Seçimlerde Hile Vaaar!

Seçimlerde Hile Vaaar!

Seçimlerde Hile Vaaar!

Seçimlerde Hile Vaaar!

Türkiye iyisiyle kötüsüyle bir seçimi daha geride bıraktı. 31 Mart yerel seçimleri bizlere diğer seçimlere nazaran çok farklı bir sorumluluk yükledi veya yükletildi! Türkiye resmen ikiye bölünmüş, vatandaşlar ya “Millet”çi yada “Cumhur”cu olmaya zorlanmıştı adeta. Cumhur ittifakı saflarında olanlar için “Millet”çiler hain, Milletçilere göre de “Cumhur”cular baskıcı. İşte böyle bir ortamda seçimlere gitti yurttaşlarımız.  Gerek Cumhurcular gerekse de Milletçiler kendilerini seçime hazırlamak yerine biri birlerini karalamakla alt etme yolunu seçtiler. Peki bu yöntemde başarılı olan kimdi? 

Hiç kuşku yok ki bu süreci daha iyi yöneten ve kendi lehine çeviren özellikle İstanbul ve Ankara gibi iki önemli Büyükşehirde  millet ittifakı adayları olmuştur. Bu iki aday arasında ise en kârlı çıkan ise kuşkusuz Ekrem İmamoğlu olmuştur. Bu sonucun elbette birden fazla sebebi var fakat burada hepsini sıralama imkanı olmadığından bir ikisine değinmeye çalışalım.  Hiç kimse ağlanıp sızlanmasın Ekrem İmamoğlu’na İstanbul’u altın tepside sunan yine Ak Partinin kendisi ve sözde her koşulda Sayın Cumhurbaşkanının yanında olan yandaş medya olmuştur. Yayın politikalarını tamamen Sayın Cumhurbaşkanına şirin görünmek üzerine kuran çakma “yandaş” medya seçim sürecindeki Millet ittifakı adayları İmamoğlu ve Yavaş hakkında yaptıkları karalama kampanyaları bu sefer tutmamış hatta bu iki adayın işine yaramıştır. İmamoğlu ile ilgili yürütülen karalama sürecinde nedense zihnimde 1993 ve akabindeki 2 yıllık süreçte O zaman Belediye Başkanı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında basında yürütülen karalama kampanyaları canlandı. Ve tabii ki buna 2001 ve 2002 yılları da dahil. O zaman Erdoğan'a yönelik yürütülen kampanyalar halk nezdinde bir mağduriyet olarak algılanmış ve  Erdoğan yönetime getirilmişti. Sanki bu süreçler hiç yaşanmamışçasına şimdiki “yandaş” medya İmamoğlu ile ilgili aynı bu mağduriyeti oluşturmuştur. 

Diğer sebep ise özellikle Ankara’da Ak Parti tabanın tamamen karşı olmasına rağmen Mehmet Özhaseki’nin aday yapılması ile birlikte Ak Parti’li yöneticilerin halktan, sokaktan  uzak ve kibirli duruşlarıdır. Ak Parti yakın Cumhuriyet tarihimizde hakla en fazla iç içe ve yakın olması, halkın sesine kulak vermesi, halka tepeden bakmaması kibirden uzak olması sebebiyle taktir edilmiş ve sahip çıkılmıştır. Ne yazık ki son dönemde Ak Parti bu kavramları isteyerek veya farkında olmadan yakları altına almıştır. Cumhurbaşkanı etrafında toplanan ve Erdoğan’ın gücünden nemalanmak ve bu gücü kendi çıkarları için kullanmak isteyenler AK Parti maskeli güruh halk nezdine Ak Partinin kuruluş felsefesinin ana maddeleri olan Adalet, alçak gönüllülük, samimiyet, liyakat kavramlarının kalmadığı izlenimini bırakmışlardır. Seçimlere hile var diyerek veryansınlar ile hataların üzeri örtülemez. Örtülse bile bu Ak Partiye bir şey kazandırmaz. 

Şayet İstanbul ve Ankara’daki seçimlerde elde edilen mağlubiyet CHP, İP, SP ve HDP birleşmesine bağlanırsa bu birilerinin kendi kusurlarını gizlemesi ve sorunları hasır altı etmek istediği anlamına gelir ki bu da bundan sonraki seçimlerde Cumhur ittifakı ve özellikle Ak Parti için çok daha büyük bir felakete sebep olur. Cumhur ittifakının Türkiye genelinde aldığı %52 oy oranın arkasına da sığınılmamalı. Tüm bu mazeret ve kandırmacalar yine Cumhur ittifakı haricinde kimseye zarar vermez.  Hemen bugün itibariyle şapka öne alınarak öz eleştiri yapılmalı ve karşı tarafı suçlamayı bir tarafa bırakılarak  AK parti düştüğü bu durumdan ders çıkararak tekrar seçmenler ile yakınlaşmamın ve kucaklaşmanın yollarını aramalıdır.

31 Mart yerel seçimlerinde Ak Parti’deki düşüşünün ve sayın Cumhurbaşkanının balkon konuşmasına yalnız çıkmasının sebeplerini bir sonraki yazımda paylaşacağım. Şimdilik kalın sağlıcakla.


İbrahim Halil İzmitli