Said Jurnal ''Küresel İslam karşıtı ve ırkçı ideolojilerin önüne mutlaka geçilmeli.''

Milli Görüş Berlin Ramazan ayındaki geleneksel iftar yemeklerinden birini daha gerçekleştirdi.

Said Jurnal ''Küresel İslam karşıtı ve ırkçı ideolojilerin önüne mutlaka geçilmeli.''
Said Jurnal ''Küresel İslam karşıtı ve ırkçı ideolojilerin önüne mutlaka geçilmeli.''
Said Jurnal ''Küresel İslam karşıtı ve ırkçı ideolojilerin önüne mutlaka geçilmeli.''
Said Jurnal ''Küresel İslam karşıtı ve ırkçı ideolojilerin önüne mutlaka geçilmeli.''

Berlin-

 

Milli Görüş Berlin Bölgesi  İftar davetine katılan Büyükelçi Ali Kemal Aydın yaptığı konuşmada .Birlik ve beraberlik  dikkat çekerek  ve önümüzdeki Avrupa Parlamentosu seçimlerine de katılım sağlanması  hususunda da hatırlatmada bulundu.Ayrıca davetten dolayı teşekkürlerini sundu

Milli Görüş Berlin Başkanı Said Jurnal yaptığı konuşmada özellikle artan islama fobi ve terör olaylarına dikkat çekti.

Konuşmasında ;

Dinî cemaatlerden, siyasetten, kültürden, ekonomiden, iş dünyasından, medyadan ve toplumun çeşitli Sivil Kuruluşlarının başkan ve temsilcileri, saygıdeğer hanımefendiler, Değerli arkadaşlar, cemiyet mensupları ve misafirlerimiz, Hepinizi şahsım ve teşkilatım adına milli görüş, islam federasyonu ve Almanya islam konseyinin ortak iftarına hoşgeldiniz şeref verdiniz.
 
Mübarek ramazan ayını her sene dostlarımızla birlikte geçirmekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Geleneksel hâle gelmiş olan iftar davetleri hepimizi ilgilendiren hususlarda fikir alışverişinde bulunmak, dostlukları pekiştirmek ve tanışıklığımızı artırmak adına çok önemli fırsatlar sunuyor.
Kanaatimce iftarlar aynı zamanda bizleri derinden etkileyen, sevinçli veya hüzün dolu bazı önemli anları tekrardan hatırlamak ve yâd etmek adına da önemli bir imkân sağlıyor.
 
Bu sebeple, yakın zaman önce yaşanmış ve bizleri derinden yaralamış iki önemli hadiseyi burada dile getirmek istiyorum.
 
15 Mart sabahı hâlâ hepimizin hafızasında tazeliğini koruyor. Haberlerde şu ifadeler geçiyordu: Yeni Zelanda’nın Christchurch şehrinde bir kişi makineli silahlarla camilere saldırdı ve kadın-çocuk ayırmaksızın önüne gelene ateş açtı. Onlarca insanın hayatını kaybettiği veya yaralandı.
 
Bugün biliyoruz ki terörist apaçık bir İslam düşmanlığı motivasyonuyla hareket etti ve internette takip ettiği platformlar aracılığıyla radikalleşmişti.
 
Bu saldırıdan yaklaşık bir ay sonra bir Paskalya gününde başka bir saldırı haberi ile şok olduk. Bu sefer olay Sri Lanka’da gerçekleşmişti.                                      Teröristler bu sefer Hristiyanları hedef almışlardı. Kiliselere ve otellere yerleştirilmiş olan çok sayıda bombanın patlatılması sonucunda yüzlerce insan hayatını kaybetmişti. Bu acı gün de yine hafızalarımıza kazındı.
 
Christchurch’ü de Sri Lanka’yı da unutmayacağız. Bu acı olayları ilk haber aldığım zaman çok farklı duyguları bir arada yaşadım: boşluk, şaşkınlık ve elim bir acı. Boşluk hissinin sebebi, sanki bastığım zemin ayaklarımın altından çekilmiş gibi hissetmemdi. Şaşkınlığımın sebebi, insanoğlunun nasıl bu kadar acımasız olabileceği ile alakalıydı. İçimde hissettiğim acı ise hayatlarını kaybeden masum insanlar, geride bıraktıkları kederli insanlar ve yaralılar sebebiyleydi.
 
Bu hadiseler ne kadar acı ise, sonrasında verilen tepkiler de bir o kadar ümit verici idi. Christchurch saldırısı sonrasında cami cemiyetlerimiz büyük bir dayanışmaya şahit oldular. Cemiyetlerimizin komşuları cemiyetlerimize ziyaretlerde bulundular, çiçekler takdim ettiler ve Müslüman komşularının acılarını paylaştıklarını beyan ettiler.
 
Bu menfur katliamlar bizim bulunduğumuz coğrafyaya göre çok uzaklarda olurken, bizim de camilerimizde İslam karşıtı ve ırkçı bir takım hareketler olmakta. 2014 yılında Mevlana Camimiz yakılmak istendi, sonrasında domuz kafasıyla saldırıldı, Hasan Basri Camimiz taşlandı, şimdi de Aziziye ve GOP camilerimize hakaret dolu mektuplar gönderilmekte, hatta Ramazan ayına sayılı günler kala GOP camine bir tüfek mermisi bırakılarak tehdit ve hakaretle cemaat tedirgin edilmek istendi. Küresel İslam karşıtı ve ırkçı ideolojilerin önüne mutlaka geçilmeli. Bu hususta yalnız müslümanların uyanık olması yetmiyor. Siyaset, medya, kiliseler de elini taşın altına koymalı. Toplumsal huzurun teminatı olan ibadethanelerin sembolik anlamı da öne çıkarılmalı, zira ibadethaneler toplumun farklı kesimlerinin biraraya geldiği, yalnız ibadetin değil, sosyal, kültürel, dini her türlü sorunlara çözüm ve sorulara cevap arandığı en önemli mekanlardır. Zira cami denildiğinde akla ilim, irfan, ahlak ve medeniyet gelir.                                       Camiler islam toplumunda yerleşim alanlarının merkezinde konumlandırılır ve müslümanların hayatlarının merkezindedir. Camilerimiz bulunduğu mahallede huzurdan başka bir getirmediğine hepimiz şahidiz. Bu huzur birilerini belli ki rahatsız ediyor. Bizim camilerde 5600 çocuğumuz Kuran eğitimi alıyor ve dinimizin temel konularını öğrenerek, sağlıklı bir kişilik kazanması sağlanıyor. Camilerimizin artık bir ibadethane olmaktan ziyade bir okul olduğunu kabul etmek gerekir. Bu topluma müslümanlar olarak katkılarımız 100% olumluyken, siyaset ve medya tarafından olumsuz bir hava  verilmesine topluma kazandırılmış hayırlı birer fert olarak bu yetişmiş çocuklarımız ve gençlerimiz en güzel cevaptır.

Çok değerli hazirun,
 
Toplumumuz nicelik olarak yeterli sayıda derneğimizin olduğuna yürekten inanıyorum, ancak nitelik olarak çok zayıf olduğu kanaatindeyim. Nitelikle STK ve derneklerin birbirleriyle olan diyaloğu ve işbirliği kasdediyorum, yoksa Berlin’deki STK’lar kendi çalışmalarını gayet iyi yaptığı kanaatindeyim.
 
Bu duygu ve düşüncelerle iftar davetimize icabet ederek bizi onurlandırdığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür eder, Ramazan ayının feyiz ve bereketinden hepimizin hissedar olmasını niyaz ederim.
Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.  Dedi.