39 Yıl Sonra 12 Eylül Dilekçeleri

12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 39 yıl geçmesine rağmen izleri hala silinmedi. Diyarbakır Askeri Cezaevi de, darbeden sonraki dönemde işkencelerle gündeme geldi

39 Yıl Sonra 12 Eylül Dilekçeleri

DİYARBAKIR — 

12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 39 yıl geçmesine rağmen izleri hala silinmedi. Diyarbakır Askeri Cezaevi de, darbeden sonraki dönemde işkencelerle gündeme geldi. O dönem yaşananlar mahkumların yakınlarının yetkililere yazdığı dilekçelere yansıdı. O dilekçeler 12 Eylül’den 39 yıl sonra ortaya çıktı.

1980’li yıllarda işkence iddialarıyla dünya gündemine gelen Diyarbakır Askeri Cezaevi, birçok kitaba, filme, şarkıya konu oldu. Cezaevine ününü veren ise işkence iddialarıydı. The Times tarafından 'dünyanın en kötü üne sahip 10 cezaevi' arasında gösterilen cezaevinde, 12 Eylül döneminde pek çok Kürt siyasetçi ve aydın yattı.

Aylarca yakınlarıyla görüşemeyen, yakınlarının işkence gördüğünü duyan mahkum yakınları da yetkililere dilekçeler yazarak, seslerini duyurmaya çalıştı. Devletin arşivlerine bulunan o dilekçelere VOA Türkçe ulaştı. İşte o dilekçelerden bazıları:

Başbakanlığa hitaben yazılan dilekçelerden biri Rahime Şahin isimli kadına ait. Oğlu Mahmut Şahin için yazan anne Şahin, mahkumlara baskı ve işkence yapıldığını belirterek yardım istiyor.

Şahin, şunları söylüyor; “Bu kötü duruma son vermek için başvuracak tek kimsemiz sizlersizin. Buradaki ve Ankara’daki makamlara yaptığımız başvurular hiçbir sonuç vermedi. TBMM Başkanı ve milletimizin bir temsilcisi olarak sorunumuzu gündeme getirerek bir çözüm bulunması bütün gayretinizle çaba harcamanızı, sorunlarımıza ve acımıza ortak olmanızı istirham ederim.”

Mektuplardan biri de PKK’nın kurucularından Mehmet Şener’in annesi Saliha Şener’e ait.

Saliha Şener de Başbakanlığa hitaben yazmış. Anne Şener oğluyla uzun süre görüşemediğini ifade ederek, oğlunun son görüşmeye battaniyeye sarılı halde geldiğini belirtti.

Şener, “Oğlumun hayatından endişe ediyorum. Cezası neyse çekmeye o da razı, biz de razıyız. Ama cezaevindeki uygulamalar onları da, bizleri de canından bezdirmiştir. Oğlumun insan olma hakkının tanınmasını istiyorum. Yalnızca insani muamele istiyorum. Dertlerimizi bilmenizi ve cezaevindeki baskı ve dayağın sona erdirilmesi için girişimde bulunmanızı talep ediyorum” dedi.

Cezaevinden çıktıktan sonra Öcalan’la ters düşen Şener, Suriye’de öldürüldü.

Dilekçeler arasında, PKK kurucularından ve halen örgüt yönetiminde bulunan Rıza Altun’un annesi Hatice Altun adına başbakanlık makamına yazılan mektup da var.

Altun hem oğlu hem kızının cezaevinde olduğunu belirterek, şunları söylüyor; “Ben Ankara’da oturuyorum, her hafta görebilmek umuduyla Diyarbakır’a gidiyorum ama 2 aydır görebilmek mümkün olmadı. Cezaevinden gelen aileler, cezaevi içinde ölümle sonuçlanan ağır işkencelere dayanamayıp kendilerini yaktıkları, bazılarının kendilerini astıklarını ailelerden duyuyoruz. Bütün bu söylentilerin ne derece doğru olduğunu bilmiyoruz. Ancak iki aydır oğlumdan ve kızımdan haber alamamak bir anne olarak beni derinden endişelendiriyor ve üzüyor. Çocuklarımın hayatından endişe ediyorum. Cezaevinde bu uygulamaların sona erdirilmesini yüksek makamınızdan arz ve talep ediyorum.”

Bir süre örgüt içinde faaliyet gösterdikten sonra ayrılan ve halen Avrupa’da yaşayan Şükrü Gülmüş’ün eşi Halime Gülmüş, 1994 yılından beri kayıp olan Ali Tekdağ’ın annesi Arife Tekdağ da yetkililere dilekçe yazanlar arasında.

Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Milli Güvenlik Konseyi’ne yazılan dilekçelerde talepler hep aynı. Devleti yönetenlerin Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananlara müdahale etmesini isteyen aileler, mahkumların üzerindeki baskıya son verilmesini istiyor.

1980 yılında E tipi olarak Adalet Bakanlığı tarafından yaptırılan cezaevi, 12 Eylül sonrası askeri yönetime devredilerek Sıkıyönetim Askeri Cezaevi olarak kullanıldı. Diyarbakır Askeri Cezaevi, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra yaşanan işkenceler ile ön plana çıktı. Resmi kayıtlara göre 1981 ve 1984 yılları arasında cezaevinde 34 kişi hayatını kaybetti.