Berlin’de 65 Yıllık Göç Hafızası: “Biz Artık Misafir Değiliz”

Türkiye ile Almanya arasında 1961’de imzalanan İşgücü Alımı Anlaşması’nın 65. yılı Berlin’de düzenlenen etkinlikle ele alındı. Birinci kuşağın yaşam ve çalışma mücadelesinin anlatıldığı gecede, SPD içinde göçmen kökenli seçmenlere ilişkin özeleştiri de dikkat çekti. “Çok fazla güven kaybettik” mesajının verildiği programda, 65 yılın ardından aidiyet, eşit yurttaşlık ve siyasi katılım öne çıktı.

Berlin’de 65 Yıllık Göç Hafızası: “Biz Artık Misafir Değiliz”
Türkiye-Almanya İşgücü Alımı Anlaşması’nın 65. yılı dolayısıyla Villa Neukölln’de düzenlenen etkinliğe SPD’li siyasetçiler, göç tarihinin tanıkları ve sivil toplum temsilcileri katıldı. Etkinlikte 65 yıllık göçün toplumsal ve siyasi mirası ele alındı.
Berlin’de 65 Yıllık Göç Hafızası: “Biz Artık Misafir Değiliz”
Berlin’de 65 Yıllık Göç Hafızası: “Biz Artık Misafir Değiliz”
Berlin’de 65 Yıllık Göç Hafızası: “Biz Artık Misafir Değiliz”
Berlin’de 65 Yıllık Göç Hafızası: “Biz Artık Misafir Değiliz”
Berlin’de 65 Yıllık Göç Hafızası: “Biz Artık Misafir Değiliz”
Berlin’de 65 Yıllık Göç Hafızası: “Biz Artık Misafir Değiliz”
Berlin’de 65 Yıllık Göç Hafızası: “Biz Artık Misafir Değiliz”
Berlin’de 65 Yıllık Göç Hafızası: “Biz Artık Misafir Değiliz”
Berlin’de 65 Yıllık Göç Hafızası: “Biz Artık Misafir Değiliz”

BERLİN – Almanya ile Türkiye arasında 30 Ekim 1961’de imzalanan İşgücü Alımı Anlaşması’nın 65. yılı dolayısıyla SPD Berlin, SPD Federal Göç ve Çeşitlilik Çalışma Grubu ile Berlin eyalet teşkilatı tarafından Neukölln’de bir program düzenlendi.

2 Eylül 2026 akşamı Villa Neukölln’de gerçekleştirilen “65 Jahre Gastarbeiter*innen-Anwerbeabkommen” başlıklı etkinliğin moderasyonunu Ülker Radziwill ve Derya Çağlar üstlendi.

Siyaset, sivil toplum ve göç tarihinin farklı kuşaklarından isimlerin katıldığı programın konukları arasında Berlin’in eski Yabancılar Sorumlusu Barbara John da yer aldı.

Gecede 1960’lı ve 1970’li yıllarda Türkiye’den Almanya’ya gelen ilk kuşağın çalışma koşulları, aile birleşimi, konut ve eğitim sorunları, vatandaşlık, siyasi katılım ve sonraki kuşakların Almanya’daki konumu ele alındı.

Ancak program yalnızca 65 yıllık göç tarihinin anıldığı bir gece olarak kalmadı. 20 Eylül Berlin seçimleri öncesinde SPD’nin göçmen kökenli seçmenlerle ilişkisi ve son yıllarda yaşadığı güven kaybı da açık şekilde tartışıldı.

Krach: “Biz ve siz ayrımı sona ermeli

Berlin Eyalet Başkan adayı  Steffen Krach, Almanya’ya gelen ilk kuşağın ülkenin ve özellikle Berlin’in gelişimine yaptığı katkıya teşekkür ederek başladığı konuşmasında, “Gastarbeiter” kavramının başlangıçtaki geçicilik anlayışını hatırlattı.

İnsanların birkaç yıl çalıştıktan sonra Türkiye’ye döneceklerinin düşünüldüğünü, ancak bunun gerçekleşmediğini belirten Krach, yılların on yıllara, ardından da yeni kuşaklara dönüştüğünü söyledi.

Krach, göç tarihinin yalnızca olumlu yönleriyle anlatılmasının da doğru olmayacağını vurguladı. İlk kuşağın iş ve konut ararken karşılaştığı engellere işaret ederek Almanya’nın bu zorluklarla da yüzleşmesi gerektiğini söyledi.

Güncel siyasi tartışmalara da değinen Krach, Federal Şansölye tarafından başlatıldığını söylediği “Stadtbild” tartışmasını eleştirdi.

Krach şöyle konuştu:

“Yine sık sık olduğu gibi ‘biz’ ve ‘siz’ ayrımı yapıldı. Bunun sona ermesi gerekiyor. Burada yaşayan herkes, ne kadar zamandır burada olduğuna bakılmaksızın Berlin’e ve Almanya’ya aittir.”

Krach’ın SPD’ye yönelik özeleştirisi de dikkat çekti:

“Konuşmak başka, icraat başka. Sosyal demokrasi olarak federal, eyalet ve yerel düzeyde yaptıklarımızla ölçülmek zorundayız.”

Krach, geçmiş yıllarda hayal kırıklıklarının yaşandığını da kabul ederek SPD’nin göçmenlerin yanında olduğunu yeniden göstermek zorunda olduğunu söyledi.

Orkan Özdemir: “Çok fazla güven kaybettik”

Gecenin siyasi açıdan en dikkat çekici özeleştirilerinden biri Orkan Özdemir’den geldi.

Kendisini bir “Gastarbeiterkind”, yani misafir işçi çocuğu olarak tanımlayan Özdemir, annesinin geçmişte SPD’ye duyduğu güveni anlattı. Annesinin parti programına ya da adaylara bakmadan SPD’ye oy verdiğini belirten Özdemir, bugün aynı güven ilişkisinin bulunmadığını söyledi.

Özdemir:

Bu toplulukta son yıllarda çok fazla güven kaybettik.”

dedi.

Federal düzeyde alınan bazı kararların yaşlıları ve göçmenleri özellikle etkilediğini savunan Özdemir, Berlin SPD’nin bu konuda farklı bir çizgi ortaya koyması gerektiğini belirtti.

Özdemir, salondaki dernek temsilcilerine ve katılımcılara hitaben:

“Biz SPD olarak sizin güveninizi yeniden kazanabileceğimize inanıyoruz. Önümüzdeki yıllarda görevimiz bu güveni geri kazanmak olacak.”

ifadelerini kullandı.

Özdemir’in sözleri, Berlin seçimlerine kısa süre kala SPD’nin göçmen kökenli seçmenlerle ilişkisine yönelik açık bir özeleştiri olarak öne çıktı.

Hakan Demir’den birinci kuşak ve vatandaşlık mesajı

SPD Federal Meclis Milletvekili Hakan Demir, konuşmasını kendi ailesinin göç hikâyesi üzerinden kurdu.

Büyükbabasının üç gün süren tren yolculuğuyla Almanya’ya geldiğini ve inşaatlarda çalıştığını anlatan Demir, büyükannesinin ise daha sonra Almanya’ya gelerek hastanelerde temizlik işçisi olarak çalıştığını söyledi.

Demir, ilk kuşağın yaptığı işlerin ve Almanya’nın gelişimine sağladığı katkının yeterince takdir edilmediğini savundu.

Vatandaşlık reformuna değinen Demir, 1960’lı ve 1970’li yıllarda Almanya’ya gelen insanlardan onlarca yıl sonra entegrasyon kursu şartlarını yerine getirmelerini istemenin adil olmayacağını belirterek:

Bu ilk kuşak Alman pasaportu alabilmeli; çünkü onlar bu toplumun bir parçasıdır.”

dedi.

Demir, bugün danışma saatlerine 80 ve 85 yaşlarında insanların gelerek kendisine Alman vatandaşlığını nasıl alabileceklerini sorduklarını da anlattı.

Konuşmasında geçmişteki entegrasyon politikalarına yönelik özeleştiride bulunan Demir, 1960’lı, 70’li ve 80’li yıllarda bugünkü anlamda entegrasyon kurslarının bulunmadığını hatırlatarak bunun sorumluluğunun o dönemde gelen insanlara yüklenemeyeceğini vurguladı.

Ahmet İyidirli: “Katılım bir lütuf değil, haktır”

Ahmet İyidirli ise Türkiye kökenlilerin Berlin’deki örgütlenme tarihini anlattı.

1973 yılında kurulan ve Berlin’in en eski aktif Türk örgütlerinden biri olduğunu belirttiği derneğin geçmişine değinen İyidirli, Türkiye’den gelen insanların göçün erken dönemlerinden itibaren sendikalarda, derneklerde ve sosyal girişimlerde örgütlendiğini söyledi.

İyidirli, bu örgütlenmenin yalnızca günlük sorunların çözülmesi anlamına gelmediğini belirterek bunu aynı zamanda bir “Emanzipationsbewegung”, yani toplumsal ve siyasi özgürleşme hareketi olarak nitelendirdi.

1970’lerin sonunda Türkiye’den gelenlerin büyük bölümünün Almanya’da kalacağının anlaşıldığını belirten İyidirli, siyasetin konut, oturum statüsü, eğitim ve siyasi katılım konularında geç kaldığını savundu.

Toplum çoğu zaman siyasetin beş ya da on yıl önündeydi.”

diyen İyidirli, 1 Ocak 1980’den beri SPD üyesi olduğunu da anlattı.

İyidirli’nin konuşmasının en güçlü mesajlarından biri ise eşit siyasi katılıma ilişkin oldu:

Eşitlik olmadan demokrasi tam bir demokrasi değildir. Katılım bir lütuf değil, haktır.”

Aşırı sağcı ve otoriter güçlerin yükseldiğini söyleyen İyidirli, 20 Eylül’deki Berlin seçimlerinin bu nedenle sıradan bir seçim olmadığını savunarak demokratik güçlerin desteklenmesi çağrısında bulundu.

Emine Gündoğdu: Beş yaşında başlayan Berlin hikâyesi

Programın en kişisel bölümlerinden birinde Emine Gündoğdu, Derya Çağlar’ın sorularını yanıtlayarak ailesinin Berlin’e gelişini anlattı.

Gündoğdu’nun babası 1964 yılında tek başına Almanya’ya geldi. Ardından 1970 yılında eşi ve yedi çocuğunu Berlin’e getirdi.

Gündoğdu o sırada beş yaşındaydı.

Çocukluk hafızasında Türkiye’den ayrıldıkları otobüs yolculuğunun ve Berlin’de karşısında durduğu dört katlı eski binanın kaldığını anlatan Gündoğdu, ailenin ilk adreslerinden birinin Kreuzberg’deki Bergmannstraße olduğunu söyledi.

Türkiye’de yeşillikler içindeki köy yaşamından Berlin’deki eski ve karanlık binalara geçtiklerini anlatan Gündoğdu, ailesinin Kreuzberg çevresinde sekiz-on kez taşındığını ancak semtten hiç kopmadığını aktardı.

Almancayı okulda ve sokakta Alman arkadaşı Sabine ile oynarken öğrendiğini söyleyen Gündoğdu, ilk sınıfta Türkçe bir sınıfta eğitim gördüğünü, ikinci sınıfta ise Alman öğrencilerin bulunduğu sınıfa geçtiğini anlattı.

Biz yakında Türkiye’ye döneceğiz”

Gündoğdu’nun anlattığı bir başka olay, ilk kuşağın yıllarca taşıdığı “geri dönüş” düşüncesini ortaya koydu.

1977’de ablalarından biri kuaförlük meslek eğitimine başlamak istediğinde babasının buna önce karşı çıktığını anlatan Gündoğdu, babasının gerekçesini şöyle aktardı:

“Biz zaten yakında geri döneceğiz. Burada yalnızca kısa bir süre için bulunuyoruz.”

Ancak dönüş gerçekleşmedi.

Aile Berlin’de kaldı, çocuklar ve ardından yeni kuşaklar burada yaşamlarını kurdu.

Gündoğdu bugün Türkiye’ye dönmeyi düşünüp düşünmediği sorusuna:

Burada kendimi çok iyi hissediyorum. Burası bizim yuvamız.”

yanıtını verdi.

Sebahat Atlı: “Biz artık misafir değiliz”

Berlin Temsilciler Meclisi üyesi Sebahat Atlı da konuşmasında kendi ailesinin hikâyesini anlattı.

Anne ve babasının 1967 yılında Türkiye’den Almanya’ya geldiğini belirten Atlı, ailesinin Türk kökenli Kürtlerden oluştuğunu söyledi. Anne ve babasının fabrikalarda ve vardiyalı işlerde çalıştığını, daha sonra kendi işlerini kurduklarını anlattı.

Atlı, ailesinin Schöneberg’de sebze-meyve ticareti ve daha sonra restoran işletmeciliği yaptığını belirtti.

1971 yılında Almanya’da doğduğunu hatırlatan Atlı:

“Ben Almanya’ya göç etmedim. Ben burada doğdum. İkinci kuşağın bir parçasıyım.”

dedi.

İlk kuşağın cesareti ve emeği olmadan kendi kuşağının bugün bulunduğu noktaya gelemeyeceğini söyleyen Atlı, artık hayatta olmayan anne ve babasını da andı.

Atlı’nın gecenin aidiyet tartışmasını özetleyen sözleri ise şöyle oldu:

Biz artık misafir ya da misafir işçi değiliz. Biz bir toplumuz. Ortak bir tarihimiz ve ortak bir geleceğimiz var.”

Göçmen kökenlilere yıllarca yöneltilen “Aslen nerelisin?” sorusuna da değinen Atlı, bugün bu soruya verdiği cevabın çok basit olduğunu söyledi:

Ben buralıyım.”

Sevim Aydın: Gastarbeiter ve Vertragsarbeiter için anıt

Sevim Aydın da ailesinin Almanya hikâyesini anlattı.

Babasının Almanya’ya madenlerde çalışmak üzere geldiğini belirten Aydın, kendisinin annesi ve üç kardeşiyle birlikte 1978 yılında aile birleşimi kapsamında Almanya’ya geldiğini söyledi.

Türkiye’de bir köyde doğduğunu ve altı yaşında Almanya’ya geldiğini anlatan Aydın, annesinin temizlik işçisi olarak çalıştığını belirtti.

Ailenin uzun süre Türkiye’ye dönecekleri düşüncesiyle yaşadığını söyleyen Aydın, kendisi ve kardeşlerinin eğitim hayatı ilerledikçe kalıcı olduklarının anlaşıldığını anlattı.

Siyasete girişini ise:

Ben bir kadınım, göçmenim; o halde siyaseti de şekillendirmek istiyorum.”

sözleriyle açıkladı.

Aydın’ın konuşmasındaki en somut siyasi proje ise Berlin’de ilk kuşak göçmen işçiler için planlanan anıt oldu.

Friedrichshain-Kreuzberg’de bu yönde çalışmalar ve siyasi girişimler bulunduğunu belirten Aydın, anma kültürünün yalnızca Batı Almanya’ya gelen Gastarbeiter kuşağıyla sınırlandırılmaması gerektiğini söyledi.

Eski Doğu Almanya’ya gelen Vertragsarbeiter, yani sözleşmeli işçilerin de aynı şekilde görünür kılınmasını isteyen Aydın, Kreuzberg ve Friedrichshain’da bu iki göç tarihini temsil edecek anıtların oluşturulması hedefinden söz etti.

Barbara John da konuklar arasındaydı

Programa katılan isimlerden biri de Berlin göç ve entegrasyon politikasının uzun yıllardır tanınan isimlerinden Barbara John oldu.

John’un gecede konuklar arasında bulunması, etkinliğin yalnızca SPD’nin güncel göç politikalarının değil, Berlin’de onlarca yıldır devam eden göç ve entegrasyon tartışmasının farklı dönemlerini bir araya getirmesi açısından dikkat çekti.

65 yılın ardından: Geçici işgücünden kalıcı topluma

Villa Neukölln’de anlatılan hikâyeler, 1961’de devletler arasında imzalanan bir işgücü anlaşmasının zaman içerisinde nasıl büyük bir toplumsal dönüşüme yol açtığını bir kez daha ortaya koydu.

İlk kuşak fabrikalarda, madenlerde, inşaatlarda, hastanelerde ve temizlik işlerinde çalıştı. Ardından aile birleşimleri geldi. Çocukları Berlin okullarında büyüdü. Sonraki kuşaklardan doktorlar, hukukçular, iş insanları, milletvekilleri ve siyasi aktörler çıktı.

Ancak gecenin konuşmacıları 65 yıllık sürecin yalnızca bir başarı hikâyesi olarak anlatılmasına karşı çıktı. İlk kuşağın ağır çalışma koşulları, konut ve iş piyasasında yaşadığı sorunlar, siyasi katılımın gecikmesi ve vatandaşlık tartışmaları da bu tarihin parçası olarak hatırlatıldı.

Seçim öncesi dikkat çeken SPD özeleştirisi

Etkinliğin tarihsel boyutunun yanında güncel siyasi mesajı ise özellikle dikkat çekiciydi.

20 Eylül Berlin seçimlerine kısa süre kala SPD cephesinden, göçmen kökenli seçmenlerin partiye geçmişte duyduğu güvenin zayıfladığı açık şekilde dile getirildi.

Orkan Özdemir’in “Son yıllarda çok fazla güven kaybettik” sözleri ile Steffen Krach’ın “Konuşmak başka, icraat başka” çıkışı, gecenin siyasi özeleştiri boyutunu oluşturdu.

Birinci kuşağın “birkaç yıl çalışıp geri dönme” düşüncesinden 65 yıl sonra gelinen noktayı ise Sebahat Atlı’nın iki cümlesi özetledi:

Biz artık misafir değiliz. Biz bir toplumuz.”

Ve:

Ben buralıyım.”

Türkiye-Almanya göçünün 65. yılında Berlin’deki tartışma artık insanların kalıp kalmayacağı üzerine değil; eşit yurttaşlık, siyasi temsil, toplumsal aidiyet ve gelecek kuşakların Almanya’yı nasıl birlikte şekillendireceği üzerine yürütülüyor.

Neukölln Milletvekili Derya Çağlar, Berlin’in eski Yabancılar Sorumlusu Barbara John ve Medya.Berlin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Ekşi, Türkiye-Almanya İşgücü Alımı Anlaşması’nın 65. yılı dolayısıyla Villa Neukölln’de düzenlenen etkinlikte bir araya geldi.