Herr Schulz, Türkiye düşmanlığı oy kazandırmıyor!


Bu makale 2017-08-02 15:00:44 eklenmiş ve 290 kez görüntülenmiştir.
Ozan Ceyhun

Almanya ve Avusturya biri Eylül'de diğeri Ekim'de gerçekleşecek olan seçimler nedeniyle yoğun bir seçim atmosferi içindeler. Seçim kavgası Almanya'da daha da kızışmış durumda. Almanya'da özellikle ekonomi alanında başarılı Şansölye Angela Merkel'e karşı ana muhalefet partisi SPD adayı olan Avrupa Parlamentosu eski başkanı Martin Schulz beklenen başarıyı gösterememiş durumda. Bırakın birinci parti olma hedefini kaybetmeyi aynı zamanda hükümet dışı kalma rizikosu da söz konusu. CDU/CSU ile koalisyon oluşturarak federal hükümette iktidarda olan SPD, bu şekilde düşüşünü sürdürürse bu konumunu da yitirme tehlikesi ile karşı karşıya. CDU/CSU için tek koalisyon ortağı olma avantajını yitiren SPD'ye rakip olarak liberal parti FDP ya da FDP'nin oyları yeterli olmazsa (büyük bir ihtimal) bu durumda da uzum yıllardır hükümette olma özlemi çeken Yeşiller'in de katılımı ile bir “Jamaika Koalisyonu” söz konusu. CDU/CSU,FDP ve Yeşiller'den oluşan “Jamaika Koalisyonu” kolay olmasa da Yeşiller'in “her şey pahasına bakanlık koltuğu hırsı” ile ihtimal dahilinde.

Oysa Almanya'da istikrar açısından bir CDU/CSU-SPD “büyük koalisyonu” aslında ülke çıkarları için en akıllıca olanı. Ancak neredeyse sekiz yıldır süregelen bu “istikrar koalisyonu” Martin Schulz'un yanlış taktikleri nedeniyle tekrardan bir dört yıl iktidarda olma şansını yitirebilir.
Geçmişte çok hızlı bir Gerhard Schröder taraftarı olan Martin Schulz aday olduğunda Schröder'e tam ters bir programla “hızlı bir sol SPD” iddiasıyla ortaya çıkarak ilk hatasını yaptı. Gerhard Schröder başarısını “önce ülkem sonra partim” sloganına borçluydu. Hatta bir SPD'li şansölye olarak bir tabuyu kırmış ve sendikaların tutarsız taleplerine de karşı çıkmıştı. Bu sayede Almanya ekonomisini rayına oturtmuştu. Schulz ise “ucuz sol radikal slogan ve vaatlerle” büyük hayal kırıklığı oldu.
Ardından Angela Merkel'in başarılı mülteci politikasını ve bu amaçla gerçekleştirdiği Türkiye ile işbirliğini hedef aldı. Ancak her alternatif sunmadan eleştiren politikacının başına geldiği gibi inandırıcılığını yitirdi. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi büyük bir Türkiye dostu olan Gerhard Schröder'in (Schulz da o tarihlerde Türkiye dostu olarak ortalıkta gezmeye bayılıyordu) tersi bir çizgi benimseyerek hem Türkiye'ye hem de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı ağır hakaretler de içeren çıkışlarıyla Almanya'da “Türkiye düşmanı” bir aday olarak oy avcılığına soyundu. En büyük hatası da bu oldu. Çünkü “Türkiye düşmanlığı” konusunda uzmanlaşmış olan ırkçılar ve ayrıca hem “Türkiye düşmanlığı hem de PKK terör örgütü dostluğu” ile namlı Sol Parti bu alanda “orijinal partiler” olarak daha cazipler. Onlardan geriye kalan üç beş oyu da “Türkiye düşmanlığı” konusunda Sol Parti ile yarışa giren Yeşiller kaptığından Martin Schulz'a pek bir şey kalmadı.
Sol Parti'li ve PKK terör örgütü destekçisi bir milletvekilini heyet üyesi yaparak Türkiye ve Almanya arasında “İncirlik” ve “Konya” krizlerini kışkırtan Sol Parti'nin oyununa gelerek Angela Merkel'i “Türkiye Politikası” nedeniyle eleştiren Schulz bu konuda da seçmen nezdinde gülünç duruma düştü. Çünkü kendi partisi SPD hem koalisyon ortağı hem de Dış İşleri Bakanı Sigmar Gabriel SPD'nin eski başkanı. Gabriel her adımı Merkel ile istişare halinde attığından Schulz kendi partisini eleştirmiş oldu!
Bu da yetmedi aynı Almanya gibi bir hukuk devleti olan Türkiye'de mahkemelerin bağımsız kararları nedeniyle Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a saldırmaya devam etti. Bu tavrı ile aslında Almanya'da Türkiye düşmanlığını kışkırtmış oldu. Bunu isteyerek ya da istemeyerek yapsa da kazanan AfD oldu. “Artık kaybediyorlar” diye tanımlanan ve kendi içindeki tüm aklı başında olan politikacıları afaroz ederek Almanya'nın tüm ırkçılarının partisi haline gelen AfD, Martin Schulz'un başını çektiği ve Sol Parti ile Yeşiller'in çok aktif olduğu Türkiye düşmanlığına “Türk, müslüman ve mülteci düşmanlığını da” ustaca ekleyerek ve kullanarak yeniden canlandı.
Son kamuoyu yoklamaları bu durumu belgelemekte. Angela Merkel ve CDU/CSU %38 ile başarılı konumdalar. FDP %8 ile yukarı tırmanıyor. Türkiye düşmanı koro ise hepsi bir araya geldiklerinde hükümet oluşturamaz durumdalar: SPD %25 ile diplerde gezmekte. Sol Parti %9 ve Yeşiller %8. Buna karşın AfD tekrardan canlanıyor: %9. Türkiye ve müslümanlara yönelik tüm slogan ve demeçler en çok AfD'ye oy getirmekte.
Ancak ne yazıkki Almanya bu durumdan ders almamakta ısrar ediyor.
Çok kaygılıyım. Özellikle son günler de medyanın da başını çektiği ve SPD'li bazı bakanların, SPD'li, Sol Parti'li ve Yeşil politikacıların “Türkiye'de tatil yapmayın” kampanyaları her açıdan ırkçıların ekmeğine yağ sürmekte. 
Türkiye'de turistlere yönelik hiç bir tehlike yokken Alman kamuoyunu “korkutmak” ve “Türkiye'yi yaşamın tehlikede olduğu bir ülke” şeklinde resmen “yalan söyleyerek” kandırmak sadece Türkiye'ye değil Almanya'da zarar vermekte.
Türkiye'ye gelen turistleri engellemeye kalkmak aslında çok “aptalca”. Bunu yapanlar utanmadan “Türkiye'deki demokrasiye destek olduklarını” söylüyorlarsa büyük bir düşünce hataları var. “Turist boykotu” ile Türkiye'nin batı ve güneyinde yaşamakta olan insanlara ve esnafa büyük zarar veriyorlar. Üstelik bu bölgelerde en büyük zararı muhalefet partisini seçen kesimlere veriyorlar. Yani demokrasiyi desteklemek adına çoğunluğu iktidar partisini seçmemiş olan ahaliyi cezalandırmaktalar. Bu sayede daha düne kadar “Avrupa hayranı olan ve AK Parti'ye karşı Almanya'dan umudu olanlar” bizzat Alman politikacıların “aptalca” uyguladığı “turizm boykotunun” hedefi durumundalar.
Ancak asıl büyük zararı Alman toplumu görmekte. Nerdeyse tüm televizyon kanallarında ve gazetelerde “Türkiye'ye gitmeyin” denilerek beyni yıkanan Almanları aynı zamanda Türklere de düşman etmekteler. Bu çirkin propagandanın etkisinde kalan Almanlar sadece Türkiye'de tatil yapmaktan vaz geçmiyorlar. Aynı zamanda daha düne kadar sorunsuz birlikte yaşadıkları iş arkadaşları ve komşuları Türklere e bakışları değişiyor ve olumsuzlaşıyor. 
Geçmişte yaşadık bunu. Bir dönem aşırı sayıda mülteci geldiğinde medya ve bazı partiler mülteci düşmanlığını kışkırttığında bunun nereye vardığını hatırlatalım. Hoyerswerda ya da Rostock'u unutmadık. Hele hiç bir Türk'ün ve demokratım diyen Almanın unutmayacağı Möln ve Solingen'i hatırlatmakta yarar var. Hiç biri durup dururken olmadı.
Günlerdir Almanya'da kesintisiz sürdürülen “Türkiye'de tatil yapmayın” denilen ama bu arada her türlü Türkiye düşmanı içerik de dile getirilen canlı yayınları ve manşetleri sadece masum Alman vatandaşları tarafından izlemiyor. Aşırı sağcı ırkçı gruplar da bu yayınları büyük bir keyifle izlemekteler.
Geçmişte bu yoğun propagandanın ardından sadece televizyon seyretmeyip hedeflerine yönelmişlerdi. Möln'de ve Solingen'de katledilen insanlarımız bu tarz propagandanın kışkırttığı ve “demekki Türklere artık düşmanlık arttı, saldırmak serbest (vogelfrei)” diye düşündürttüğü ırkçıların hedefi ve kurbanı olarak katledildiler.
Bugün bu nedenle çok endişeliyim ve Almanya'daki tüm demokratlara sesleniyorum: ırkçılığı kışkırtmaktan başka hiç bir işe yaramayan bu “turizm boykotuna” yönelik propaganda yayınlarına son verilmesini sağlayın!
Yine Almanya'da insanlar ırkçıların hedefi olmasın!

Diğer yazıları...
Android apk indir

Yazarlar

Döviz Kurları

  ALIS SATIS
$ USD 6.1360 6.1471
€ EURO 6.9501 6.9626
Arşiv Arama
- -
Medya.Berlin | Haber, Gündem, Video-Röportaj, Spor
© Copyright 2018 Medya.Berlin. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Spor Haberleri
Futbol Haberleri
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
AKP Haberleri
MHP Haberleri
CHP Haberleri
Genel Siyaset
ÖNEMLİ
Dışişleri Bakanlığı
Berlin Basin Müşavirliği
Berlin Büyükelçiliği
A.Ö.L.
DÜNYA
Almanya Gündem
Berlin Gündem
Avrupa Gündem
Türkiye Gündem