Berlin’de sandıktan sonra asıl kavga başladı: Mesele antisemitizm mi, iktidar mı?

Berlin seçimlerini Die Linke kazandı, ancak sandıkların kapanmasıyla siyasi tartışmanın ekseni hızla değişti. Konut, kiralar ve sosyal politika üzerinden yürütülen seçim kampanyasının yerini, Die Linke’nin antisemitizmle ilişkisi ve partinin Berlin’i yönetmeye uygun olup olmadığı tartışması aldı. Şimdi soru yalnızca Elif Eralp’in Kızıl Belediye Sarayı’na girip giremeyeceği değil; SPD ve Yeşillerin hangi siyasi hatta yöneleceği.

Berlin’de sandıktan sonra asıl kavga başladı: Mesele antisemitizm mi, iktidar mı?
Berlin seçimlerinin ardından sandığın sonucu kadar kurulacak yeni hükümet de tartışılıyor. Die Linke’nin seçim zaferi sonrası gözler SPD ve Yeşillere çevrilirken, antisemitizm tartışması olası koalisyon görüşmelerinin en kritik başlıklarından biri haline geldi.

Berlin’de 20 Eylül seçimlerinin üzerinden henüz bir hafta bile geçmedi ama seçim gecesinin temel mesajı şimdiden ikinci plana itilmiş görünüyor.

Die Linke yüzde 25,7 ile seçimden birinci çıktı ve 2023’teki yüzde 12,2’lik sonucunu iki kattan fazla artırdı. SPD ise yüzde 12,1’e gerileyerek ağır bir kayıp yaşadı. Mevcut CDU–SPD hükümetinin devamı için çoğunluk kalmadı. Matematik, Berlin’in önüne başlıca iki üçlü seçenek koyuyor: Die Linke–Yeşiller–SPD veya CDU–Yeşiller–SPD. 

Die Linke de 25 Eylül’deki parti kongresinde SPD ve Yeşillerle sondaj görüşmelerine başlanmasını büyük çoğunlukla kabul etti. Her iki parti görüşmeye prensipte açık. 

Fakat seçimden sonraki birkaç gün içerisinde Berlin siyasetinin merkezine başka bir konu yerleşti:

Antisemitizm.

Sandığın mesajından antisemitizm tartışmasına

Die Linke’nin özellikle Berlin teşkilatındaki bazı isimler ve çevreler üzerinden antisemitizmle ilgili ciddi eleştirilerle karşı karşıya olduğu yeni değil.

Seçim gecesi Neukölln’de yaşananlar, Ferat Koçak çevresindeki tartışmalar ve İsrail karşıtı söylemleriyle bilinen bazı kişilerin parti etkinliklerinde görünmesi eleştirileri yeniden büyüttü. Die Linke yönetimi söz konusu olaylardan ve şiddeti yücelten ifadelerden uzaklaştığını açıklarken SPD ve Yeşiller, olası koalisyon için daha açık ve somut bir sınır çizilmesini istiyor. 

SPD’nin başbakan adayı Steffen Krach da Die Linke ile kurulacak olası bir hükümet için antisemitizme karşı açık ve tutarlı bir tavır beklediğini söyledi. Yeşillerden de benzer açıklamalar geldi. 

Diğer tarafta ise tartışmanın ölçüsünün kaçtığını düşünenler var.

Berlin’de yaklaşık 150 Yahudi, kamuoyuna açık bir metinle Die Linke’ye yöneltilen suçlamaların genelleştirilmesine karşı çıktı. Buna karşılık Almanya Yahudileri Merkez Konseyi Başkanı Josef Schuster, SPD ve Yeşilleri Die Linke ile hükümet kurulması konusunda uyardı.

Yani tartışma yalnızca partiler arasında değil, Yahudi toplumunun kendi içerisinde de farklı değerlendirmelere konu oluyor. 

Kristin Helberg: İsrail eleştirisi ile Yahudi düşmanlığı ayrılmalı

Bu tartışmaya katılan isimlerden biri gazeteci ve Batı Asya uzmanı Kristin Helberg oldu.

Helberg’e göre Berlin’de son yıllarda İsrail hükümetinin politikalarının eleştirilmesiyle Yahudilere yönelik antisemitizm arasındaki sınır giderek bulanıklaştırıldı.

Helberg, Die Linke içinde sorunlu pozisyonların bulunabileceğini reddetmiyor. Ancak bunlardan hareketle partinin tamamının antisemitik olarak tanımlanmasına karşı çıkıyor.

Onun yaklaşımında kritik ayrım şu:

İsrail devletinin veya İsrail hükümetinin politikalarını eleştirmek başka, Yahudileri kolektif olarak hedef almak başka.

Helberg, Elif Eralp’in Yahudi yaşamının korunmasına yönelik beş maddelik planını da bu nedenle olumlu değerlendiriyor. Plan; Yahudi kurumlarının korunmasından eğitim politikalarına, Yahudi yaşamının Berlin’de görünürlüğünden antisemitizmle mücadeleye kadar bir dizi önlem öngörüyor.

Helberg açısından bu yaklaşım, Die Linke ile Yahudi kurumları arasında diyaloğun başlangıcı olabilir.

Ancak Berlin’deki bazı Yahudi temsilcilerin değerlendirmesi farklı. Die Linke’nin yalnızca program ve açıklamalarla değil, kendi içerisindeki tartışmalı vakalar karşısında atacağı somut adımlarla değerlendirilmesi gerektiğini savunuyorlar.

SPD’nin içinden ikinci itiraz

Tartışmayı daha da ilginç hale getiren ise Die Linke’ye yönelik eleştirilere bu kez SPD’nin kendi içinden gelen sert itiraz.

Berlin SPD’de uzun yıllar görev yapmış ve Berlin’de devlet sekreterliği yapmış eski bir SPD’li siyasetçi, günler süren sessizliğini bozarak kendi partisindeki eski yöneticilere ağır eleştiriler yöneltti.

Hedefinde, seçim yenilgisinin hemen ardından “Erneuerung SPD-Berlin” başlığı altında bir araya gelen 39 eski SPD’li bulunuyor.

Bu grup, Die Linke’nin bazı kesimlerinin Yahudi yaşamının tehdit altında olmasına katkıda bulunduğunu ileri sürüyor ve SPD’nin bu şartlarda Die Linke ile hükümet ortaklığına girmesine karşı çıkıyor.

Eski devlet sekreterinin itirazı ise çok temel:

SPD, Berlin’de 20 yılı aşkın süredir farklı dönemlerde Die Linke ile eyalet ve ilçe düzeyinde birlikte çalıştıysa, Die Linke neden tam da seçimleri kazanıp büyük ortak olma ihtimali ortaya çıktığında bütünüyle “koalisyon yapılamaz” bir parti haline geliyor?

Bu soru, Berlin’deki tartışmayı antisemitizm başlığının ötesine taşıyor.

Asıl kavga SPD’nin yönü üzerine

Çünkü SPD içerisindeki hesaplaşmanın arkasında başka bir soru daha var:

Berlin SPD bundan sonra ne olmak istiyor?

2023 yılında SPD, seçimleri CDU’nun gerisinde tamamladıktan sonra Yeşiller ve Die Linke ile mevcut hükümeti sürdürmek yerine CDU ile koalisyona girmişti.

2026 seçimi ise bu tercihten üç yıl sonra geldi.

Sonuç SPD açısından ağır oldu: yüzde 12,1. 

Dolayısıyla eski SPD’li devlet sekreterinin eleştirisinin merkezinde şu soru bulunuyor:

SPD, 2023’te CDU ile kurduğu hükümetin kendi seçmeni üzerindeki sonuçlarını tartışacak mı, yoksa seçim yenilgisinin ardından tartışmayı tamamen Die Linke’nin koalisyon ehliyeti üzerinden mi yürütecek?

Bu noktada mesele antisemitizmden konut politikasına, kamulaştırmadan ekonomik çıkarlara ve SPD’nin siyasi kimliğine kadar uzanıyor.

Çünkü Elif Eralp’in Die Linke’sinin seçim başarısının merkezindeki en güçlü başlıklardan biri yüksek kiralar ve konut politikasıydı. Eralp, seçim sonrasında da büyük konut şirketlerinin toplumsallaştırılması hedefinden vazgeçmediğini açıkladı. 

Bu ise SPD içindeki bazı çevrelerin Die Linke ile arasındaki en temel siyasi ayrımlardan biri.

İki tartışma birbirine karışıyor

Berlin’de şu anda aslında iki ayrı tartışma aynı anda yürütülüyor.

Birincisi ciddi ve somut:

Die Linke kendi içerisindeki antisemitik söylemlere, şiddeti meşrulaştıran açıklamalara veya radikal çevrelerle ilişkilere karşı nerede ve nasıl sınır çizecek?

İkincisi ise doğrudan siyasi:

SPD, ağır seçim yenilgisinden sonra CDU ile mevcut siyasi hattını mı sürdürecek, yoksa Die Linke ve Yeşillerle daha solda konumlanan yeni bir hükümet seçeneğini mi müzakere edecek?

Bu iki başlık birbirine karıştırıldığında sağlıklı bir koalisyon tartışması yürütmek giderek zorlaşıyor.

Antisemitizm suçlamalarının ciddiyetle araştırılması ve somut olayların üzerinin örtülmemesi gerekiyor. Aynı şekilde, İsrail hükümetinin politikalarına yönelik eleştirilerin otomatik olarak Yahudi düşmanlığı şeklinde değerlendirilmesi de demokratik tartışma alanını daraltabilir.

Nitekim Berlin Teknik Üniversitesi Antisemitizm Araştırmaları Merkezi Direktörü tarihçi Stefanie Schüler-Springorum da seçim sonrasında yürütülen tartışmayı “abartılı” olarak nitelendirdi ve bunun hükümet oluşumunu etkilemek amacıyla da kullanıldığı görüşünü dile getirdi. 

Berlin’in önündeki gerçek soru

Berlin seçimleri geride kaldı fakat asıl siyasi mücadele şimdi başlıyor.

Die Linke sandıktan birinci çıktı. Bununla birlikte birinci olmak tek başına Kızıl Belediye Sarayı’nın anahtarını Elif Eralp’e vermiyor. SPD ve Yeşiller olmadan Die Linke’nin hedeflediği üçlü hükümet kurulamayacak.

Bu nedenle önümüzdeki sondaj görüşmeleri yalnızca klasik bir koalisyon pazarlığı olmayacak.

Masada kiralar olacak.

Konutların toplumsallaştırılması olacak.

Ekonomi ve bütçe olacak.

Göç ve sosyal politika olacak.

Ve kaçınılmaz biçimde İsrail–Filistin meselesi ile antisemitizm tartışması da olacak.

Fakat belki de masadaki en büyük soru SPD’ye ait:

Berlin SPD, seçim yenilgisinden sonra kendisini CDU’ya yakın bir merkez partisi olarak mı yeniden tarif edecek, yoksa Die Linke ve Yeşillerle birlikte farklı bir siyasi çoğunluğu denemeye mi yönelecek?

Kristin Helberg’in müdahalesi ile eski SPD’li devlet sekreterinin çıkışının kesiştiği nokta tam da burada bulunuyor.

İkisi farklı yerlerden aynı tartışmayı açıyor: Die Linke hakkındaki antisemitizm suçlamaları somut olaylar üzerinden mi tartışılacak, yoksa Berlin’de kurulacak hükümetin önünü belirleyen genel bir siyasi ölçüte mi dönüşecek?

Önümüzdeki günlerde yapılacak sondaj görüşmeleri bunun cevabını verecek.

Çünkü Berlin’de artık yalnızca “Kim yönetecek?” sorusu tartışılmıyor.

“Hangi siyasi çizgi Berlin’i yönetecek?” sorusu tartışılıyor.

İlgili Haber
Aynı gece, iki Almanya: Berlin’de Die Linke, Mecklenburg-Vorpommern’de AfD birinci