını bütünüyle uygulaması mümkün görünmüyor ama muhalefet olarak kamuoyu gündemini değiştirebilir, diğer partilerin politikalarını etkileyebilir ve komisyonlarda etkili olabilir.
Ama asıl soru şu: diğer partiler neden bu kadar seçmen kaybediyor?
AfD’nin yükselişi sadece AfD’nin başarısı değil, diğer partilerin başarısızlığıdır. Konut krizi, öğretmen açığı, Bürgeramt kuyrukları, kira artışı, güvenlik kaygısı: bu sorunları çözemeyen partiler seçmeni AfD’ye itiyor.
Brandmauer stratejisi AfD’yi küçültmüyor çünkü sorunların kendisi küçülmüyor. Duvara karşı savaşmak yerine sorunları çözmek, AfD’nin büyümesini durduracak tek gerçek strateji.
AfD’nin işaret ettiği sorunların tamamı hayali değildir. Konut krizi, güvenlik kaygısı, bürokrasi, öğretmen açığı, trafik sorunları, sağlık hizmetine erişim: bunlar Berlin’de yaşayan herkesin bildiği gerçekler.
Tartışma, bu sorunların var olup olmadığı kadar, çözüm önerilerinin hukuken uygulanabilir, mali açıdan sürdürülebilir ve bütün Berlinlileri kapsayıcı olup olmadığı üzerinedir.
AfD’nin 2026 Berlin programı güvenlik ve göç odaklı, bireysel araç trafiğini savunan, piyasa odaklı konut politikası sunan bir program. Parti yüzde 17-19 bandıyla Berlin’de ikinci veya üçüncü güç, Sachsen-Anhalt’ta yüzde 43,8 ile tarihi rekor kırmış durumda.
Ama altı yapısal sorun var:
Birincisi, toplulukları kapsama sorunu. “Einheimische” — yerliler — kavramı tanımsız ve hukuki uygulanabilirliği belirsiz. Göç tehdit olarak çerçeveleniyor. Islamismus ile Müslüman topluluk arasındaki ayrım yeterince açık kurulmuyor. Yaklaşık 190 farklı vatandaşlıktan insanın yaşadığı bir şehirde bu yaklaşım dışlayıcı.
İkincisi, barış pozisyonundaki stratejik belirsizlik. Ukrayna’ya silah teslimatına karşı ama Wehrpflicht ve güçlü ordu istiyor. Motivasyon pasifizm mi yoksa Almanya’nın çatışma dışı tutulmasına dayanan bir güvenlik doktrini mi? Parti içinde belgelenen Rusya yakınlıkları bu soruyu derinleştiriyor.
Üçüncüsü, kamu hizmetlerinin kapasitesi. Doktor terminleri, Rettungsstelle, Bürgeramt, okul binaları, üniversite bütçeleri: somut kapasite hedefleri eksik.
Dördüncüsü, aile, demografi, Pflege ve emeklilik. Geleneksel aile savunusu var ama somut ekonomik araçlarla desteklenmiyor. Doğum oranı 1,18, bakım personeli krizi, emeklilik sürdürülebilirliği yeterli derinlikte ele alınmıyor.
Beşincisi, Verfassungsschutz süreciyle yüzleşme. “Gesichert rechtsextremistisch” değerlendirmesi — hukuki itiraz süreci devam etse de — resmi bir tespit. Programda öz eleştiri yok.
Altıncısı, Brandmauer paradoksu. Tüm partiler AfD’yi dışlıyor ama bu strateji AfD’yi küçültmüyor, büyütüyor: yüzde 9,1’den yüzde 17-19’a Berlin’de, yüzde 43,8’e Sachsen-Anhalt’ta. Bu paradoks sadece AfD’nin değil, diğer partilerin de sorunudur. Seçmenin sorunlarını çözmek yerine dışlamak, dışlananı güçlendiriyor.
Berlin, herkesin şehridir. Her parti programı bu gerçeği kabul etmekle, tüm toplulukları eşit biçimde kapsamakla ve hiçbir topluluğu tehdit olarak çerçevelememekle yükümlüdür. Ama aynı zamanda, seçmenin bu partiye neden oy verdiğini anlamak ve o sorunları çözmekle de yükümlüdür.
07.07.2026 — Güncelleme: 13.09.2026