Hanau Katliamı Sonrası Almanya’da Irkçılık Tartışması: “Zehir Yayılıyor, Panzehir Üretilmiyor”
İslam Konseyi Başkanı Burhan Kesici: “Irkçılık artık münferit değil, toplumsal ve siyasal bir güvenlik sorunudur.”
BERLİN - Hanau’da 19 Şubat 2020’de dokuz göçmen kökenli gencin hayatını kaybettiği ırkçı terör saldırısının ardından Almanya’da yükselen ırkçılık, İslam karşıtlığı ve aşırı sağ tehdidi yeniden ülke gündemine oturdu.
Medya.Berlin’in arşiv röportajında, dönemin Almanya İslam Konseyi (Islamrat) Başkanı Burhan Kesici, Hanau sonrası yaşanan gelişmeleri, devletin yaklaşımını ve Almanya’da yıllardır büyüyen aşırı sağ tehdidini kapsamlı şekilde gazeteci Mustafa Ekşi ye değerlendirdi.
Kesici’nin açıklamaları, yalnızca Hanau saldırısına ilişkin değil; Almanya’nın göç, güvenlik, siyaset ve toplumsal uyum politikalarına dair önemli tespitler içeriyor.
“Hanau tesadüf değildi”
Burhan Kesici’ye göre Hanau saldırısı beklenmeyen bir olay değil, uzun yıllardır uyarısı yapılan bir sürecin sonucu oldu.
Kesici, özellikle camilere yönelik saldırılar, başörtülü kadınlara yönelik nefret suçları ve Müslümanlara karşı sistematik ayrımcılığın yıllardır rapor edildiğini belirterek şunları söyledi:
“Biz yıllardır Almanya’da yabancı düşmanlığının artık İslam düşmanlığına dönüştüğünü söyledik. Uzun süre kimse bunu kabul etmek istemedi.”
“İslam düşmanlığı yıllarca görmezden gelindi”
Kesici, Almanya’da uzun süre Müslümanlara yönelik nefret suçlarının resmi istatistiklere dahi girmediğini hatırlattı.
İslam Konseyi’nin yürüttüğü girişimler sonucunda ancak 2017 yılından itibaren Müslüman karşıtı suçların ayrı kategoride kayıt altına alınmaya başladığını ifade etti.
Bu kayıtların ortaya koyduğu tablo ise dikkat çekiciydi.
Kesici’ye göre:
* Camilere yönelik saldırılar sürekli artıyor.
* Başörtülü kadınlar kamusal alanda daha fazla hedef oluyor.
* Günlük yaşamda ayrımcılık normalleşiyor.
* Müslümanlar kendilerini artık güvende hissetmiyor.
İlgili Arşiv Haber
“AFD yalnızca siyasi parti değildir, söylemleri toplumu etkiliyor”
Röportajda en dikkat çeken değerlendirmelerden biri Almanya için Alternatif (AfD) Partisi hakkında oldu.
Kesici, AfD’nin kullandığı dilin toplumdaki aşırı sağcı grupları cesaretlendirdiğini savundu.
Ona göre sorun yalnızca aşırı sağ örgütler değil, siyasetin kullandığı dil.
“Söylemler demokratik görünse bile altında açık bir İslam düşmanlığı yatıyor.”
“Hanau’nun arkasında yalnızca tek kişi tartışması yeterli değil”
Kesici, Hanau saldırısının yalnızca “psikolojik sorunları olan tek bir kişinin eylemi” şeklinde değerlendirilmesinin eksik olduğunu söyledi.
Ona göre;
* aşırı sağcı dijital ağlar,
* nefret söylemini besleyen çevreler,
* örgütlü yapılanmalar
ayrıca araştırılması gereken başlıklar arasında bulunuyor.
“Radikalleşme tek başına oluşmaz. Bu kişilerin beslendiği bir ağ mutlaka araştırılmalıdır.”
Hanau ziyaretinden dikkat çeken gözlemler
Saldırı sonrası Hanau’ya giderek yaralıları ve aileleri ziyaret eden Burhan Kesici, resmi anma törenlerine ilişkin de dikkat çekici gözlemler aktardı.
Kesici’nin değerlendirmesine göre:
* konuşmalarda kurbanların göçmen kökenine açık şekilde değinilmedi,
* isimleri tek tek okunmadı,
* bazı aile fertlerinin konuşmasına izin verilmedi,
* Müslüman din adamlarının programa dahil edilmemesi toplumda hayal kırıklığı oluşturdu.
Bu durumun saldırının hedefi konusunda kamuoyunda eksik bir mesaj oluşturduğunu savundu.
“Zehir yayılıyor, panzehir üretilmiyor”
Kesici, dönemin Başbakanı Angela Merkel’in “ırkçılık toplumda yayılan bir zehirdir” sözlerini önemli bulduğunu ancak bunun tek başına yeterli olmadığını söyledi.
Asıl sorunun;
* nefret söyleminin normalleşmesi,
* siyasal cesaret eksikliği,
* Müslümanların sürekli güvenlik tartışmasının konusu haline getirilmesi
olduğunu ifade etti.
“Zehri herkes görüyor. Asıl mesele panzehir üretmek.”
Panzehir ne olmalı?
Kesici’ye göre çözüm yalnızca güvenlik önlemleri değil.
Önerileri arasında şu başlıklar yer aldı:
* Müslümanların devlet tarafından eşit vatandaş olarak görülmesi,
* nefret söylemine karşı daha sert siyasi tavır alınması,
* İslam karşıtı söylemlerin toplumsal meşruiyet kazanmamasının sağlanması,
* Yahudi ve Müslüman kuruluşlarının ortak platformlarda birlikte çalışması,
* ırkçılığa karşı kalıcı sivil toplum mekanizmalarının oluşturulması.
“Irkçılığa karşı ortak platform kurulmalı”
Röportajın sonunda Medya.Berlin’in “Almanya’da kalıcı bir ırkçılık karşıtı platform kurulmalı mı?” sorusunu da yanıtlayan Kesici, böyle bir yapının yalnızca Müslümanları değil tüm toplumu ilgilendirdiğini söyledi.
Kesici, Yahudi kurumları başta olmak üzere farklı inanç ve toplum kesimlerinin ortak zeminde buluşmasının önemine dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Bugün İslam düşmanlığı yapanların önemli bir kısmı aynı zamanda antisemitik düşüncelere de sahip. Bu nedenle demokrasiye inanan herkes ortak hareket etmek zorunda.”
Hanau saldırısının üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen Almanya’da aşırı sağ, nefret suçları ve İslam karşıtlığı tartışmaları güncelliğini koruyor.
Resmî güvenlik raporları son yıllarda aşırı sağ kaynaklı suçların yüksek seviyelerde seyrettiğini ortaya koyarken; Hanau, NSU cinayetleri, Halle ve diğer saldırılar, Almanya’da demokratik toplum düzeninin karşı karşıya olduğu güvenlik ve toplumsal uyum sorunlarının hâlen önemli başlıklar arasında yer aldığını gösteriyor.
Bu röportaj, Hanau saldırısının hemen ardından yapılmış arşiv niteliğinde bir söyleşi olup, dönemin atmosferini ve o tarihte dile getirilen değerlendirmeleri yansıtmaktadır.
Arşiv Haber