Talat Paşa suikastı: Berlin’deki infaz, polis soruşturması ve 1921 davasının gölgesindeki dosya

Talat Paşa, 15 Mart 1921 sabahı Berlin-Charlottenburg’da vurularak öldürüldü. Olayın faili Soghomon Tehlirian kısa sürede yakalandı; ancak dava sadece bir cinayet yargılaması olarak kalmadı. Berlin’deki soruşturma, tanık anlatımları, tercüman tartışmaları ve iki gün süren mahkeme, dosyayı 20. yüzyılın en tartışmalı siyasi-cezai süreçlerinden birine dönüştürdü. Açık erişimli Alman ve uluslararası kaynaklar, suikastın adresinden ön soruşturmanın seyrine kadar birçok detayı bugün yeniden kurmaya imkan veriyor.

Talat Paşa suikastı: Berlin’deki infaz, polis soruşturması ve 1921 davasının gölgesindeki dosya
1921 yılında Osmanlı Devleti’nin eski sadrazamlarından Talat Pasha Berlin’in Charlottenburg semtinde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. Görselde, dönemin Osmanlıca gazete kupürlerinde yer alan Talat Paşa fotoğrafı ile suikastın gerçekleştiği Hardenbergstraße caddesinin günümüzdeki görünümü yer alıyor
Talat Paşa suikastı: Berlin’deki infaz, polis soruşturması ve 1921 davasının gölgesindeki dosya
Talat Paşa suikastı: Berlin’deki infaz, polis soruşturması ve 1921 davasının gölgesindeki dosya
Talat Paşa suikastı: Berlin’deki infaz, polis soruşturması ve 1921 davasının gölgesindeki dosya
Talat Paşa suikastı: Berlin’deki infaz, polis soruşturması ve 1921 davasının gölgesindeki dosya
Talat Paşa suikastı: Berlin’deki infaz, polis soruşturması ve 1921 davasının gölgesindeki dosya
Talat Paşa suikastı: Berlin’deki infaz, polis soruşturması ve 1921 davasının gölgesindeki dosya
Talat Paşa suikastı: Berlin’deki infaz, polis soruşturması ve 1921 davasının gölgesindeki dosya

Berlin’de sabah 11.00’e doğru tek kurşun

Alman hukuk tarihi kaynaklarına göre Talat Paşa 15 Mart 1921’de Berlin-Charlottenburg’daki evinden çıktıktan sonra Hardenbergstraße üzerinde, Fasanenstraße köşesine yakın noktada vuruldu. Güçlü Alman kaynakları Talat Paşa’nın Hardenbergstraße 4 numarada oturduğunu, vurulduğu yerin ise Hardenbergstraße 17 önü olduğunu gösteriyor. Deutsche Digitale Bibliothek’te kayıtlı resmi dava künyesi, Berlin Landgericht III’te görülen davanın dosya numarasını C.J. 22/21 olarak veriyor; Alman hukuk tarihi literatürü de suikastın açık gündüz vakti, çok sayıda tanığın önünde işlendiğini kaydediyor. 

Tanıklar, kaçış ve ilk yakalama

Olay yerindeki ilk kritik tanıklardan biri olarak aktarılan Nikolaus Jessen’in ifadesi, dönemin yargılama materyallerine ve akademik aktarımlara göre saldırının hızlı bir takip ve yakın mesafe atışıyla gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Kaynaklarda Tehlirian’ın silahı attıktan sonra Fasanenstraße yönüne kaçmaya çalıştığı, ancak kısa sürede yakalandığı belirtiliyor. Alman hukuk yazınında ve dava etrafındaki akademik derlemelerde, gözaltı anında ya da hemen sonrasında sarf edildiği bildirilen “Ben katil değilim, o katildi” minvalindeki söz de dosyanın en çok alıntılanan unsurlarından biri haline geldi. 

Polis soruşturmasında tercüman düğümü

Dosyanın en dikkat çekici bölümlerinden biri, ilk sorgu safhası. Akademik çalışmalarda yer alan arşiv özetlerine göre Berlin polisi ve savcılık, Tehlirian’a önce Türkçe tercüman eşliğinde ifade alma seçeneği sundu; Tehlirian bunu kabul etmedi. Ardından 16 Mart’taki resmi sorguda Ermenice tercüman Kevork Kaloustian devreye girdi. Yine bu çalışmalara göre Tehlirian ilk aşamada cinayeti intikam saikiyle işlediğini ve tek başına hareket ettiğini söyledi; ancak daha sonra savunma çizgisi, olayın tasarlanmış siyasi bir infaz değil, travmatik ruh hali içinde işlenmiş bir fiil olduğu tezine kaydırıldı. Araştırmalar, ön soruşturmanın çok hızlı ilerlediğini ve 21 Mart’a kadar tamamlandığını aktarıyor. Burada önemli nokta şu: bugün açık erişimde görülebilen kaynaklar, polis ve savcılık dosyalarının tamamını tek parça resmi bir dijital arşiv halinde sunmuyor; fakat bu dosyaları inceleyen tezler ve hukuk çalışmaları soruşturmanın iskeletini ayrıntılı biçimde aktarıyor. 

Mahkeme neden sadece “kim vurdu” sorusuna odaklanmadı?

2–3 Haziran 1921’de Berlin Landgericht III önünde görülen dava, klasik bir cinayet yargılamasının sınırlarını aştı. Alman hukuk tarihi kaynakları, savcılığın cinayetin önceden tasarlanmış olduğunu savunduğunu; savunmanın ise Alman Ceza Kanunu’nun dönemin 51. maddesi çerçevesinde “cezai ehliyetsizlik” hattına yaslandığını gösteriyor. Mahkemede, Tehlirian’ın ailesinin ölümüne dair anlatıları, Osmanlı yönetiminin 1915-1916’daki Ermenilere yönelik politikaları ve Talat Paşa’nın bu süreçteki rolü geniş biçimde gündeme taşındı. Alman hukuk tarihi sözlüğü, yargılamanın fiilen Talat Paşa’nın siyasi geçmişini de mahkeme salonuna taşıdığını; uluslararası basının da davayı bu yüzden yakından izlediğini belirtiyor. 

“Psikolojik epilepsi” tezi nasıl kuruldu?

Davanın seyrini değiştiren asıl unsur, tıbbi bilirkişi tartışmaları oldu. Açık erişimli hukuk dergisi incelemesine göre bilirkişiler, Tehlirian’ın ağır travma, bayılma nöbetleri ve annesinin ölümüne ilişkin tekrar eden zihinsel imgeler nedeniyle “psychological epilepsy / psikolojik epilepsi” diye nitelenen bir tablo yaşadığı tezini tartıştı. Aynı kaynak, beş doktordan üçünün suikast anında sanığın tamamen akıl dışı hareket ettiğini kabul etmediğini, buna rağmen mahkemenin ağırlığı ehliyet tartışmasına verdiğini gösteriyor. Bu nokta, dava dosyasının neden bugün hâlâ “hukuki karar mı, siyasal çıkış yolu mu?” sorusuyla anıldığını açıklayan temel unsurlardan biri. 

Beraat kararı ve Berlin’in siyasi hesabı

Tehlirian jüri önünde beraat etti. Alman hukuk tarihi literatürü ve çağdaş analizler, kararın yalnızca ceza hukuku mantığıyla değil, savaş sonrası Almanya’nın diplomatik ve ahlaki yükleriyle de birlikte okunması gerektiğini vurguluyor. Bazı Alman kaynakları, Berlin’in hem eski Osmanlı müttefikliği hem de savaş suçları ve toplu kıyımlar tartışmasının kendi üzerine sıçraması ihtimali nedeniyle davayı hızlı biçimde sonlandırmak istediğine dikkat çekiyor. Bu nedenle dava, bir yandan bireysel intikam eylemi olarak, diğer yandan devletler, savaş suçları ve tarihsel sorumluluk tartışmasının erken bir Avrupa laboratuvarı olarak okunuyor. 

Adres, ev ve olay yeri konusunda ne net, ne tartışmalı?

Bugün en sağlam okuma şunu gösteriyor: Talat Paşa’nın Berlin’de kullandığı ikamet adresi Hardenbergstraße 4, suikastın gerçekleştiği nokta ise Hardenbergstraße 17 önü ya da Hardenbergstraße-Fasanenstraße köşesi olarak geçiyor. Farklı ikincil kaynaklarda başka numaralar da görülebiliyor; ancak Alman hukuk tarihi ve anma/şehir hafızası kaynaklarında 4 ve 17 ayrımı daha tutarlı biçimde yer alıyor. Bu ayrım, “Talat Paşa nerede oturuyordu?” ve “tam olarak nerede vuruldu?” sorularının aynı adresle cevaplanamamasının nedenini açıklıyor.