sex shop
avcılar sex shop   beylikdüzü sex shop   avcılar sex shop   avcılar sex shop   beylikdüzü sex shop   beylikdüzü sex shop   samsun sex shop   samsun sex shop   vibratör   izmir sex shop   izmir sex shop   izmir sex shop    sex shop   saç bakım   jartiyer takımı   sex shop   işitme cihazı  

NSU : BİR TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ANATOMİSİ

Sıradan bir banka soygunu gibi gözüken olay, kamuoyunda o güne kadar kimsenin adını sanını duymadığı bir yapıyı gün yüzüne çıkarmıştı.
Bu haber 2018-07-10 10:09:24 eklenmiş ve 1378 kez görüntülenmiştir.

MEDYABERLİN

Tarih: 4 Kasım 2011,

Yer: Eisenach / Thüringen,

Sabah saat 9.00 suları…

Almanların tarihteki ilk cumhuriyet deneyimine ev sahipliği yapan Weimar kentinin bulunduğu Thüringen eyaleti, tarihe bu sefer kara harflerle yazılacak olan bir gelişmeye sahne olacaktı.

Eyaletin batısında 50 bin kadar nüfusu bile olmayan Eisenach kentinin sakinleri, sıradan bir sonbahar gününe uyanmıştı. 17. yüzyılda ünlü besteci Johann Sebastian Bach’ın hayata gözlerini açtığı bu sakin ve küçük kent, ilk etapta kimse farkında olmasa da büyük bir olaya tanıklık edecekti…

Her şey sabah saat 9.12’de, iki maskeli kişinin Am Nordplatz 13’de bulunan bankayı soyma girişimiyle başlamıştı. Banka çalışanları için belki bir ömür gibi gelen, esasında ise sadece 6 dakika süren soygun sonunda saldırganlar bankadan 71 bin 915 euro gibi bir meblağ çalarak bisikletleriyle olay yerinden uzaklaşmışlardı.

Ne var ki bu banka soygunu, maskeli saldırganlar için sonun başlangıcı olacak ve bir anlamda tesadüf eseri o güne kadar adı duyulmamış olan bir örgütün foyasını ortaya çıkaracaktı. Nitekim daha önce farklı tarihlerde ve farklı noktalarda 14 başarılı soygun gerçekleştiren saldırganlar, bu sefer yakayı “cansız” da olsa ele vereceklerdi…

Sıradan bir banka soygunu gibi gözüken olay, kamuoyunda o güne kadar kimsenin adını sanını duymadığı bir yapıyı gün yüzüne çıkarmıştı.

Yaşananlara geriye dönecek olursak, soygundan hemen sonra emniyet güçleri alarma geçmiş ve banka soyguncularını aramaya başlamışlardı. Olay, Eisenach gibi küçük bir yer için fazlasıyla dramatikti. Ancak dikkatli gözler, kentte farklı bir şeylerin olduğunu fark etmiş ve böylece soyguncular kıstırılabilmişti. Nitekim soygundan sadece üç saat sonra polisler, iki soyguncunun Anlieger sokağında bulunan karavanını çoktan çevrelemişlerdi.

İlk başta polislere karşı birkaç el ateş edildi. Bunu üzerine destek çağrıldı. Çok geçmeden iki el ateş sesi daha duyuldu. Ancak bunlar polislere karşı değildi. Tam olarak ne olduğu, kime ateş edildiği henüz saptanamamışken birden karavandan alevler yükselmeye başladı.

Aslında polisler karavandaki kişilerin soyguncular olup olmadığını kesin olarak bilmiyordu. Bir görgü tanığı, Perşembe gününden beri söz konusu noktada bulunan karavandan şüphelenmiş ve polisi durumdan haberdar etmişti.

Bundan sonra gelişenler ise adeta parçaları eksik olan bir yap-bozu tamamlayacaktı. Zira sıradan bir banka soygunu gibi gözüken olay, Alman devletinin haberinin olup olmadığı tartışmaya açık olsa da en azından kamuoyunda o güne kadar kimsenin adını sanını duymadığı bir yapıyı gün yüzüne çıkarmıştı: Bu yapı, 8’i Türk olmak üzere 10 kişinin ölümünden sorumlu olan aşırı sağcı “Nasyonal Sosyalist Yeraltı” örgütüydü.

Yap-boz parçaları bir araya geliyor

Her şey alevler içinde kalan karavanın itfaiye tarafından söndürüldükten sonra içinden çıkanlarla açıklığa kavuştu. Karavandan çıkanlar arasında Ceska tipi bir silah da vardı ve bu silah, 2000 yılından itibaren Almanya’nın farklı şehirlerinden gerçekleştirilen cinayetlerde kullanılmıştı.

Öte yandan karavanda intihar eden iki kişinin cesedi, 1998 yılında yer altına çekilen Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos’a aitti. Yapılan araştırmalara göre Mundlos, önce Böhnhardt’ı öldürmüş, akabinde karavanı ateşe verdikten sonra da intihar etmişti.

NSU örgütünün ortaya çıkmaması için ikilinin “gerçekte” üçüncü bir kişi tarafından öldürüldüğü ve olaya intihar süsü verildiği iddiaları da uzun bir süre tartışılan konular arasında yerini almış olsa da bu iddiayı destekleyici herhangi bir kanıt bulunamadı. Zaten NSU’nun ortaya çıkarılmasında kilit bir role sahip olan Ceska tipi silahın karavanda bulunmuş olması da üçüncü bir kişinin varlığını pek rasyonel kılmıyordu.

Ancak karavanda her ne kadar “üçüncü” bir kişinin varlığından bahsedilemese de Eisenach’ın 185 km doğusundaki Zwickau kentinde böyle biri vardı. Bu isim 1998, yılında Mundlos ve Böhnhart ile birlikte yer altına çekilen Beate Zschaepe idi. Zschaepe, Mundlos ve Böhnhardt’ın intihar etmelerinden sadece birkaç saat sonra Zwickau’da saklandıkları evi kundaklamış ve 8 Kasım tarihine, yani polise teslim olduğu güne kadar trenle çeşitli Alman şehirlerine yolculuk yapmıştı.

Artık yap-bozun diğer parçaları da tamamlanıyordu. Bundan sonraki süreç, Almanya’da asrın davasının başlamasıyla devam edecek ve hem Alman devleti hem de kamuoyu uzun süre NSU örgütü ile meşgul olacaktı.

Peki, NSU neydi? Ne zaman ve nerede kurulmuştu? İddia edildiği gibi sadece üç kişiden mi oluşuyordu yoksa arkasında başka kişiler de var mıydı? Alman istihbaratı örgütü ortaya çıkarmakta gerçekten aciz mi kalmıştı? Yoksa istihbarat içindeki bazı klikler yaşananlara göz mü yummuştu?

Aradan geçen zaman boyunca bu soruların çoğu hâlâ yanıtlanamadı. Şimdiye dek kamuoyuna yansıyan veriler üzerinden de her şeyin açıklığa kavuşturulabileceğini söylemek zor olsa da yine de bazı saptamalar yapmak mümkün. Bunun için de öncelikle odak noktasını NSU’nun beslendiği altyapıya yöneltmek yerinde olacaktır.

“Sınıfsız” bir toplum içinden türeyen faşist dalga

NSU’nun yeşerdiği bölge, bir zamanlar sosyalist Demokratik Alman Cumhuriyeti toprakları olan ve kısaca “Doğu Almanya” denilen yer. Nitekim NSU’nun bu bölgede ortaya çıkışı tesadüf değil; aksine arka planında derin bir sosyo-ekonomik gerekçe mevcut. Bu süreci anlamlandırmak için de dolayısıyla öncelikle Almanya’nın II. Dünya Savaşı’nın akabindeki siyasal hayatını göz önünde bulundurmak önemli.

Hatırlanacağı üzere, dünyadaki tüm dengeleri alt-üst eden II. Dünya Savaşı, belki de en büyük travmalardan birine Almanya’da neden olmuş ve bu ülkenin ikiye bölünmesine sebebiyet vermişti. Batı’da kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti uluslararası sistemde yeniden yerini almaya çalışırken bir gün doğudaki diğer Alman devleti ile birleşme ülküsünü de daima devam ettirmişti.

Tarihler 9 Kasım 1989’u gösterdiğinde Berlin Duvarı’nın inşa edilişinden 28 yıl sonra yıkılmasıyla birlikte yeni bir döneme girildi ve Federal Almanya ile Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin birleşmesinin önünde bir engel kalmadı. Ne var ki birleşme o kadar kolay değildi. Bir kere ekonomik gelişmişlik açısından Doğu Almanya, Batı’ya kıyasla daha gerideydi. Bununla birlikte yıllar içinde batıda demokratik, doğuda ise totaliter bir rejim gelişmişti.

İki bölge arasındaki farklılıklar ayrıca da toplumsal bir soruna gebeydi. Bu sorun da doğuda demokrasiyi ve farklılıkları özümseme noktasında sıkıntı yaşayan yeni ve genç bir kuşağın varlığından kaynaklanıyordu. Bu arka plan ile birlikte kitlesel işsizlik ve varoluş kaygıları, söz konusu kuşakta Neo-Nazizm düşüncesine karşı ilgiyi tetikleyici bir unsur oldu.

Tabii Almanya’daki ırkçılığın sadece doğu bölgelerine mahsus olduğunu söylemek eksik ve yanıltıcı olur. Batı Almanya’da da 1950’lerden itibaren irili ufaklı birçok sağcı örgüt kurulmuştu. Örnekler arasında 1950 yılında Frankfurt’ta kurulan “Alman Gençlik Birliği” (Bund Deutscher Jugend), 1969 yılında Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde tesis edilen “Avrupa Kurtuluş Cephesi” (Europaeische Befreiungsfront) ya da 1973’te Nürnberg’de oluşturulan “Hoffmann Savunma Sporları Grubu” (Wehrsportgruppe Hoffmann) gösterilebilir.

İki Almanya’nın birleşmesinden sonraki kısa sürede ise ırkçı şiddet giderek arttı; sadece 1991-1993 yılları arasında sığınmacılara yönelik 4 bin 700 saldırı kayıtlara geçerken saldırılar sonucunda 26 kişi hayatını kaybetti. 1973 doğumlu Uwe Mundlos, 1975 doğumlu Beate Zschaepe ve 1977 doğumlu Uwe Böhnhardt’ın gençlik yılları işte böyle bir ortamda şekillenmişti.

Thüringen eyaletine bağlı Jena kentinde doğup büyüyen üçlünün, kısa sürede aşırı sağcı fikirlerle tanışması sadece bir zaman meselesiydi. Söz konusu dönemde, üçlünün yaşadığı eyalette örneğin “Thüringen Vatan Savunması” (Thüringer Heimatschutz) gibi aşırı sağcı örgütler protesto yürüyüşleri, propaganda faaliyetleri ve atış talimleri gibi çeşitli etkinliler gerçekleştiriyorlardı.

NSU’nun kuruluşuna giden süreç

NSU terör örgütünün kuruluş sürecinde hâlâ aydınlatılamayan noktalar olsa da eldeki veriler bizleri 1998 yılına götürüyor. Bu noktada ise öncelikle Uwe Mundlos, Uwe Böhnhardt ve Beate Zschaepe’nin yetiştiği ortamdan ve birbirleriyle nasıl tanıştıklarından bahsetmek gerekiyor.

Söz konusu üçlü arasında yaşça en büyük olan Mundlos, satış temsilcisi bir anne ve akademisyen bir babanın oğluydu. Okulda başarılı bir öğrenci olan Mundlos, ortaokulu bitirdikten sonra Carl Zeiss şirketinde elektronik veri işleme üzerine meslek eğitimine başladı. Aşırı sağcı fikirleri benimsemesi ise daha erken bir tarihte 1988 yılında gerçekleştiği tahmin ediliyor. Almanya’nın birleşmesinden sonra ise aşırı sağcı fikirlerinde daha da radikalleştiği ve ilgili çevrelerde aktif olmaya başladığı biliniyor.

Mühendis bir baba ve öğretmen bir annenin oğlu olarak tıpkı Mundlos gibi eğitimli bir ailenin ferdi olan Böhnhardt ise buna rağmen oldukça sorunlu bir çocukluk dönemi geçirmişti. 11 yaşındayken ağabeyini kaybettikten sonra ailesinin deyimiyle “travma” yaşayan Böhnhardt, Almanya’nın birleşmesinden sonraki süreçte aşırı sağcıların dünyasında kendine bir yer edinmiş ve nispeten daha küçük yaştayken bazı soygunlar gerçekleştirmişti. 1993 yılında okulundaki bilgisayarları çalmaya kalkışınca eğitim hayatına diploma alamadan son vermek durumunda kalmış ve akabinde aşırı sağcı çevre içinde git gide daha fazla etkin olmaya başlamıştı.

Annesi Romanya’nın başkenti Bükreş’te diş hekimliği okuyan Beate Zschaepe ise babasını hiçbir zaman tanımamış ve çocukluğunun büyük bir kısmını büyükannesinin yanında geçirmişti. Ortaokuldan sonra meslek eğitimine başlayan Zschaepe, 1989-1990 yılları arasında Uwe Mundlos ile tanışmış ve ikili arasında bir ilişki başlamıştı.

NSU “triosunun” tanışıklığı ise 1993/1994 yıllarına denk geliyor. 1991 yılından beri “Winzerklub” adındaki gençlik merkezini sıkça ziyaret eden Mundlos ve Zschaepe, hâlihazırda devam eden NSU davasında, cinayetlerde kullanılan Ceska marka silahı temin etmekle suçlanan Ralf Wohleben aracılığıyla Böhnhardt ile tanışmışlar ve birlikte eyaletteki aşırı sağcılar tarafından düzenlenen birçok etkinliğe katılmışlardı.

Üçlünün “garip arkadaşlığı” –Mundlos 1994’te askere gittiğinde Zschaepe bu sefer Böhnhardt ile bir ilişkiye başlamıştı– tanışmalarının ardından giderek daha da derinleşirken üçlünün, 1998’de emniyet güçlerinden kaçıp “yeraltına indikleri” döneme kadar gerçekleştirdikleri bazı eylemler şunlardı:

  • 3 Mayıs 1995: NSU üçlüsü Jena kentinde duvarlara izinsiz olarak: “8 Mayıs 1945 (Almanya’nın II. Dünya Savaşı’nda kayıtsız şartsız teslim olduğu tarih) – 8 Mayıs 1995. Kutlamıyoruz! Kurtuluş yalanına son!” yazılı afişler astı.
  • 14 Nisan 1996: Uwe Böhnhardt, Jena kentindeki otoban köprüsüne insan boyutunda bir maket asarak, köprüde maketin asılı olduğu yere “Dikkat bomba var” yazılı bir not bıraktı.
  • 17 Ağustos 1996: Worms kentinde “Thüringen Vatan Savunması” tarafından izinsiz olarak Hitler’in “sağ kolu” Rudolf Hess’i anma töreni gerçekleştirildi. Törende NSU üçlüsü de yer aldı.
  • 1 Kasım 1996: Aralarında Böhnhardt ve Mundlos’un da bulunduğu bir grup Neo-Nazi, Hitler Almanya’sındaki “Fırtına Birlikleri”nin (Sturmabteilung) giydiğine benzer kahverengi üniformalar ile Buchenwald’daki eski toplama kampına giderek provokasyonda bulundu.
  • Ocak 1997: Jena’daki bazı kurumlara sahte mektup bombaları gönderildi.
  • 2 Eylül 1997: Jena’daki tiyatro binasının önüne patlayıcı madde (TNT) bırakıldı.

 

Üçlünün gün geçtikte daha da radikalleşen eylemleri giderek daha fazla dikkat çekmeye başlarken 26 Ocak 1998 tarihine gelindiğinde Jena polisi, ikisi Böhnhardt’a ait olup depo olarak kullanılan üç garajı aramıştı.

Bu aramalar esnasında bizzat Böhnhardt da polislerin yanında bulunuyordu. Ne var ki kendisine ait olan garajlardan şüpheli bir şey çıkmayınca polisler Böhnhardt’ın gitmesine izin vermiş, son garaja, yani Beate Zschaepe tarafından kiralanmış olanına geldiklerinde ise burada propaganda materyallerinin yanı sıra Mundlos’un pasaportu ve birçok patlayıcı madde bulmuşlardı.

Aynı gün Böhnhardt, Mundlos ve Zschaepe hakkında geçici tutuklama kararı çıkartılsa da artık iş işten geçmiş ve üçlü çoktan kayıplara karışmıştı.

“Yeraltı” yılları: Soygunlar, bombalı saldırılar, cinayetler

Haklarında tutuklama kararının çıkmasıyla birlikte üçlünün ilk durağı Jena’nın yaklaşık 110 kilometre doğusunda bulunan Chemnitz kenti oldu. Buraya Ralf Wohlleben’in üzerine kayıtlı bir araçla gelen üçlü, ilk etapta Fritz Eckert bölgesindeki bir eve yerleştiler.

Bu evde çok kalmayan üçlü, bir süreliğine yine aşırı sağcı çevreden tanıdıkları Max-Florian Burkhardt’ın evinde saklandılar. Mundlos, sonraki süreçte kimliğini gizlemek için birçok kez Burkhardt’ın ismini kullanacaktı.

Ağustos sonunda tek odalı bir eve yerleşen NSU üyeleri, Nisan 1999’da ise Andre Eminger (NSU davasında yargılanan beş kişiden biri) tarafından kiralanan yere geçti. Eminger, kendilerine yer ayarladığı üçlü ile son ana kadar irtibat hâlinde kaldı.

Emniyet güçlerinden “kaçarak” geçirdikleri yıllarda Böhnhardt, Mundlos ve Zschaepe ilk etapta çevrelerinden yapılan yardımlarla geçinmeye çalışsalar da bu uzun vadede devam ettirilebilir değildi. Dolayısıyla 18 Aralık 1998 tarihine gelindiğinde, örgütün erkek üyeleri, Chemnitz’de bulunan bir süpermarketi soydular. Soygundan 30 bin mark gibi meblağ elde eden ikili, 13 yıl içinde toplama 600 bin eurodan fazla bir para çalacakları 14 soygun daha gerçekleştireceklerdi.

Soygundan sonra bir süre sessizliğini koruyan üçlü 1 Temmuz 2000 yılında Chemnitz’in yaklaşık 45 kilometre batısında kalan Zwickau kentine geçti. Burada bulundukları sürede iki ev değiştirirlerken 2008 yılında Frühling sokağındaki evde karar kıldılar. Bu ev NSU’nun son “kalesi” olacak; 4 Kasım 2011 tarihinde Zschape tarafından yerle yeksan edilecekti.

“Kaçak” olarak geçirilen 13 yılda NSU’nun gerçekleştirdiği terör eylemleri artık herkesin malumu. Bilinenler arasında 15 soygun, 3 bombalı saldırı v 10 cinayet var. Bilinmeyenler ise ya zaman içinde ortaya çıkacak ya da ebediyen bir sır olarak kalacak.

Ancak şu bir gerçek ki Alman devleti, ırkçılık ve aşırı sağcı terörle mücadelede sınıfta kalmış durumda. Nitekim “aranan” üç suçlunun 13 yıl boyunca “ellerini kollarını sallayarak” adeta bir Almanya turu yapmaları ve göz göre göre bu kadar rahat cürüm işleyebilmeleri büyük bir skandal.

Emniyet birimlerinin nedense her olaydan sonra mağdurları şüpheli olarak görmesi ve yaşananları en ufak bir şekilde aşırı sağcı terörle ilişkilendirme zahmetine girmemesi de bu skandalın bir başka boyutu.

Mayıs 2013’ten bu yanan devam eden NSU davası için 11 Temmuz 2018 tarihinde verilecek nihai karar, yukarıda özetlenen sürecin karanlıkta kalan noktaları dikkate alındığında, sadece bir başlangıcın temsili aslında. Asıl önemli olan, Alman devletinin bundan sonraki süreçte aşırı s ile nasıl bir mücadele vereceği sorusunda saklı.

cafertayyarkaradag@hotmail.com
Twitter: @CaferTayyarKara

 

 

 


ETİKETLER : NSU Almanya
Diğer Pressebriefings haberleri
Android apk indir
avcılar sex shop   beylikdüzü sex shop   avcılar sex shop   avcılar sex shop   beylikdüzü sex shop   beylikdüzü sex shop   samsun sex shop   samsun sex shop   vibratör   izmir sex shop   izmir sex shop   izmir sex shop    sex shop   saç bakım   jartiyer takımı   sex shop   işitme cihazı  

Yazarlar

Döviz Kurları

  ALIS SATIS
$ USD 5.3710 5.3807
€ EURO 6.0755 6.0865
Arşiv Arama
- -
Medya.Berlin | Haber, Gündem, Video-Röportaj, Spor
© Copyright 2018 Medya.Berlin. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Spor Haberleri
Futbol Haberleri
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
AKP Haberleri
MHP Haberleri
CHP Haberleri
Genel Siyaset
ÖNEMLİ
A.Ö.L.
Dışişleri Bakanlığı
Berlin Basin Müşavirliği
Berlin Büyükelçiliği
DÜNYA
Adalet Bakanlığı
Almanya Gündem
Berlin Gündem
Avrupa Gündem
Türkiye Gündem