sex shop
avcılar sex shop   beylikdüzü sex shop   avcılar sex shop   avcılar sex shop   beylikdüzü sex shop   beylikdüzü sex shop   samsun sex shop   samsun sex shop   vibratör   izmir sex shop   izmir sex shop   izmir sex shop    sex shop   saç bakım   jartiyer takımı   sex shop   işitme cihazı  

BİR ABD PROJESİ VE ANDIMIZ


Bu makale 2018-10-31 17:09:58 eklenmiş ve 740 kez görüntülenmiştir.
Analiz

ANDIMIZ İÇİN FAŞİZM DİYENLER KİME HİZMET EDİYOR?

Birileri ABD'ye hizmet ediyor ama bunun farkında bile değiller. Neden mi? Slogan kültürüne alıştırıldılar ve analitik zeka yetilerini kaybettiler. Bu yetileri gasp edildiği için kavram kargaşası içinde yok olup gitmekteler. Danıştay 8.Daire tarafından verilen “Andımız” kararıyla başlayan tartışmalar, tek bir düzlem üzerinde tartışılıyor ve 2013 yılında kaldırılan “Andımız”ın nasıl sinsi bir planın parçası olduğu gerçeğinin de üzeri örtülürken tartışmanın merkezi, “Bir Etnik Kimliğin başka bir Etnik Kimlik üzerindeki tahakkümü” olarak yansıtılıyor. Çünkü “Etnik Kimlik” nedir? Bunu dahi bilimsel olarak bilmiyorlar! Gelin şimdi “Andımız” tartışmalarına farklı bir noktadan bakıp bu tartışmaların neden yaşandığını, “Andımız”ın kaldırılmasıyla aslında nelerin planlandığını hep birlikte anlayalım. Ama önce “Etnik Kimlik nedir?” bu soruya cevap vererek başlayalım. Bilimsel olarak temelde, başta dil ve dini inanç olmak üzere, soy/köken, töre, gelenek ve benzeri öğelerin belirleyici olduğu kültürel olgulara, “Etnik Kimlik” adı verilir. “Etnik Kimliği” belirleyen, “Emik Bakış”tır. Yani, bir toplumun kendi kimliği ile ilgili yine kendi benimsediği, kendisini “Ne”, “Kim” olarak görmesidir. Kişinin içine doğduğu ailenin, içinde yetiştiği çevrenin, kültürel değerlerin ve çevresinin kimlik olarak kendisine bakışıdır. Dolayısıyla “Etnik”liğin ölçütü tamamen grubun kendi kabulü olurken belirleyici etmen, grubu oluşturan bireylerin özgür iradeleridir. Bu bilimsel tanım doğrultusunda net olarak anlaşılan bir şey vardır ki; o da, “Etnik Kimlik” olgusu, doğuştan kazanılan bir nitelik, ırki, genetik veya biyolojik bir özellik değildir. Bu özelliği sebebiyle, “Etnik Kimlik”, kültür ortamanının özelliğine göre değişebilir. Nasıl mı? Hemen bir örnek vererek açıklayayım… Güney Amerika denildiğinde aklımıza ilk olarak Mayalar, İnkalar gibi yerli halk ile Afrika kökenliler, İspanyollar ve Portekizliler gelir. Bugün Güney Amerika halkının neredeyse tamamı, “Melez” olduklarının farkında olmalarına rağmen kendilerini ülkelerinin ulusal kimlikleriyle tanımlarlar. Mesela Meksikalıların ana dili İspanyolca, Brezilyalıların ana dili Portekizcedir! Bunun en temel nedeni, “Etnik Kimliğin” dışarıdan algılanan en önemli göstergesinin o ülkede kullanılan “Dil” olmasıdır. Elbette, bir ülkede kullanılan ortak “Dil” tek başına belirleyici değildir. Bazen farklı “Dilleri” kullanan farklı kökene sahip olan alt grupların varlığı da ortaya çıkabilir. Adige, Abzah, Balkar, Karaçay gibi “Etnik Gruplar”ın kendilerini “Çerkesler” olarak tanımlamaları gibi. Bu grupları “Çerkes” üst kimliği altında toplayan ise ortak özelliklere sahip bir coğrafyanın kültürünü paylaşmaları ve Çarlık Rusyası’na karşı verdikleri ortak bağımsızlık mücadelesidir. Bu mücadele sürecinde birlikte yaşadıkları güçlükler, vatanlarından topluca sürülmeleri, bu sürgünde yaşanan acılar, yani aynı kaderi paylaşmanın yarattığı birlik ve dayanışma duygusu, bu grupları “Çerkes” üst kimliği altında toplamıştır. Tıpkı, “Milli Mücadele” döneminde Osmanlı Devleti çatısı altında yaşayan ve Emperyal güçlere karşı bağımsızlık mücadelesi vererek işgal edilmiş topraklarını geri kazanmak için ortak kaderi paylaşan Kürtlerin, Lazların, Boşnakların, Çerkeslerin, bağımsızlığımızı kazanmamızla birlikte kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çatısı altında toplanıp kendisine “Ulusal Kimlik” yani “Üst Kimlik” olarak “Türklüğü” kabul etmeleri gibi. İşte tam da bu noktada karşımıza çoğu kez yanlış tanımlanan ve kavram karmaşasına neden olan “Üst Kimlik” olgusu çıkmakta. “Üst Kimlik”, Etnolojik olarak aynı kökene sahip “Alt Grupların” ana kimliği olarak tanımlanmakta. Tanım şekli bu olunca, “Türklük Üst Kimliği”nin içi de, “Özbekler, Azeriler, Kırgızlar, Türkmenler, Kazaklar vb.” “Alt Kimlikler” ile doldurulmakta. Oysa, “Üst Kimlik” olgusu, yukarıda da örnek verdiğim şekliyle, “Aynı coğrafyayı paylaşan, benzer kültürlere sahip olan, tarihi paylaşımları olup aynı kaderi yaşayan ve farklı dilleri konuşan” grupların temsili kimliği olarak da kullanılmakta. Farklı dili konuşan ve farklı “Etnik Gruplara” mensup kişilerin, “Vatandaşlık” bilinciyle temsili olarak benimsedikleri “Üst Kimlik”, aynı zamanda Siyasi anlamda bir “Üst Kimliği” tanımlamış olur. Bu kimlik, dünyadaki tüm “Ulus Devletler”de ülkenin kurucu egemen unsurunun kimliği olarak karşımıza çıkar. Fransa’da “Franklar”, Almanya’da “Carmen/Germenler” gibi. T.C. Anayasasının 66. Maddesinde bizim devletimizin adı “Türk Devleti” bu devlete “Vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese” de “Türk” adı verilmiştir. Bu tanım, “Etnik” olarak değil, sınırları belli toprak parçasını ortak amaca ve ortak geçmişe sahip olarak paylaşan insanları tanımlamak için kullanılan “Vatandaşlık” kavramı üzerinden yapılmıştır. “Vatandaş” kavramının içini dolduran, “Kürttür, Lazdır, Boşnaktır, Çerkestir” ve bu “Etnik Grupları” aynı çatı altında toplayan, kendisine “Vatandaşlık bağı ile bağlanması” karşılığında canlarını, mallarını, ırzlarını, özgürlüklerini koruyacağını “Anayasal” olarak taahhüt eden devletin adına da “Türk Devleti” denilmiştir. İşte Andımızda söylenen “Türküm” vurgusu bir ırka, soya, kavme, aşirete ait bir “Etnik Kimliğe” değil, kendisine “Vatandaşlık bağı ile bağlanan” Kürt’e Laz’a Çerkes’e siyasi anlamda “Üst Kimlik” kazandıran “Türklük” vurgusunadır. Yani, “Tek Vatan-Tek Bayrak-Tek Millet” vurgusunadır. O vatanın adı “Türkiye Cumhuriyeti” bayrağı “Türk Bayrağı” milleti “Türk Milleti”dir. Ve “Türk Milleti” bir ırktan, kavimden, soydan değil, aynı kaderi paylaşan, aynı coğrafyada yaşayan, aynı acıları çeken ve birlikte bağımsızlık mücadelesi veren Türklerin, Kürtlerin, Lazların, Çerkeslerin vb. toplulukların bir arada yaşamasıdır. “Etnik Kimlik”, “Üst Kimlik”, “Vatandaşlık”, “Siyasi Kimlik” tanımları bilimsel olarak bu kadar açık haldeyken neden birileri özellikle Türklük “Üst Kimliği” ve Andımızdan rahatsız olmaktadır? İşte bu sorunun cevabı, CIA eski Ankara İstasyon Şefi Paul Bernard Henze tarafından 1990 yılında Rand Corporation Uzmanlarından Prof.Dr.Sabri Sayarı’ya hazırlattığı raporda saklıdır. “Atatürk ilkeleri Yeni Dünya düzeniyle birlikte ölmüştür.” 1990 yılı, “Yeni Dünya Düzeni”ni kurmaya çalışan “Küresel Sistem” ve onun “Küresel Jandarması” ABD tarafından Türkiye ayağına yönelik operasyonların başladığı yıldır. Paul Henze için “Atatürk ilkelerini” öldüren Sabri Sayarı’nın hazırladığı bu raporla birlikte, CIA menşeli ABD kuramcıları, Türkiye Cumhuriyeti’nin Laik rejiminin değişmesi için seferber oldu. CIA analisti Graham Fuller, 26.02.1990’da Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan röportajında, “Kemalizm ölmüştür. Türkiye artık, İslam’ın günlük yaşamdaki rolünü yeniden düşünmelidir.” derken, Türkiye’ye yönelik yapılması planlanan operasyonun amacını da açık açık deklare etmiştir. Hedefte Kemalizm adı altında Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal bütünlüğünü sağlayan Atatürk İlke ve İnkılapları vardır! Atatürk ve değerlerinin neden hedefe alındığının cevabını veren, yine CIA analistlerinden Samuel Huntington olmuştur. Huntington’un ilk olarak 1993 yılında ortaya attığı ve devamında 1996 yılında kitaplaştırdığı “Medeniyetler Çatışması” tezine göre, Atatürk, yıkılan Osmanlı Devleti’nin yerine kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzünü, kendisini asla kabul etmeyecek olan Batıya dönerek hata yapmıştır. Huntington’a göre Atatürk Türkiyesi yüzünü Batıya değil Ortadoğu’da İslam Dünyası’nın liderliğine dönmeliydi. Asıl sorun İslam Coğrafyasındaydı ve Osmanlı Devletinin yıkılması sebebiyle bu coğrafya sahipsiz kalmıştı. Türkiye Cumhuriyeti ve halkları, kuruluş aşamasında Atatürk’ün izlediği bu yanlış stratejinin bedelini daha fazla ödememeliydi. Çünkü, “Medeniyetler Çatışması” tezine göre, dünya, “Batı, Latin Amerika, İslam, Çin, Hindu, Ortodoks, Japon ve Afrika” olarak 8 ana medeniyete bölünmeliydi. Bunun karşısında tek engel vardı o da kurucu lideri Atatürk olan Türkiye Cumhuriyetiydi. Yıkılıp “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” olarak yeniden kurulmalıydı. Huntington, 1996 yılında bu tezini kitaplaştırırken, “Büyük Ortadoğu” kavramı yine ilk kez onun tarafından ortaya atıldı. Ortadoğu’daki İslam dünyasının dağınık halinden en çok “Radikal İslamcı Gruplar” yararlanıyor ve dolayısıyla bu da İsrail’in güvenliğini doğrudan tehdit ediyordu. İşte bu yüzden “Büyük Ortadoğu Projesi” hayata geçmeli, inşa edilecek “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” dağılmış olan İslam Coğrafyasını bir araya getirmeliydi. Peki bu nasıl olacaktı? Cevabı CIA analisti Graham Fuller verdi! Fuller’e göre, Ortadoğu’daki Anti Amerikancı “Radikal İslamcı” akımların önünü kesmenin tek bir yolu vardı o da laik sistemleri desteklemekten değil, aksine “Radikal İslamcı Partileri” küresel kapitalist sistem içine çekecek ve özlerini dönüştürecek bir yaklaşımdan geçmekteydi. Batılıların Doğuda laiklik konusundaki ısrarcı tavırları bir anlam ifade etmiyordu. Üstelik, Müslümanların gündelik yaşamlarında dini nasıl yorumlayıp uyguladıkları ABD’nin stratejik çıkarlarını da ilgilendirmiyordu. ABD için önemli olan, bu ülke veya grupların Anti-Amerikancı olup olmadıklarıydı. Bunun için yapılması gereken tek bir şey vardı o da başta Türkiye olmak üzere “Ilımlı İslam Projesi”nin hayata geçirilmesiydi. CIA’nın bir analisti “Medeniyetler Çatışması” tezi altında Laik Türkiye’nin yıkılıp Osmanlı ve İslami motiflere uygun şekilde yeniden kurulmasını tavsiye ederken bir diğer CIA analisti de bu yıkımın ancak “Ilımlı İslam Projesi”nin hayata geçirilmesiyle mümkün olacağını söylüyordu. Yıl ise 1996… Yani, FETÖ’nün kozasından çıkarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kılcallarına sızma operasyonuna başladığı yıl. Refah Partisi ve tabanının “Radikal İslamcı” olarak yaftalandığı, tarikatların “Kökten Dinci Tehdit” olarak yansıtıldığı ve “İrticayla Mücadele” adı altında 28 Şubat Post Modern Darbenin hayata geçirildiği 1997 yılından 1 yıl önce! Hiç birisi tesadüf ve spontane gelişmedi. İmam Hatiplerin kapatılmasından tutun Başörtüsünün yasaklanmasına, Camiye giden cemaatin fişlenmesinden Kuran Kurslarının “Örgüt Hücresi” sayılmasına kadar her şey planlıydı. Bir tarafta inancından dolayı keskinleştirilip radikalleştirilmek istenen Müslümanlar, diğer tarafta kendisini Kemalist ve Atatürkçü olarak tanımlayan laikler. Aradan sıyrılıp kendisine alan bulan ve Türkiye’nin gelecek 20 yılına ayar verecek ise, “Biz Atatürkçü modern Müslümanlarız ve Demokrasiyi savunuyoruz” diyen iki yüzlü FETÖ’cüler olacaktı. Graham Fuller’in “Ilımlı İslam Projesi” rol modeli Fetullah Gülen ile hayata geçirilmeye başlanırken 28 Şubat darbesinden 1 yıl sonra FETÖ’nün ilk “Yuvarlak Masa” toplantılarını gerçekleştirdiği “Abant Platformu” kuruldu. Ne kadar manidar ki; 23 Mart 1998’de yapılan 1. Abant Platformu Toplantısının konusu da, “ İslam ve Laiklik” olarak seçildi. Sonraki yıllarda başta “Türkiyeli” ve “Andımız” olmak üzere, ulusal birlik ve bütünlüğümüze yönelik ne kadar kavram varsa, “Abantplatformu” adı altında FETÖ ve ABD beslemesi Liberaller tarafından tartıştırılarak dejenere edildi. 2013 yılına gelindiğinde “Çözüm Süreci”ne yönelik hazırlanan “Demokratikleşme Paketiyle” önce andımız kaldırıldı ardından devlet kurumlarının başında bulunan “T.C.” ifadesi. Bugün, Danıştay 8.Daire tarafından Andımız hakkında verilen karara itiraz edenleri inceleyin genel çoğunluğunun geçmişte “Abant Platformu”na katılıp FETÖ ile birlikte ABD’nin “Yeni Türkiye Projesi”ni hayata geçirmek için var gücüyle çalışan isimler olduğunu göreceksiniz.  Şimdi bu isimler, Danıştay 8.Daire tarafından Andımız hakkında verilen kararı, FETÖ projesi olarak nitelendiriyor. Üstelik bu "Komplo Teorisi"ni ortaya atarken, geçmişte  ABD'nin Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü parçalamak için geliştirdiği "Ilımlı İslam Projesi"nin bir aparatı olduklarını unutarak yapıyorlar. Bunların Andımız rahatsızlığı iddia ettikleri gibi "Faşizm" veya "Irkçılık" olduğu için değil! Bunların tüm rahatsızlığı, 1990'da planlanan, 1993'de ilk tohumu atılan, 28 Şubat ve sonrasında filizlenen ve 2013 yılında meyvasını veren ABD Projesinin boşa düşmüş olması.  Andımızın kaldırılması, Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin tasfiye edilmesi sürecinde atılan bir adımdı. 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminde olduğu gibi Andımız üzerinden yapılmaya çalışılan bu operasyonda, Danıştayın verdiği bu kararla boşa düşürülürken ABD ve yerli taşeronları yine kaybetti...!


 

Diğer yazıları...
Android apk indir
avcılar sex shop   beylikdüzü sex shop   avcılar sex shop   avcılar sex shop   beylikdüzü sex shop   beylikdüzü sex shop   samsun sex shop   samsun sex shop   vibratör   izmir sex shop   izmir sex shop   izmir sex shop    sex shop   saç bakım   jartiyer takımı   sex shop   işitme cihazı  

Yazarlar

Döviz Kurları

  ALIS SATIS
$ USD 5.3505 5.3601
€ EURO 6.0880 6.0990
Arşiv Arama
- -
Medya.Berlin | Haber, Gündem, Video-Röportaj, Spor
© Copyright 2018 Medya.Berlin. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Spor Haberleri
Futbol Haberleri
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
AKP Haberleri
MHP Haberleri
CHP Haberleri
Genel Siyaset
ÖNEMLİ
A.Ö.L.
Dışişleri Bakanlığı
Berlin Basin Müşavirliği
Berlin Büyükelçiliği
DÜNYA
Adalet Bakanlığı
Almanya Gündem
Berlin Gündem
Avrupa Gündem
Türkiye Gündem