“Soğuk Savaş üçüncüydü, bugün yeni bir dünya savaşı yaşıyoruz”

Moskova’da gerçekleştirilen ve yapımcılığını asilzade Alexander von Bismarck’ın üstlendiği söyleşide, Rus dış politika çevrelerinin önde gelen isimlerinden Dmitri Trenin, Almanya-Rusya ilişkilerindeki kopuşu tarihsel, siyasi ve jeopolitik boyutlarıyla değerlendirdi. Trenin, mevcut küresel süreci “yeni bir dünya savaşı” olarak tanımlarken, Avrupa’daki siyasi elitlerin rolüne dikkat çekti.

Moskova’dan verilen mesaj: “Toplumlar değil, elitler çatışıyor”

Programın açılışında konuşan Dmitri Trenin, Rusya ile Batı arasındaki gerilimin doğrudan halklar arasında olmadığını vurguladı.

Trenin’e göre mevcut kriz, Batılı ülkelerin siyasi elitlerinin Rusya’ya karşı izlediği politikaların sonucu. Bu çerçevede, Avrupa toplumları ile Rus toplumu arasında doğrudan bir düşmanlık olmadığını ifade etti.

Yeni görev ve konum: RIAC başkanlığı

Trenin, söyleşi sırasında kısa süre önce Russian International Affairs Council başkanlığına getirildiğini açıkladı.

Bu kurumun Rus dış politika çevrelerinin merkezi platformlarından biri olduğunu belirten Trenin, yaklaşık 250 uzmanın yer aldığı yapının uluslararası think-tank ağlarıyla benzer işlev gördüğünü ifade etti.

Görevini “zor ve tehlikeli bir dönemde üstlenilmiş büyük bir sorumluluk” olarak tanımladı.

“Soğuk Savaş üçüncü dünya savaşıydı”

Trenin’in en dikkat çekici değerlendirmelerinden biri, savaş kavramına ilişkin oldu.

Soğuk Savaş dönemini fiilen “üçüncü dünya savaşı” olarak nitelendiren Trenin, bu savaşın nükleer yıkıma dönüşmeden sona erdiğini belirtti.

Bugün yaşanan süreci ise farklı bir aşama olarak tanımladı:

“Bugün yaşananlar yeni bir dünya savaşıdır. Bu, büyük güçler ve bölgesel aktörler arasında yeni dünya düzeni için verilen mücadeledir.”

Almanya’nın birleşmesi ve Rusya’nın rolü

Trenin, Almanya’nın yeniden birleşme sürecinde Moskova’nın belirleyici rol oynadığını vurguladı.

ABD, Fransa ve İngiltere’nin bu sürece mesafeli yaklaştığını ancak Sovyetler Birliği’nin birleşmenin önünü açtığını ifade etti.

Bu sürecin ardından Almanya’nın Rusya tarafından “en dost ülke” olarak görüldüğünü söyledi.

1990’lardan 2010’lara: Yakınlaşmadan kopuşa

1990’lı yıllar ve 2000’lerin başında Almanya ile Rusya arasında güçlü ekonomik ve siyasi ilişkiler kurulduğunu belirten Trenin, bu sürecin zamanla tersine döndüğünü dile getirdi.

2010’lu yıllardan itibaren ilişkilerin soğumaya başladığını, özellikle Ukrayna kriziyle birlikte bu sürecin hızlandığını ifade etti.

“Değerler çatışması yapay olarak üretildi”

Trenin, Batı’nın Rusya’ya yönelik eleştirilerinin temelinde yer alan “demokrasi, insan hakları ve özgürlük” tartışmalarını da değerlendirdi.

Bu çerçevenin gerçek bir çatışmadan ziyade “yapay olarak inşa edilmiş bir söylem” olduğunu savundu.

ABD etkisi ve Almanya’nın bağımlılığı

Söyleşide öne çıkan başlıklardan biri de ABD’nin Avrupa üzerindeki etkisi oldu.

Trenin, Almanya’nın siyasi karar alma süreçlerinde ABD’ye bağımlı hareket ettiğini iddia etti.

Bu bağımlılığın, Almanya ile Rusya arasındaki ilişkilerin bozulmasında temel faktörlerden biri olduğunu ileri sürdü.

Ekonomi ve enerji boyutu

Söyleşide Almanya-Rusya ilişkilerinin ekonomik boyutu da geniş yer buldu.

Trenin, geçmişte yaklaşık 6 bin Alman şirketinin Rusya’da faaliyet gösterdiğini hatırlattı.

Enerji alanındaki iş birliğinin özellikle Almanya sanayisi için kritik önemde olduğunu belirterek, doğal gaz ve enerji tedarikinin kesilmesinin Almanya ekonomisine zarar verdiğini ifade etti.

“Yaptırımlar Avrupa’yı vurdu”

Avrupa Birliği’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımların etkilerine değinen Trenin, bu yaptırımların en çok Avrupa ekonomilerine zarar verdiğini savundu.

Rusya’nın ise enerji satışını sürdürmek istediğini belirterek, Avrupa’nın kendi kararlarıyla bu ilişkileri kestiğini ifade etti.

Küresel tablo: Çok kutuplu dünya ve BRICS

Söyleşide küresel güç dengeleri de ele alındı.

Trenin, tek kutuplu dünya düzeninin sona erdiğini ve çok kutuplu bir yapının oluştuğunu dile getirdi.

BRICS ülkelerinin yükselişine dikkat çekerek, küresel ekonomik ağırlığın bu ülkelerde yoğunlaştığını belirtti.

“Yeni dünya savaşı” tanımı: Çok cepheli krizler

Trenin’e göre mevcut küresel kriz tek bir savaşla sınırlı değil.

Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, ABD-Çin gerilimi ve Latin Amerika’daki gelişmeler aynı sürecin parçaları.

Bu durum, yeni dünya düzeninin şekillenmesi için verilen geniş çaplı bir mücadele olarak değerlendiriliyor.

Rusya’nın kimlik dönüşümü

Trenin, Rusya’nın artık Avrupa modelini benimseme hedefinden uzaklaştığını belirtti.

Ülkenin kendi tarihine, kültürel kimliğine ve kaynaklarına dayalı bir gelişim modeline yöneldiğini ifade etti.

“Rusya, Avrupa’nın bir kopyası olmayacak; kendi yolu üzerinde ilerleyecek” dedi.

Avrupa ile ilişkiler: “Tam kopuş yok, ama eski dönem de yok”

Rusya’nın Avrupa ile ilişkileri tamamen koparmak istemediğini belirten Trenin, gelecekte ilişkilerin yeniden kurulabileceğini ifade etti.

Ancak bu ilişkilerin geçmişteki gibi olmayacağını, yeni bir uluslararası dengeye göre şekilleneceğini vurguladı.

Güvenlik riski: “Tehlikeli bir eşikteyiz”

Söyleşinin en kritik bölümlerinden biri güvenlik risklerine ilişkin değerlendirmeler oldu.

Trenin, mevcut gerilimin kontrol edilmemesi halinde doğrudan bir Rusya-Avrupa çatışmasına dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Dolaylı savaşların doğrudan çatışmaya evrilebileceğini belirterek, özellikle askeri provokasyonlara dikkat çekti.

“Diplomasi ve diyalog şart”

Programın genelinde öne çıkan ana mesajlardan biri, diyalog ihtiyacı oldu.

Karşılıklı iletişimin sürdürülmesinin çatışma riskini azaltacağı ifade edildi.

Söyleşide, tarafların farklı pozisyonlarda olsalar dahi konuşmaya devam etmesi gerektiği vurgulandı.

Gelecek perspektifi: Umut ve belirsizlik

Trenin, tüm olumsuz tabloya rağmen ilişkilerin geleceğine dair umutlu bir yaklaşım sergiledi.

Ancak bu sürecin uzun vadeli olacağını ve mevcut krizlerin ciddi riskler barındırdığını da sözlerine ekledi.






Video, Alexander von Bismarck izniyle kullanılmış olup çeviride yapay zekâdan yararlanılmıştır.