AfD’nin Yükselişine Farklı Bakış: Hesabı Sorulmayan Kararlar
AfD’nin seçimlerde ve anketlerde yükselişi Almanya’daki siyasi dengeleri değiştirirken Ramazan Gezer, tartışmanın yalnızca parti üzerinden değil, geleneksel siyasetin hesabı sorulmayan kararları üzerinden de yürütülmesi gerektiğini yazdı.
AfD’nin 2025 federal seçimlerinde oylarını iki katına çıkarması ve Ağustos 2026 anketlerinde birinci sıraya yükselmesi Almanya’daki siyasi tartışmaları derinleştirdi. Ramazan Gezer, “Hesabı Sorulmayan Kararlar” başlıklı değerlendirmesinde yükselişin yalnızca AfD üzerinden değil, geleneksel partilerin kararları ve siyasi sorumluluk mekanizmaları üzerinden de ele alınması gerektiğini savundu.
Almanya İçin Alternatif’in (AfD) yükselişi ülke siyasetinin temel tartışma başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.
Federal Seçim Kurulunun kesin sonuçlarına göre AfD, 2021 federal seçimlerinde yüzde 10,4 olan oy oranını 2025’te yüzde 20,8’e yükseltti. Böylece oy oranı bakımından ikinci büyük münferit parti oldu. CDU ve CSU’nun toplam oy oranı ise AfD’nin üzerinde gerçekleşti.
Ağustos 2026 tarihli ARD-DeutschlandTrend araştırmasında AfD yüzde 28 ile ilk sıraya yükselirken CDU/CSU yüzde 21’e geriledi. Bu oran, Birlik partilerinin Kasım 2021’den bu yana ARD-DeutschlandTrend’de ölçülen en düşük seviyesi oldu.
Ramazan Gezer, “Hesabı Sorulmayan Kararlar” başlıklı değerlendirmesinde, “AfD neden yükseliyor?” sorusunun tek başına yeterli olmadığını belirterek tartışmanın “Geleneksel partiler ne yaptı?” sorusunu da kapsaması gerektiğini ifade etti.
Kararların Siyasi Sorumluluğu Tartışılıyor
Gezer, Almanya’da son 15 yılda trafik, enerji, otomotiv, sosyal yardımlar, emeklilik, savunma ve göç alanlarında vatandaşların hayatını doğrudan etkileyen çok sayıda düzenleme yapıldığına dikkat çekti.
Bu kararların bakanlıklar, koalisyonlar, parlamento çoğunlukları, belediye meclisleri ve Avrupa Birliği kurumları tarafından alındığını hatırlatan Gezer, olumsuz sonuçlar ortaya çıktığında siyasi sorumluluğun çoğu zaman belirsizleştiğini savundu.
Gezer’e göre seçmenin bir bölümünün AfD’ye yönelmesinde, bazı kararların toplumsal maliyetinin yeterince hesaplanmadığı ve sonuçları konusunda açık biçimde sorumluluk üstlenilmediği düşüncesi etkili oluyor.
Kentsel Düzenlemeler İçin Etki Analizi Çağrısı
Değerlendirmede bisiklet yolları, şerit azaltılması, park alanlarının kaldırılması ve hız sınırlarının değiştirilmesi gibi kentsel düzenlemelere de yer verildi.
Bu uygulamaların toplumun bütün kesimlerini aynı biçimde etkilemediğini belirten Gezer, şehir merkezinde yaşayan ve otomobile ihtiyaç duymayan kişilerle kenar mahallelerde oturan, vardiyalı çalışan veya çocuklarını araçla taşımak zorunda kalanların farklı koşullara sahip olduğunu vurguladı.
Gezer, yol ve trafik düzenlemelerinin ambulans, itfaiye ve diğer acil müdahale araçlarının erişimine etkisinin karar öncesinde modellenmesi ve uygulama sonrasında ölçülmesi gerektiğini belirtti. Mevcut araştırmalar, etkinin düzenlemenin tasarımına ve yerel trafik koşullarına göre değişebileceğini gösteriyor.
AB’nin 2035 Otomobil Hedefinde Yeni Teklif
Avrupa Komisyonu, Aralık 2025’te açıkladığı otomotiv paketi kapsamında 2035 sonrasında yeni otomobiller için öngörülen emisyon standardında değişiklik teklif etti.
Teklife göre otomobil üreticilerinin 2035’ten itibaren egzoz emisyonlarını yüzde 90 azaltması, kalan yüzde 10’luk bölümün ise düşük karbonlu çelik, e-yakıt veya biyoyakıt gibi yöntemlerle dengelenmesi öngörülüyor.
Ancak söz konusu değişiklik henüz kesinleşmiş bir yasa değil. Teklifin Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi tarafından kabul edilmesi gerekiyor.
Gezer, başlangıçta değiştirilemez bir zorunluluk gibi sunulan politikaların daha sonra yeniden müzakereye açılmasının seçmenlerde karar süreçlerine ilişkin güvensizlik yaratabileceğini savundu.
Bürgergeld’in Yerini Yeni Grundsicherung Aldı
Almanya’daki sosyal yardım sistemi de 1 Temmuz 2026 itibarıyla yeniden düzenlendi. Federal Meclisin kabul ettiği reformla Bürgergeld’in yerini “Grundsicherung für Arbeitsuchende” aldı.
Yeni sistemde işe yerleştirme önceliği güçlendirildi, yükümlülüklere uyulmaması durumunda uygulanabilecek yaptırımlar sertleştirildi ve mal varlığına ilişkin koruma süresi kaldırıldı. Korunan mal varlığına ilişkin sınırlar da daraltıldı.
Tek yaşayan yetişkinler için aylık standart yardım tutarı 2025’in ardından 2026’da da 563 avroda kaldı.
Gezer, çalışanlarla sosyal yardım alanlar arasındaki ekonomik mesafeye ilişkin eleştirilerin uzun süre popülist söylem olarak nitelendirildiğini, daha sonra ise benzer kaygıların hükümetin reformuna yansıdığını belirtti. Bu söylem değişikliğinin geleneksel partilere duyulan güveni zayıflatabileceğini ifade etti.
Leipzig/Halle Olayı Güvenlik Tartışmasını Büyüttü
Almanya’daki güvenlik tartışmalarının son örneklerinden biri Leipzig/Halle Havalimanı’nda yaşandı.
4 Ağustos’u 5 Ağustos 2026’ya bağlayan gece, havalimanının kısıtlı bölümünde patlayıcı düzeneği taşıyan bir drone bulundu. Cihaz, Ukrayna bağlantılı bir kargo uçağının yakınındaydı.
Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt olayı “profesyonel bir hibrit tehdit senaryosu” olarak nitelendirdi. Federal Başsavcılık, patlayıcı saldırı girişimi ve hava trafiğine tehlikeli müdahale şüphesiyle soruşturma başlattı.
Patlayıcının türü, cihazın nasıl yönlendirildiği ve ateşleme düzeneğinin neden çalışmadığına ilişkin incelemeler devam ediyor. Olayın arkasında hangi kişi, örgüt veya devletin bulunduğu henüz açıklanmadı.
Gezer, olayın güvenlik harcamalarının etkinliği ve kritik altyapının korunması konusunda şeffaf bir değerlendirme yapılmasını gerekli kıldığını savundu.
Dış Politika ile Göç Arasındaki Bağlantı
Gezer, Almanya’nın dış politika ve göç politikalarının birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirtti. Savaşların uzamasının insanları yerinden ettiğini, bunun da Avrupa’ya yönelik göç hareketlerini etkilediğini ifade etti.
Rusya ve Ukrayna heyetleri 29 Mart 2022’de İstanbul’da müzakereler yürüttü ve olası bir anlaşmanın temel ilkelerini içeren bir çerçeve metin üzerinde çalıştı. Nisan ayında taslak görüşmeleri devam etti ancak taraflar güvenlik garantileri, Ukrayna ordusunun büyüklüğü ve diğer temel konularda uzlaşamadı.
Dolayısıyla 2022’de imzalanmış ve sonradan bozulan bir barış anlaşması bulunmuyordu. Buna karşılık taraflar arasında bir müzakere zemini oluştuğu, bu zeminin kalıcı bir anlaşmaya dönüşmediği doğrulanıyor.
Gezer, Almanya’nın dış politika tercihlerini savunmasının mümkün olduğunu ancak bu politikaların güvenlik, insani yardım ve göç alanındaki sonuçlarını da dikkate alması gerektiğini belirtti.
AfD ile İşbirliği Konusunda Toplum Bölünmüş Durumda
ARD-DeutschlandTrend’in Ağustos 2026 araştırmasına göre katılımcıların yüzde 37’si AfD ile işbirliğinin tamamen dışlanmasını istiyor. Yüzde 32, her olayda ayrı karar verilmesini savunurken yüzde 27 diğer partilerin AfD ile işbirliği aramasından yana görüş bildirdi.
Araştırma, Almanya’da “güvenlik duvarı” olarak adlandırılan AfD ile işbirliği yapmama politikasının toplumda ortak kabul gören bir yaklaşım olmadığını gösteriyor.
Aynı dönemde avukat, hâkim, savcı ve diğer hukukçulardan oluşan 1.051 kişi, AfD hakkında Federal Anayasa Mahkemesinde kapatma süreci başlatılması çağrısını destekledi. Bununla birlikte AfD hakkında henüz açılmış bir parti kapatma davası bulunmuyor.
Gezer, AfD ile işbirliği yapılmamasının demokratik partiler açısından meşru bir siyasi tercih olduğunu ancak bu yaklaşımın tek başına AfD’nin seçmen desteğini azaltmadığını savundu.
Yükselişin Tek Nedeni Hükümet Politikaları Değil
Gezer, AfD’nin yükselişinin yalnızca hükümetlerin aldığı kararlarla açıklanamayacağını da kabul etti.
Doğu ve Batı Almanya arasındaki ekonomik farklılıklar, kırsal bölgelerde sağlık ve ulaşım hizmetlerinin azalması, kurumlara duyulan güvenin zayıflaması, medya düzeninin parçalanması ve kimlik siyasetinin uluslararası ölçekte güçlenmesi de yükselişi etkileyen unsurlar arasında gösteriliyor.
Gezer’e göre bu toplumsal zemine kararların sorumluluğunu açıkça üstlenmeyen bir siyaset anlayışı eklendiğinde, mevcut memnuniyetsizlik daha hızlı şekilde siyasi tepkiye dönüşüyor.
Kararların İzlenebilmesi İçin Altı Öneri
Siyasi güvenin yeniden oluşturulabilmesi için somut denetim mekanizmaları kurulmasını öneren Gezer, şu başlıkları sıraladı:
- Önemli düzenlemelerde karar alan bakanların, komisyonların ve meclis çoğunluklarının kamuya açık biçimde kaydedilmesi
- Kararların farklı gelir, meslek ve bölge grupları üzerindeki maliyetinin önceden ölçülmesi
- Enerji fiyatı, istihdam, entegrasyon ve ulaşım gibi alanlarda yapılan tahminlerin sonuçlarla karşılaştırılması
- Büyük düzenlemeler için belirli bir sona erme veya yeniden değerlendirme tarihi belirlenmesi
- Yerel düzenlemelerde vatandaşların katılım ve itiraz imkânlarının güçlendirilmesi
- Eleştirilerin içeriğine cevap vermek yerine eleştiri sahiplerini siyasi veya ahlaki etiketlerle dışlama alışkanlığından vazgeçilmesi
Gezer, bu mekanizmaların AfD’yi siyasi olarak ortadan kaldırmayacağını ancak partinin beslendiğini düşündüğü “hesap vermeyen siyaset” algısını zayıflatabileceğini ifade etti.
Değerlendirmesini “Yükselen parti bir sonuçtur; sonucu tartışmak, sebebi tartışmamanın en rahat yoludur” sözleriyle tamamlayan Gezer, Almanya’nın yalnızca AfD’yi değil, kendi karar alma ve hesap verme sistemini de tartışması gerektiğini savundu
Ramazan Gezer
.
Kaynaklar: Almanya Federal Seçim Kurulu, ARD-DeutschlandTrend/Infratest dimap, Federal Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı, Almanya Federal Meclisi, Avrupa Komisyonu, Federal Başsavcılık açıklamalarına dayanan haberler, RAV.
İlgili Arşiv Haber
Dr. Kristin Brinker: “Tempelhofer Feld için yeniden halk oylaması yapılmalı”