ANALİZ - 15 Temmuz darbe girişimi ardından...


Bu makale 2016-07-23 22:07:09 eklenmiş ve 3653 kez görüntülenmiştir.
Yılmaz Değirmenci

Geçen hafta şahsen yüzyıl düşünsem aklıma gelmeyecek bir olay yaşadık. Kendi askerimiz (içine sızmış karanlık bir grup) kendi milletimizin tepesine bombalar atarken, keskin nişancılar
sıradan halka ateş açtı. Bu esnada bunu yapan canilerin yazışmalarından "kimseye acınmayacak" dediklerini gördük.

Bu durum çoğumuza öyle acı verdi ki, zannediyorum yaşadığımız travmayı çok uzun bir zaman atamayacağız.

Nasıl oldu da, bizzat devletin yetiştirdiği, en güzel okullarda yetiştirdiği, rütbe ve makam verdiği, uçak, helikopter ve silahla teçhiz ettiği insanlar, kendilerine emanet edilen onur, namus gibi kavramları yerle bir ederek, böyle bir ihanetin içine girebildi?

Köprüde sıradan vatandaşa ateş ederken bir yandan da Fatiha suresini okuyabildi. Cumhurbaşkanına saldırırken bir meczup adına duaları koynunda taşıyabildi.

Uzay çağında bile nasıl oluyor da, çoğu yurt dışına çıkmış ve yüksek lisans bile yapmış olan bu insanlar böyle bir beyin uyuşmasına maruz kalabildi?

Ya da adalet ve vicdanı temsil etmesi gereken hakimler ve savcılar, nasıl oldu da masum insanları bu kadar insafsızca hapislere atabildi? Uzun yıllardır bu grubun hedeflerine ulaşmak uğruna şantaj, dinleme, sahte delil üretme, masum insanların hakkını yiyerek kadrolarda dolma, sınav sorularını çalma, başkalarının sınav sonuçlarıyla oynama, yeri geldiğinde iftira atma gibi her türlü kötülüğü büyük bir iştahla yaptığını hep okuyor ve işitiyorduk. İnsanlar nasıl bu kadar vicdansız olurken nasıl hipnoz halinde kendilerini ikna edebildi?

1) BİAT VE TAPINMA KÜLTÜRÜ

Ortadoğu toplumlarında en büyük hastalıklardan biri dinle pompalanan biat kültürüdür. Tanrı'nın insana verdiği en büyük iki nimet; birey olmak ve özgür olmakken biat kültürü insanların kişiliğini iğdiş ederek onun tüm özgür seçimlerini yok eder. Bunu ise dinsel günah ve ceza kavramlarının gücüyle başarır.

Ayrıca diğer bir hastalık tapınma kültürüdür. Sıradan bir insan, sırf dinsel hitabet yeteneği yüksek diye "kutsal" bir konuma yerleştirilir, onun asla hata yapmayan seçilmiş bir varlık olduğu miti yaratılarak, müritlerin ona koşulsuz tapınması sağlanır.

İşte bu yüzden gençlere, bu hastalıklar iyi anlatılmalı, özgür, kişilik sahibi birey ve yurttaş olarak yetişmeleri sağlanmalıdır.

Eğer evrende Tanrı'nın bir dili varsa o da matematiktir. Oysa bir matematik öğretmeni gelir, dersini anlatır, öğrencilerine gereken bilgiyi aktarır ve dersini kapatır. Hiçbir öğrenci o öğretmene biat etme ve tapınma ihtiyacı hissetmez. Peki konu neden matematik değil de dini bir konu olunca değişiyor? Farkeden nedir?

2) ADALET VE VİCDAN DUYGUSU

Tüm ahlak kurallarının temeli dürüstlüğü yansıtan vicdan duygusu ve bunun topluma adalet olarak yansımasıdır. Gençlere onursuz bir yaşamdansa, onurlu bir ölümün daha anlamlı olduğu hissettirilip anlatılmalıdır.

Gençlerde öncelikle değerler sistemi sağlam bir şekilde oturtulmalıdır. Dürüstlük, namus, onur ve adalet erdemlerinin tersine olan hiçbir eylemi kabul etmemeleri ve sorgulamaları sağlanmalıdır. Aksi taktirde kendilerine gelen herhangi bir kaynaktan gelen emri herhangi bir süzgeçten geçirmeden uygulayan robotlara dönüşme potansiyeline sahip olacaklardır.

3) ÖTEKİLEŞTİRME

Toplumumuzdaki en önemli hastalıklardan biri de, insanları "biz" ve "onlar" diyerek ötekileştirme kültürüdür. İster etnik, ister mezhepsel ya da başka kaynaklı olsun, insanları kendine düşmanlaştırmaktır. Bir anlamda bunun temelinde de yine birey olamama ve kişiliğin oluşmaması yatmaktadır.

Gençlere tüm insanlığın bir ve kardeş olduğu, farklılıkların bizi zenginleştirdiği ve güzelleştirdiği anlatılmalı ve hissettirilmelidir.

4) DÜŞÜNME VE SORGULAMA EKSİKLİĞİ

Bu meşum ihanetin içinde yüksek lisans hatta doktora yapan birçok insanın olduğunu da görüyoruz. Demek ki alınan tüm eğitimlere rağmen bir eksiklik var.

O da eğitimin ezberci olması, yaratma ve insanlığa katkı sağlama temelli olmaması ve temelinde gerçek anlamda düşünerek sorgulama yatmamasıdır.

Gençlerde sorgulama, şüphe duyma duyguları geliştirilmelidir.

5) SANATIN EKSİKLİĞİ

İçselleştirerek şiir yazan, müzik yapan, sanatı hissederek kendi ruh heykelini zarifleştiren bir insan asla başkasının kuklası bir robota dönüşmez. Asla bir başkasının hakkına tecavüz ederek ona zarar vermez.

Hayatından keyif almasını ve eğlenmesini bilen, boş zamanında güzel bir kitap okuyarak ruhunu besleyen, bazen kendi başınayken bile dans edebilen bir insan mutluluk ve neşe saçar. Ölüm ve ateş saçmaz.

Gençlerde sanat vasıtasıyla farkındalık, mutluluk ve sevgi kavramlarının pekiştirilmesi sağlanmalıdır.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Android apk indir

Yazarlar

Döviz Kurları

  ALIS SATIS
$ USD 4.0332 4.0405
€ EURO 4.9670 4.9760
Arşiv Arama
- -
Anket
Bugün Seçim Olsa Kime Oy Verirsiniz?
AK PARTİ
MHP
İYİ PARTİ
DİĞER PATİLER
Medya.Berlin | Haber, Gündem, Video-Röportaj, Spor
© Copyright 2018 Medya.Berlin. Tüm hakları saklıdır.
Anadolu Ajans ABONESİDİR.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Spor Haberleri
Futbol Haberleri
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
AKP Haberleri
MHP Haberleri
CHP Haberleri
Genel Siyaset
ÖNEMLİ
Dışişleri Bakanlığı
Berlin Basin Müşavirliği
Berlin Büyükelçiliği
A.Ö.L.
DÜNYA
Almanya Gündem
Berlin Gündem
Avrupa Gündem
Türkiye Gündem