Türk Yapımcının 'Green' Adlı Kısa Filmi Oscar Yolunda

Türk yapımcı ve senarist Mustafa Kaymak'ın ABD'deki göçmenlerin yaşadığı ayrımcılığı ve korkuları ele alan kısa filmi “Green”, Oscar yolunda. 40'tan fazla festivale davet edilen ve son olarak prestijli Sundance festivalinde Jüri ödülünü kazanan film, kayıt dışı göçmenlerin sorunlarına ışık tutuyor

Türk Yapımcının 'Green' Adlı Kısa Filmi Oscar Yolunda

NEW YORK — 

Türk yapımcı ve senarist Mustafa Kaymak'ın ABD'deki göçmenlerin yaşadığı ayrımcılığı ve korkuları ele alan kısa filmi “Green”, Oscar yolunda.

40'tan fazla festivale davet edilen ve son olarak prestijli Sundance festivalinde Jüri ödülünü kazanan “Green” filmi, özellikle kayıt dışı göçmenlerin sorunlarına ışık tutuyor.

Gerçek hayattan bir kesitle 12 dakikada Amerika'daki yaklaşık 11 milyon kayıtsız göçmenin dramına ışık tutan film, Trump yönetiminde yaşanılan sorunları vurgulamasıyla da bir “dönem filmi” özelliği kazanıyor.

Sundance'te aldığı ödül dolayısıyla kısa film Oscarları elemelerine girmeye hak kazanan Green'in uzun metrajlı versiyonunun çekilmesi de planlanıyor.

Filmin yapımcısı ve senaristi Mustafa Kaymak, kendisinin de 2008'de yerleştiği ABD'de göçmen olmanın zorluklarını ve Green filminin hikayesini Amerika'nın Sesi'ne anlattı:

“Ben Mustafa Kaymak, Ankaralıyım New York'ta yaşıyorum. 2008 Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik mezunuyum. Ardından Amerika'ya taşındım. Alaska'ya önce. 2008-2011 arasında Alaska'da yaşadım. Bir dönem gazetecilik yaptım. Bir dönem tiyatro yazarlığı yaptım. 2011'de New York'a taşındım. Columbia Üniversitesi'nde metin yazarlığı yüksek lisansı yaptım. 2011-2014 arasında bu eğitim sürecini bitirdikten sonra 2014'te film yapımcılığı yüksek lisansı yapmaya karar verdim. 2017'de bunu tamamladım. Green filmi bitirme tezimdi Columbia'da yapımcılık üzerine.

Film gerçek bir hayat hikayesinden esinleniyor. Tiyatro festivali için New York'ta olduğum zaman bu hikayeyi yazmaya karar verdim. Aynı evi paylaştığım 8-9 arkadaş vardı. Onlardan bir tanesinin hikayesi bu. Önce tiyatro formunda, ardından ekrana adapte ettim. Suzanne Andrews Correa adında aslen Meksikalı bir kadın yönetmenle iş birliği yaparak bu filmi tamamladık.”

“Amerika bir geçiş döneminde”

Film, Manhattan'da bir grup göçmenle aynı dairede yaşayan ve kendisine “Green” diye hitap edilmesini isteyen Samet'in, Central Park'ta Pedicab işi, yani bisikletle turist gezdirirken yaşadığı ırkçı saldırıyı konu alıyor. Yaşadığı saldırının ardından birlikte yaşadığı göçmenler tarafından kaldığı evden de kovulan Samet, kayıtsız göçmenlerin çaresizliğini gözler önüne seriyor.

Yapımcı Kaymak, filmin yabancı düşmanlığıyla mücadelenin bir parçası olduğunu vurguluyor:

“Tabi bu sadece bir hikaye değil. Doğru bir hikaye ama sadece hikaye değil, kültüre yön veren arşiv de. Çünkü Amerika bir geçiş döneminde. Amerika dışarıdan gelen bir yabancı düşmanlığının, yükselen sağ kanat akımların karşısında bir anti tez oluşturmak zorundaydı. Green de bu kocaman ideolojinin bir parçasıydı, hani bir duruş anlamında. Bir nevi kabul yarattı. Temsiliyetler anlamında bir kabul yarattı Ortadoğulu karakterlerin. Çünkü sonuçta Türkiye de Amerika'nın gözünden çoğu zaman, doğru Eurasia olarak geçiyor ama, Müslüman kökenli bir ülke olduğu için bir kategorilendirme durumu oluşabiliyor zaman zaman.

Zaten hikayenin ödül alıp pek çok festivale gitmesinin en büyük sebebi de buydu: Çok güncel bir konuyu detaylı bir şekilde herkese hitap edebilecek evrensel duygular üzerinden işleyebildik.”

“Bu insanları görünür kılmak istedim”

Mustafa Kaymak, Green filmiyle kayıtsız göçmenlerin sorunlarını görünür kılmak istediğini söylüyor:

“Vermek istediğim mesaj şuydu: Bu insanları görünür kılmak istedim. Normalde tıpkı neo-realist İtalyan akımlarında olduğu gibi kamerayı biraz sokağa çevirip yani çok fazla sinemayı bir eğlence değil de biraz da daha çok sanatsal, insanı ön plana çıkaran, insan acılarını, duygularını, ne bileyim sevinçlerini işte yani spesifik bir hikaye anlatmak istedim. Dediğim gibi aynı evi paylaşmış olmam bu kişilerle etkili oldu bunda, böyle hissetmemde. Ama önemli olduğunu düşündüğüm için bu filmi hem yazdım hem de yapımcılığını üstlendim.”

Green filmi Oscar elemelerinde

Film Sundance film festivalinde ödül alması sayesinde Oscar'a da kalifiye olmuş. Green ile birlikte yarışan yaklaşık 80-100 kısa film bulunuyor. Bu sayı önce 20'ye sonra 5'e düşürülecek ve bu beş film finallerde yarışacak.

Filmin Oscar’ı kazanması durumunda bunun Türkiye için de bir ilk olacağını vurgulayan Kaymak, filmin uzun metraj versiyonunu da çekmeyi planladıklarını anlatıyor:

“Film şu anki haliyle Oscar başvurusunu yapmak üzere. Oscar'a kalifiye olduk ödül sayesinde. Beraberinde 80 ile 100 arasında film başvurusu oluyor her yıl. Çünkü Oscar'a başvurmak için de belli şartları yerine getirmeniz gerekiyor. Dediğim gibi Sundance'teki ödül sayesinde buna şimdi kalifiye olduk. Büyük ihtimalle Oscar'dan Ekim civarında bir haber alırız Oscar'da kısa listeye alınırsak eğer. 20 film açıklayıp 5 filmi finale seçiyorlar sadece. Yakın bir zamanda Seattle International Film festivaline gidiyoruz. Ardından 30-40 festivalden haber bekliyoruz. Her şey yolunda giderse bu ay sonunda Sundance'in yapımcılık laboratuvarından haber bekliyoruz, filmi uzun metraja çevirmek için. Ağustos'ta atölye çalışmaları oluyor oluyor. Ona katılabilirsek büyük ihtimalle filmi çekeriz Nisan 2020 gibi.”

Mustafa Kaymak

Mustafa Kaymak

“Her göçmen bir kültürü getiriyor”

Göçmenlerin Amerika’ya önemli katkılar yaptığını vurgulayan Kaymak, Trump'ın politikalarının yabancı karşıtlığını provoke ettiğini söylüyor:

“Her göçmen kendisiyle beraber bir arka planı, bir kültürü getiriyor New York'a. Zaten New York'un, Amerika'nın da zenginliği böyle. Her gelen kimsenin kendine özgü bir hikayesi var. Nitekim Green'in de kendine özgü bir hikayesi vardı. Green'in yaşadığı sorunlar, aslında gerçek hayattan ilham alınarak üretilmiş sorunlar. Bir nevi kamerayı sokağa çevirdik. Green yazıldığı dönemden itibaren öyle başladı süreç. Göçmenlik hiçbir yerde kolay değildir. Amerika'da belki diğer ülkelere özelikle de Avrupa ülkelerine göre bence daha kolay. Ama Trump tabi zorluyor. Yabancı düşmanlığını provoke ediyor maalesef. Biraz sizin buraya ait olmadığınızı hissettirmeye çalışıyor, devamlı vermiş olduğu, almış olduğu kararlar aracılığıyla.”

“ABD sinema endüstrisinde yükselmek çok zor”

Mustafa Kaymak, sinema kariyeri yapmak isteyen gençlere de birtakım tavsiyelerde bulunuyor. Sinemacıların, edebiyattan, tiyatrodan, en çok da gerçek hayattan esinlenmeleri gerektiğini anlatan Kaymak, bu uğraşının uzun süreli bir yolculuk olduğunun göz önünde bulundurulmasını öneriyor:

“Amerika'da sinema okumak çok zor değil. Ama endüstri içinde yükselmek çok zor. Yani William Goldman'ın çok güzel bir sözü var. Bir kitabında şöyle diyor açar açmaz ilk sayfasında 'Eğer size bu piyasanın ihtiyacı olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü hiç kimsenin size ihtiyacı yok.' Yani piyasaya girerken bunun farkında olarak başlamak faydalıdır çünkü çok uzun bir yolculuk. Ve bu yolculuk sırasında sabır, maddi manevi güç gerekiyor. Eğer bunu kaldırabilecekseniz bunu kesinlikle yapın. Yani işin içinde çalışıyor hissi yaratmıyor size. Sinema sonuçta 7. sanat. Yani sadece para kazanmak için değil de daha büyük bir iş yaptığınız hissini veriyor ve ciddi anlamda insanı tatmin eden bir uğraşı.”