Bir Ülke Sınıflarında Bağımsızdır: Eğitimine Sahip Çıkmayan Geleceğini Teslim Eder
Bir ülkenin geleceği, tankların gölgesinde değil, sınıfların sessizliğinde belirlenir.
Eğitim dediğimiz şey, sadece ders programı değildir; bir milletin hafızasıdır, karakteridir, kimliğidir.
Bu yüzden bugün ister Türkiye’deki eğitim sistemi olsun, ister Almanya’daki sistem…
Eğer kendi kimliğine yaslanmıyorsa, başkasının ajandasına yaslanıyordur.
Yüzyıl boyunca bunu defalarca gördük.
ABD’nin “yardım” adı altında pazarladığı, gerçekte emperyal nüfuz operasyonu olan o ince sızmayı yaşadık.
Osmanlı’nın son dönemindeki misyoner okullarından tutun, 1949 Fulbright anlaşmasına kadar…
Hepsi zihin kolonizasyonunun farklı ambalajlarıydı.
Tankla gelmeyen emperyalizm, kitapla geldi.
Tüfekle değil, bursla yerleşti.
“Modern eğitim” diye övdükleri şey aslında “modern teslimiyet”ti.
Ve bu teslimiyetin en acı meyvesi, yıllarca “hizmet hareketi” diye parlatılan Fetullahçı yapının eğitim ağı oldu.
Amerika’nın siyasi koruması altında büyüyen, küresel istihbarat ağlarıyla beslenen bir operasyondu bu.
Okul görünümlü devşirme merkezleri…
Dershane süsü verilmiş kadrolaşma fabrikaları…
Öğrenci evi kılığında sadakat laboratuvarları…
Hepsinin ortak amacı belliydi:
Kendi çocuklarını kendi devletiyle çatıştıracak bir nesil üretmek.
“Altın nesil” dediler;
meğer altın ABD’de rafine ediliyormuş.
2013 yılına geldiğimizde maskeler düştü.
Dershaneler kapatılmak istendiğinde, örgütün en büyük sinir uçlarına basılmış oldu.
Çünkü o dershaneler eğitim kurumu falan değildi;
devşirme merkeziydi, kadro kuyusuydu, sadakat mutfağıydı.
O dişliyi çekince, yıllarca parlatılmış vitrinin arkasındaki çürümüş makine tüm ciddiyetiyle ortaya döküldü.
İktidar ile örgüt arasındaki o derin fay hattı 2013’te çatladı, 2014’te kırıldı, 15 Temmuz gecesi patladı.
Ama bütün bu hikâyenin asıl dersi şudur:
Bir ülke, eğitimini kendisi tasarlamazsa, başkası onun geleceğini tasarlar.
Türkiye için de bu böyle.
Almanya için de böyle.
Her ülke kendi çocuklarını kendi değerleriyle büyütmediği anda, birilerinin zihinsel mandacılığı başlar.
Kitap değişir, dil değişir, kimlik değişir.
Farkına bile varmadan başka bir ülkenin düşünce formatıyla düşünmeye başlarsın.
Tam da bu yüzden bugün, 24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle bir hakikati hatırlatmak gerekir:
Öğretmen, sadece ders anlatan kişi değildir; bir milletin bağımsızlık sigortasıdır.
Bir ülkenin değil, bir neslin değil, bir yüzyılın kaderini taşır.
Ben de kendi yaşamımda bu gerçeğin değerini bilerek, bu özel günde üzerimde emeği olan iki kıymetli eğitimcimi anmak istiyorum.
İlkokul öğretmenim Gülcay Koç…
Lise öğretmenim Nusret Karaca…
Bugün her ikisinin şahsında, ülkemizin bağımsızlığına, kimliğine, hafızasına emek veren tüm öğretmenlerin gününü saygıyla kutluyorum.
Çünkü unutmayalım:
Bir ülkeyi kurtaran ordular değil, kurtarıcı öğretmenlerdir.
Ve bir ülkeyi teslim alan işgalciler değil, teslim edilmiş müfredatlardır.
ilgili Arşiv Haber