Her şey değişirken Türkiye değişir mi?

CHP’deki ayrışmanın ardından kurulan YENİ Parti, TBMM’deki siyasi dengeleri ve yeni anayasa tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Gelişmeler, Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor.

Her şey değişirken Türkiye değişir mi?
YENİ Parti’nin kuruluşuna ilişkin paylaşılan tanıtım görselinde Genel Başkan Özgür Özel, parti logosu ve TBMM’deki olası milletvekili dağılımına ilişkin bilgiler yer alıyor. Resmî Meclis aritmetiği, istifa ve katılım süreçlerinin tamamlanmasının ardından netleşecektir.

Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir. Her şey değişecektir. Öyle gözüküyor. İnşallah Türkiye değişmez.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yıllar önce kurduğu bu cümle, bugün Türk siyasetinde yaşanan gelişmelerle birlikte yeniden tartışılıyor. Çünkü gerçekten de Türkiye’de yalnızca siyasi aktörler değil, muhalefetin yapısı, TBMM’deki güç dengeleri ve anayasa tartışmalarının zemini değişiyor.

Özgür Özel’in öncülüğünde kurulan YENİ Parti ve çok sayıda CHP milletvekilinin bu yeni oluşuma katılması, yalnızca bir parti bölünmesi olarak değerlendirilemez. Eğer bu süreç resmî işlemlerin tamamlanmasıyla mevcut tabloya dönüşürse, Cumhuriyet’in yaklaşık yüz yıllık siyasi tarihinde ilk kez kurucu parti CHP, Meclis’teki ağırlığını yeni kurulan bir partiye bırakmış olacak.

Bu gelişme sadece CHP’nin değil, Türkiye’nin siyasi geleceğinin de yeniden tartışılmasına neden olacaktır.

CHP neden diğer partilerden farklı?

Cumhuriyet Halk Partisi, sıradan bir siyasi parti değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreciyle özdeşleşmiş, Cumhuriyet’in ilanından çok partili hayata kadar devlet yönetiminde yer almış ve modern Türkiye’nin siyasal hafızasında özel bir konuma sahip bir partidir.

Bu durum CHP’yi hukuken diğer partilerden üstün yapmaz. Ancak tarihsel sorumluluğunu ve sembolik ağırlığını artırır.

Bu nedenle bugün yaşanan ayrışma, yalnızca parti içi bir liderlik mücadelesi olarak okunamaz.

Asıl tartışma şudur:

Cumhuriyet’in kurucu partisi siyasal etkisini kaybedebilir mi?

Kurucu parti tarihe karışır mı?

Bir siyasi partinin tarihe karışması her zaman tabelasının kapanması anlamına gelmez.

Bazen parti adı yaşamaya devam eder; ancak seçmeni, kadroları, belediyeleri ve siyasi etkisi başka bir yapıya geçer.

Bugün CHP açısından konuşulan risk tam da budur.

Eğer milletvekillerinin, yerel yöneticilerin ve seçmen kitlesinin önemli bölümü yeni oluşuma yönelirse, CHP hukuken varlığını sürdürse bile siyasal ağırlığını önemli ölçüde kaybedebilir.

Bu da Türkiye siyasetinde ilk kez Cumhuriyet’in kurucu partisinin, seçim kaybetmeden kendi içinden doğan yeni bir hareket nedeniyle ikinci plana düşmesi anlamına gelebilir.

Bu ihtimal gerçekleşirse, yalnızca CHP’nin değil, Cumhuriyet döneminin yaklaşık yüz yıllık muhalefet geleneğinin de yeniden tanımlanması gerekecektir.

TBMM’de yeni denklem

Yeni partinin güçlü bir milletvekili grubuyla TBMM’de yer alması, yalnızca ana muhalefetin değişmesi anlamına gelmez.

Meclis komisyonlarından yasama faaliyetlerine, siyasi müzakerelerden anayasa görüşmelerine kadar birçok alanda yeni bir güç dengesi ortaya çıkacaktır.

Siyasette bazen birkaç milletvekili bile kritik öneme sahiptir.

80-90 milletvekili büyüklüğündeki bir grup ise yalnızca muhalefeti değil, anayasa tartışmalarının yönünü de etkileyebilir.

İşte tam bu noktada Türkiye’nin önüne yeni bir soru çıkıyor:

Yeni parti, yeni anayasa sürecinde nasıl bir pozisyon alacak?

Yeni anayasa tartışmasının merkezinde kim olacak?

Türkiye uzun süredir yeni anayasa tartışıyor.

İktidar, mevcut anayasanın darbe döneminde hazırlandığını belirterek sivil anayasa çağrısı yapıyor.

Muhalefetin önemli bölümü ise önce mevcut anayasanın eksiksiz uygulanması gerektiğini savunuyor.

Bugün ise tablo değişiyor.

Çünkü yeni kurulacak parti, TBMM’de anayasa değişikliği için kritik öneme sahip aktörlerden biri hâline gelebilir.

Anayasa değişiklikleri yalnızca hukukçuların değil, siyasetçilerin uzlaşmasıyla gerçekleşir.

Dolayısıyla yeni partinin anayasa konusundaki tutumu, önümüzdeki yılların en önemli siyasi başlıklarından biri olacaktır.

Sorulması gereken sorular

Demokratik toplumlarda anayasa tartışmaları sloganlarla değil, somut ilkeler üzerinden yürütülmelidir.

Bu nedenle yeni siyasi harekete şu sorular yöneltilmelidir:

  • Yeni anayasanın temel gerekçesi nedir?
  • İlk dört madde konusunda tavrınız değişmez mi?
  • Kuvvetler ayrılığı nasıl güçlendirilecek?
  • Yargı bağımsızlığı hangi düzenlemelerle güvence altına alınacak?
  • TBMM’nin denetim yetkileri artırılacak mı?
  • Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi devam mı edecek, yoksa parlamenter sisteme dönüş mü hedefleniyor?
  • Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısına ilişkin öneriniz nedir?
  • İktidarın anayasa teklifine hangi şartlarda destek verir, hangi şartlarda karşı çıkarsınız?

Bu sorular yalnızca yeni parti için değil, Türkiye’nin geleceği açısından da önem taşımaktadır.

Seçmen iradesi tartışması

Bugün yaşanan gelişmeler, bir başka önemli tartışmayı da beraberinde getiriyor.

Milletvekilleri anayasal olarak bağımsızdır ve istedikleri partiye geçebilirler.

Ancak kitlesel geçişler sonrasında seçmen şu soruyu sormaya başlayacaktır:

Sandıkta verilen oy partiye miydi, adaylara mıydı?

Bu soru yalnızca bugünün değil, gelecekte siyasi etik ve seçim hukukunun da tartışma başlıklarından biri olabilir.

Bahçeli’nin sözü neden yeniden gündemde?

Devlet Bahçeli’nin yıllar önce söylediği,

“Her şey değişecektir. İnşallah Türkiye değişmez.”

cümlesi bugün farklı bir anlam kazanıyor.

Gerçekten de değişiyor.

Muhalefetin yapısı değişiyor.

TBMM’nin siyasi dengesi değişiyor.

Yeni anayasa tartışmalarının aktörleri değişiyor.

Belki de Cumhuriyet’in ikinci yüzyılındaki siyasal mimari yeniden kuruluyor.

Ancak Bahçeli’nin cümlesindeki asıl vurgu, değişimin kendisinden çok Türkiye’nin temel niteliklerinin korunmasına yönelik bir temennidir.

Bu nedenle bugün tartışılması gereken mesele yalnızca hangi partinin büyüdüğü veya küçüldüğü değildir.

Asıl mesele, değişimin hukuk devleti, demokrasi, kuvvetler ayrılığı ve toplumsal uzlaşmayı güçlendirip güçlendirmeyeceğidir.

Türkiye belki de son çeyrek yüzyılın en önemli siyasal dönüşümlerinden birinin eşiğinde bulunuyor.

Kurucu parti CHP tarihinin en büyük iç kırılmasını yaşarken, yeni kurulan siyasi hareket ana muhalefet olma iddiasıyla siyaset sahnesine çıkıyor.

Bu yeni tablo, yalnızca seçim hesaplarını değil; anayasa değişikliğinden yasama faaliyetlerine, muhalefetin yeniden yapılanmasından Cumhuriyet’in ikinci yüzyılındaki siyasal dengeye kadar birçok başlığı doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor.

Ancak demokratik sistemlerde değişimin meşruiyeti, yalnızca sayısal çoğunlukla değil; hukukun üstünlüğüne, anayasal ilkelere ve toplumsal uzlaşmaya bağlılıkla ölçülür.

Belki de bu nedenle bugün en çok üzerinde durulması gereken cümle hâlâ Devlet Bahçeli’nin yıllar önce söylediği o söz olmaya devam ediyor:

“Her şey değişecektir… İnşallah Türkiye değişmez.”

Bugün bu söz, yalnızca partiler arasındaki rekabete değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerinin, demokratik hukuk devletinin ve anayasal düzenin geleceğine ilişkin bir hatırlatma olarak yeniden okunmayı hak ediyor.