Graham Fuller’in “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” Tezleri ve Türkiye’de Gerçekleşenler

Eski CIA Ortadoğu şefi Graham Fuller’in 2008’de yayımladığı “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabındaki öngörülerin önemli bölümü yıllar içinde Türkiye’de gerçeğe dönüştü. Peki Fuller’in “yeni Türkiye” senaryosunda hangi tezler tuttu, hangileri gerçekleşmedi?

Graham Fuller’in “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” Tezleri ve Türkiye’de Gerçekleşenler
Graham Fuller’in 2008’de yayımlanan “The New Turkish Republic” kitabı, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal dönüşümüne dair yaptığı öngörüler nedeniyle yıllar sonra yeniden tartışma konusu oldu.

Eski CIA Ortadoğu şefi ve stratejist Graham E. Fuller tarafından kaleme alınan “The New Turkish Republic: Turkey as a Pivotal State in the Muslim World” adlı eser, 2008’de yayımlandığında Türkiye henüz AK Parti’nin Avrupa Birliği eksenli reform sürecini yaşadığı bir dönemden geçiyordu. Fuller kitapta, Türkiye’nin klasik Kemalist devlet modelinden uzaklaşacağını, daha muhafazakâr, daha İslam referanslı ve bölgesel güç kimliği taşıyan yeni bir eksene kayacağını savunuyordu.  

Bugünden geriye bakıldığında, Fuller’in bazı öngörülerinin büyük ölçüde gerçekleştiği, bazılarının ise eksik veya hatalı kaldığı görülüyor.

1. Kemalist devlet yapısının dönüşeceği tezi

Fuller’in en temel argümanı, Türkiye’de katı Kemalist-ulusalcı devlet paradigmasının çözülmeye başlayacağıydı. Ona göre yeni Türkiye:

  • daha muhafazakâr,
  • daha dindar,
  • Osmanlı hinterlandına daha açık,
  • Batı ile ilişkisini sürdürürken bağımsız hareket eden,
  • toplum merkezli bir siyasal modele evrilecekti.

2008 sonrası süreçte yaşananlar bu tezi önemli ölçüde doğruladı.

Özellikle:

  • askerî vesayetin zayıflaması,
  • Ergenekon/Balyoz süreçleri,
  • 2010 referandumu,
  • Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi,
  • devlet elitlerinin dönüşmesi,
  • İmam Hatip ağının büyümesi,
  • Diyanet’in genişleyen etkisi

Türkiye’nin klasik 20. yüzyıl Kemalist devlet modelinden uzaklaştığını gösterdi.  

Bugün devlet kadrolarında muhafazakâr-dindar sosyolojinin ağırlığı, Fuller’in “seküler elit merkezli cumhuriyetin çözülmesi” analizini büyük ölçüde doğrular nitelikte görülüyor.

2. Siyasal İslam’ın sistem içine entegre olacağı öngörüsü

Fuller, Türkiye’de siyasal İslam’ın İran tipi devrimci değil, sistem içi dönüştürücü bir model izleyeceğini savunuyordu.

Bu tez büyük ölçüde gerçekleşti.

AK Parti:

  • devleti yıkmadan,
  • anayasal sistemi tamamen değiştirmeden,
  • seçim mekanizmasını kullanarak,
  • bürokrasi ve medya alanında hegemonya kurarak

yeni bir siyasal düzen oluşturdu.

Bugün Türkiye resmî olarak laik bir cumhuriyet olsa da, birçok Batılı akademisyen “fiilen post-seküler” bir yapıya geçildiğini savunuyor.  

Fuller’in öngörüsü tam da buydu:
Türkiye İran olmayacak ama laiklik eski anlamını kaybedecek.

3. Türkiye’nin Osmanlı hinterlandına döneceği tezi

Fuller, Türkiye’nin dış politikada:

  • Balkanlar,
  • Kafkasya,
  • Orta Doğu,
  • Türk dünyası

üzerinde yeniden aktif olacağını savunuyordu.

2009 sonrası Davutoğlu doktrini ve “stratejik derinlik” yaklaşımı bu çerçevede gelişti.

Şunlar gerçekleşti:

  • Katar ile yakınlaşma,
  • Suriye müdahaleleri,
  • Libya politikası,
  • Karabağ sürecindeki aktif rol,
  • Afrika açılımı,
  • Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesi,
  • savunma sanayi ihracatı

Türkiye’yi klasik NATO sınır karakolu modelinden çıkarıp bölgesel güç eksenine taşıdı.

Bu da Fuller’in en başarılı öngörülerinden biri oldu.

4. Kürt meselesinin merkezi kriz alanı olacağı tezi

Fuller, Türkiye’nin geleceğini belirleyecek en kritik başlığın Kürt meselesi olduğunu savunuyordu. Daha önce Henri Barkey ile birlikte yazdığı çalışmalarda da Türkiye’nin merkeziyetçi ulus-devlet yapısının Kürt sorununu büyüttüğünü ileri sürüyordu.  

Gerçekten de:

  • çözüm süreci,
  • hendek olayları,
  • Suriye’de PYD/YPG’nin yükselişi,
  • HDP tartışmaları,
  • kayyum politikaları,
  • sınır ötesi operasyonlar

Türkiye siyasetinin ana eksenlerinden biri haline geldi.

Ancak Fuller’in beklentisinin aksine süreç demokratik entegrasyonla değil; güvenlikçi devlet paradigmasının geri dönüşüyle sonuçlandı.

Bu nedenle burada “yarı gerçekleşmiş” bir öngörüden söz etmek mümkün.

5. Türkiye’nin Batı’dan tamamen kopmayacağı tezi

Fuller’e göre Türkiye:

  • NATO’dan çıkmayacak,
  • Batı’yla bağlarını tamamen koparmayacak,
  • fakat daha özerk davranacaktı.

Bugün tablo tam olarak buna benziyor.

Türkiye:

  • NATO üyesi,
  • Avrupa ekonomisine bağlı,
  • Batı finans sistemine entegre

olmaya devam ediyor.

Ancak:

  • Rusya ile S-400 krizi,
  • çok yönlü dış politika,
  • Çin ve Körfez açılımı,
  • AB ile gerilimli ilişki modeli

Ankara’nın artık tam anlamıyla “Batı eksenli” hareket etmediğini gösteriyor.

Bu da Fuller’in önemli ölçüde tutan analizlerinden biri oldu.

6. Fuller’in en büyük yanıldığı alan: Demokratikleşme beklentisi

Fuller, muhafazakâr Anadolu sermayesinin ve siyasal İslam’ın sisteme entegrasyonunun daha çoğulcu bir Türkiye üreteceğini düşünüyordu.

Ancak süreç:

  • güç yoğunlaşması,
  • medya kontrolü,
  • yargı tartışmaları,
  • ifade özgürlüğü sorunları,
  • kutuplaşma,
  • merkeziyetçiliğin artması

gibi sonuçlar doğurdu.

Burada Fuller’in liberal-demokratik beklentisinin gerçekleşmediği söylenebilir.

FETÖ tartışmaları ve Fuller

Türkiye’de Fuller’in adı özellikle:

  • Fethullah Gülen,
  • CIA,
  • “ılımlı İslam” stratejisi,
  • “Yeşil Kuşak” doktrini

tartışmalarıyla birlikte anıldı.

Özellikle 15 Temmuz sonrası dönemde Fuller’in Gülen’e destek mektubu verdiği ve ABD’deki bazı çevrelerle ilişkisi Türkiye’de yoğun tartışma konusu oldu.  

Bu nedenle kitap Türkiye’de yalnızca akademik bir analiz olarak değil, aynı zamanda “jeopolitik dönüşüm senaryosu” olarak da okundu.

Graham Fuller’in “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabındaki temel tezlerin önemli bir bölümü gerçekleşti:

  • Kemalist vesayetin çözülmesi,
  • muhafazakâr devlet elitinin yükselmesi,
  • siyasal İslam’ın merkezileşmesi,
  • Türkiye’nin bölgesel güç haline gelmesi,
  • çok eksenli dış politika,
  • Kürt meselesinin stratejik kriz alanı olması

gibi başlıklarda Fuller dikkat çekici ölçüde isabetli analizler yaptı.

Ancak:

  • demokratikleşme,
  • çoğulculuk,
  • özgürlüklerin genişlemesi

konularındaki beklentileri büyük ölçüde gerçekleşmedi.

Bugün geriye dönüp bakıldığında kitap, yalnızca bir siyasi analiz değil; 2000 sonrası Türkiye dönüşümünü erken okuyan stratejik bir “yol haritası” olarak değerlendiriliyor.

Kaynakça

  1. Graham E. Fuller, The New Turkish Republic: Turkey as a Pivotal State in the Muslim World, United States Institute of Peace Press, 2008.  
  1. Hakan Yavuz, “Henri J. Barkey, Graham E. Fuller: Turkey’s Kurdish Question”, CEMOTI, 1999.  
  1. Henri J. Barkey & Graham E. Fuller, Turkey’s Kurdish Question, Rowman & Littlefield Publishers, 1998.  
  1. Hamit Bozarslan, “Kurds and the Turkish State”, The Cambridge History of Turkey, Cambridge University Press, 2008.  
  1. “Secularism in Turkey”, çeşitli akademik ve tarihsel referanslarla derlenmiş inceleme dosyası.  
  1. “Turkey as a Pivotal State in the Muslim World” başlıklı akademik değerlendirme makalesi.  
  1. Şebnem Gümüşçü üzerine değerlendirme ve Türkiye’de laikliğin dönüşümüne ilişkin analiz.  
  1. Türkiye’de Kürt meselesinin tarihsel ve siyasal dönüşümüne ilişkin çeşitli akademik çalışmalar.  
  1. Türkiye’de devlet, laiklik ve siyasal İslam ilişkisine dair tarihsel incelemeler.  
  1. Türkiye’nin dış politika dönüşümü, Osmanlı hinterlandı ve “stratejik derinlik” yaklaşımına dair uluslararası analizler.